İhalenin feshi davalarının, daha önce başvuranın kim olduğuna bakılmaksızın maktu harca tabi iken 2004 sayılı İİK'nın 134. maddesinde değişiklik yapan ve 30.11.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7343 sayılı kanunun 27/4. maddesi ile ihalenin feshi davasını “Satış isteyen alacaklı, borçlu, resmî sicilde kayıtlı ilgililer ile sınırlı ayni hak sahipleri dışında kalan kişilerin" açması halinde ihale bedeli üzerinden nispi harca tabi kılındığı-
Nispi harca tabi bir şikayetin yürütülmesinin kanunda belirtilen nispi harcın yatırılmasına bağlı olduğu, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesine göre harç yatırılmadıkça müteakip işlemlerin yapılamayacağı, bu düzenlemenin sonucu olarak davayı yürütmeye yönelik hiç bir işlemin yapılamayacağı, diğer dava şartlarının incelenemeyeceği, dava harcının diğer dava şartlarından önce geleceği- Şikayet, tapunun 184, 392 ve 493 parselinde kayıtlı ipotekli taşınmazlara ilişkin olup, bunlardan 184 numaralı parselin malikinin ............... olup, bu taşınmazın ihalesinin feshini istemekte diğer ipotek borçlusu olan şikayetçi .............’ın şikayet hakkının bulunmadığı, yine 392 parselde kayıtlı olanın malikinin takip borçlusu .................. olduğundan, bu taşınmazın ihalesinin feshini istemekte ipotek borçluları ............ ile ..............’ın şikayet haklarının bulunmadığı nazara alınarak, İİK’nın 134. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları gereğince bu taşınmazlar yönünden yapılan şikayetin nispi harca tabi olduğu ve teminat gerektirdiği- Mahkemece, kanunda belirtilen ve harç ile teminattan istisna tutulan taraflar dışında kaldığı anlaşılan şikayetçiler ........... ve ............’e anılan taşınmazlar yönünden nispi harç ve akabinde ihale bedelinin %5'i oranında teminat yatırtılmadan yargılama yapılması ve bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince gözden kaçırılması hatalı olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerekeceği, o halde mahkemece yapılacak işin öncelikle; adı geçen şikayetçi ipotek borçlularına söz konusu taşınmazlar yönünden nispi harcı tamamlamaları için Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca işlem yapmak ve akabinde teminatı yatırtıp sonuca gitmek olduğu-
Hacze ilişkin olarak alacaklının, 1 yıllık sürede olacak şekilde satış talep etmesine rağmen satış avansını 1 yıllık süreden sonra yatırdığından, İİK. m. 110/1 gereği, taşınır üzerindeki bu haczin şikayet tarihinden önce düştüğü-
İtirazın iptali davaları nitelikleri takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan takibe konu edilmeyen bir başka sözleşmede tahkim şartının esas alınamayacağı-Takibe dayanak sözleşmede MÖHUK m 47 çerçevesinde yabancı bir mahkemenin yetkili olacağının kararlaştırılmasının alacak iddiasında bulunan tarafın Türk icra organları eliyle takip başlatmasına engel olmayacağı, bu takibin yargılamaya konu edilmesiyle birlikte, mahkemenin usulüne uygun ileri sürülen yetki itirazını MÖHUK hükümleri kapsamında ve yalnızca kendisinin yetkili olup olmadığı bağlamında tartışabileceği- Temyiz incelemesine konu karar olmamakla beraber, ilk derece mahkemesinin "Londra icra dairelerinde takip yapılmadığından geçerli bir icra takibinin olmaması nedeniyle davanın usulden reddedilmesi" gerektiği yönündeki değerlendirmesinin, sonuç itibariyle yerinde olmadığı- Bölge Adliye Mahkemesi "HMK'da düzenlenen