Bozma ilamına uyulduktan sonra yapılan yargılamada, bozma ilamı ile kesinleşen yönler bakımından yeniden karar verilemeyeceği-
İtirazın iptalinin kabulüne ilişkin kararın henüz kesinleşmemiş olması halinde, anılan davanın, tasarrufun iptali davasında bekletici mesele yapılmasına karar verilmesi gerektiği-
İtirazın iptali istemine ilişkin davada; Asliye Hukuk Mahkemesince davacının faiz isteminin reddine dair verilen ilk karar, davacı tarafından temyiz edilmeyerek kesinleştiği ve bu hususta davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, mahkemece bu yön gözetilmeksizin davacının faiz istemi yönünden de itirazın iptaline karar verilmesinin davalı yararına gerçekleşen usuli kazanılmış hak kuralına aykırılık teşkil ettiği, bu durumda mahkemece davacının faiz isteminin reddine karar verilmesi gerekirken işlemiş faiz yönünden de itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesinin doğru olmadığı-
Alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takibe itirazda haksız olması ve alacağın likit alacak olması gerektiği, alacağın likit olmadığının bilirkişi raporları ile belirlemesi halinde borçlunun takibe itirazda haksız olduğunun kabul edilemeyeceği-
Davaya konu genel kredi sözleşmesinde davalının müteselsil kefil olarak yer aldığı, ancak sözleşmenin yapıldığı 27.01.2012 tarihinde 6098 s. TBK’nun yürürlükte olması nedeniyle, söz konusu yasanın 583/1 maddesi uyarınca; kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi gerektiği- Her ne kadar sözleşmede kefil olunan miktar el yazısı ile yazılmış ise de, kefalet tarihi yazılmadığından TBK'nun 583/1. maddesinde öngörülen şekil koşullarının gerçekleşmemesi nedeniyle kefalet sözleşmesi geçersiz olduğu-
21.06.2013 tarihli sözleşmede; davalının müşterek borçlu, müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunduğu, sözleşmenin kefalet beyanı kısmında kefalet tarihinin bulunmadığı hususlarında ihtilaf bulunmadığı, akdin sıhhatinin şekle tabi kılındığı hallerde kanunun öngördüğü şekilde yapılmayan akitler geçersiz bulunduğundan bu hususun mahkemece kendiliğinden incelenmesinin gerekli olduğu, davalının kefaletinin geçerli olmadığı, dolayısıyla bu sözleşmeden kaynaklanan borç sebebiyle davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği-
İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesine göre açılan itirazın iptali davasının, adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği-
Yersiz ödemelerin tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin davada; davalı, dava dışı kurum sigortalısının eşi olan ve aylıklarını ölümünden sonra yersiz olarak çekmeye devam edenin yasal mirasçısı olup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 610. maddesine göre; “Yasal süre içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur.", 641. maddeye göre ise; “Mirasçılar, tereke borçlarından müteselsilen sorumludurlar...” yasal düzenlemeleri ve davalı yanca mirasın reddine ilişkin herhangi bir iddia da ileri sürülmemiş olduğuna göre terekeye dahil olduğu ve tereke borcu olan paradan da davalının (mirasçı sıfatıyla) sorumlu tutulması gerektiği-
İcra dairesinin itirazın iptaline ilişkin ilamın hüküm fıkrası ile bağlı olup, mahkeme kararını yorumlayarak işlem tesis edemeyeceği- Borçlu ödeme emrinde talep edilen işleyecek faize de itiraz etmiş olduğundan, itirazın iptali davasının işleyecek faiz oranını da kapsayacağı- İtirazın iptali davasına bakan mahkemece verilen; alacaklının fazlaya ilişkin talebinin reddi kararının, işlemiş ve işleyecek faize itirazın iptali talebine ilişkin olduğu ve bu durumda; kesinleşmiş olan itirazın iptali kararına göre icra takibinde takipten sonrası için faiz istenemeyeceği- Uyuşmazlığa konu olayda, alacaklı vekilinin şikâyet yolu ile başvurması üzerine şikâyetin kabulü kararına karşı borçlu vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinde ve icra mahkemesinin direnme kararına karşı borçlu vekili tarafından verilen temyiz dilekçesinde “…Alacaklının talep edebileceği faiz yasal faizdir. Müvekkil de bu şekilde hesaplanacak borcu ödemeye hazırdır…” şeklinde beyanda bulunulduğundan, alacaklı lehine usuli kazanılmış hak doğduğu ve bu nedenle takipten sonrası için değişen oranlarda yasal faiz uygulanması gerektiğinden, itirazın iptali davası neticesinde takibin devamına karar verilen asıl alacak miktarına takip tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanarak icra dairesince dosyanın infaz edildiğinin belirtildiği dosya hesabı tarihi itibariyle bakiye alacak olup olmadığının belirlenmesi gerektiği- "Borçlunun icra dairesine verdiği itiraz dilekçesinde işleyecek faiz oranına itiraz etmediği, bu nedenle itirazın iptali kararı ile birlikte takibin aylık %10 oranında işleyecek faiz üzerinden devam etmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
İcra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkin davada; davalı belediye, bir kamu kurumu olup, eylem ve işlemlerinin kamusal nitelik taşıdığı, dava konusu alacak; davacının, kapanarak başka belediye başkanlığına bağlanan bu belediyede memur statüsünde çalışmaktayken ödenmeyen maaşlarına ilişkin olduğundan istemin idare hukuku kuralları çerçevesinde ve idari yargı yerinde değerlendirilmesinin gerektiği, diğer yandan, idari yargı yerinde "itirazın iptali" biçiminde bir dava yolu düzenlenmediğinden, adli yargı yerinde yargı yolu bakımından görevsizlik kararının da verilemeyeceğinden, istem idari yargı yerinde dava konusu edilip oradan bu konuda bir karar alınmadan icra takibi yapılmasına ve icra takibine itiraz üzerine adli yargı yerinden itirazın iptalinin istenmesine yasal olanak bulunmadığı için, davacının isteminin dinlenilebilir nitelikte olmadığı-