kesin yetki hâllerinden birinin varlığı durumunda HMK. m. 18 gereğince yetki sözleşmesi yapılamayacağı" gerekçesine dayanarak "takibin HMK. m. 14/2 gereğince şirket merkezinin bulunduğu icra dairelerinde başlatılması gerektiğini" belirtmişse de, milletlerarası yetki anlaşmasıyla yabancı mahkemenin yetkili kılınması durumunda, Türk hukukundaki kamu düzenine ilişkin yetki kuralının getiriliş şekli ve amacı göz önünde bulundurularak yapılacak bir incelemeyle ülke mahkemesinin münhasır yetkisinin söz konusu olduğu tespit edilmedikçe, salt HMK'da konuyla ilgili kesin yetki hâli öngörüldüğü şeklindeki bir gerekçeyle tarafların irade özgürlüğü çerçevesinde kabul ettikleri ve kanun koyucunun buna imkân verdiği yetkili çözüm yerini belirleme konusundaki anlaşmaları bertaraf edilemeyeceği, hâlihazırda aynı şirkette ortak olduğu anlaşılan taraflar arasındaki somut uyuşmazlıkta, ortakların kendi aralarındaki cezai şart istemleri konusunda devletin münhasır yetkisinin bulunduğundan söz edilemeyeceği- Takibe konu sözleşmedeki milletlerarası yetki anlaşması ve davalının Londra mahkemelerinin yetkili olduğu yönündeki itirazı üzerinde durularak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği- "Hukuk Genel Kurulunun mahkemenin yetkili olup olmadığı konusunda kesin bir sonuca varmasının mümkün olduğu, kararın bu yöne ilişkin bir tespiti de ihtiva eder şekilde farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği" şeklindeki görüşünün "Bölge Adliye Mahkemesinin henüz kendisinin yetkili olup olmadığı konusunda bir değerlendirme yapmamış olması" nedeniyle HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Dava dilekçesinde "saklı payların verilmediğinden bahsedilerek mahfuz hisse araştırması yapılmasının" talep edildiği, mahkemece ana vakıaya zımnen bağlı olan tenkis istemi yönünden hâkimin davayı aydınlatma ödevi kapsamında talebin açıklattırıldığı, davalı tarafın bu yöne ilişkin itirazları reddedilerek yargılamaya tenkis istemi yönünden devam edildiği, buna karşılık davanın reddine ilişkin gerekçeli kararda davacıların tenkis talebi yönünden hüküm kurulmadığı, ne var ki karar gerekçesinde "sonradan sunulan dilekçe tarihi dikkate alındığında hak düşürücü sürenin dolduğundan" bahsedildiği, bu karara karşı davacılar vekili tarafından sunulan istinaf ve temyiz dilekçelerinde ısrarlı şekilde "tenkis talebi yönünden" bir karar verilmemesinin açıkça itiraz konusu yapıldığı dikkate alındığında, dava dilekçesinde tenkis talebi yönünden yeterli açıklamanın bulunduğu, dolayısıyla hak düşürücü sürenin dolmadığı ve tenkis istemi yönünden eksik harcın tamamlatılıp esasa girilmesi gerektiği- "Davacıların dava dilekçesinde tenkis talebine ilişkin iddianın yer almadığı, saklı pay ihlâlinin vasiyetnamenin iptali sebebi olarak ileri sürüldüğü" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından kabul edilmediği-
Ortaklığın giderilmesi kararına dayalı olarak yapılan satışlara ilişkin ihalenin feshi davalarında, alıcı ile birlikte hissedarların tamamının hasım olarak gösterilmesi gerekeceği- İhalenin feshine konu bağımsız bölümün hissedarı olan ..............’nın ortaklığın giderilmesi davasında taraf olduğu ancak ihalenin feshi davasında yer almadığı sabit olup, davacının temyiz itirazlarında hissedar ............. ile aralarında miras taksim sözleşmesi yaptıklarını, tescil davası açmadıklarını bu durumda ihalenin feshi davasında taraf olarak gösterilmesi gerektiğini ileri sürdüğü, mahkemece bu hususun değerlendirilmediği gerekeceği-
HMK'nın 114. maddesi hükümlerinde dava şartlarının belirtildiği, somut olayda taraflar arasında yetki sözleşmesi olmadığı, İİK'nın 154. maddesi gereğince iflas yoluyla takipte yetkili merciin borçlunun muamele merkezinin bulunduğu mahaldeki icra dairesi ve mahkemeleri olduğu, davacı vekili tarafından yetkiye itiraz üzerine borçlunun ikametgahının bulunduğu yerde iflas talepli icra takibi başlatmadığı gibi, yetki itirazı üzerine dosyayı yetkili birime gönderip iş bu yetkili birimden ödeme emri tebliğ ettirmediği, bu haliyle borçlunun ikamet adresinde yapılmış bir icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Çiğ süt alım-satım sözleşmesinden kaynaklanan cezai şart alacağına ilişkin icra takibinde; tarafların farklı yetki şartları içeren iki ayrı sözleşmeye dayandığı ve bir tarafın diğerinin sunduğu belgedeki imzayı inkâr ettiği hallerde, yetki itirazı hakkında karar verilmeden önce imza incelemesi yapılarak gerçek akdi ilişkinin saptanması gerektiği-
Özel Dairece verilen bozma kararının temyiz etmeyenin direnme kararını temyiz edemeyeceği- Haczin şahsi bir hak olduğu ve TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen tapuya güven ilkesinden davalı haciz alacaklısı bankanın yararlanamayacağı- Haczin ancak haciz tarihinde gerçekten takip borçlusuna ait olan taşınmazlar üzerine konulabileceği- Davalı yüklenici şirket adına kayıtlı olan taşınmazlar arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince davacı arsa sahiplerine bırakılan yerlerden olup, taşınmazların gerçek sahibi davalı yüklenici şirket olmadığından, borçlu yükleniciye ait olmayan taşınmazlar üzerine konulan hacizlerin kaldırılması gerektiği- "Haczin konulduğu tarihte taşınmazın davalı yüklenici şirket adına kayıtlı olduğu, davalı bankasnın iyiniyetli üçüncü kişi olduğu ve TMK'nın 1023. maddesinde düzenlenen tapuya güven ilkesinden yararlanması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Birden fazla alacaklı bulunması ve ihale bedelinin alacağı karşılamaması durumunda, İİK'nın 140. maddesi gereğince sıra cetveli yapılması gerektiği, somut olayda, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı ile satış bedeli paylaştırılan taşınmazda, satış tarihi itibariyle sadece şikayet olunanın haczi bulunup, satış bedelinden şikayet olunanın alacağı ödendikten sonra, kalan satış tutarının şikayetçi borçluya iadesine karar verildiği, icra dairesinin 08.08.2024 tarihli kararı sıra cetveli olmayıp, söz konusu işlem karar başlığında belirtildiği gibi satış sonrası paylaştırma kararı olduğu, İlk Derece Mahkemesinin işlemi sıra cetveli ve derece kararı olarak nitelendirmesinin doğru olmadığı, diğer taraftan şikayetçinin, taşınmazın güncel tapu kaydındaki takyidatlar ile hacizlerin düşüp düşmediği dikkate alınarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiğini ileri sürmüşse de, şikayetçi borçlunun başkaca hacizlerin varlığı araştırılarak sıra cetveli düzenlenmesi gerektiği isteminde hukuki yararı bulunmadığı, bu nedenle mahkemece HMK'nın 114/1-h ve 115/2 maddeleri uyarınca hukuki yarar yokluğundan şikayetin usulden reddine karar verilmesi gerekirken, icra dairesinin sıra cetveli düzenlemediği ve taraf sıfatının da şikayet şartı olmayıp itiraz olduğu gözetilmeden aktif husumet yokluğu nedeniyle şikayetin usulden reddine karar verilmesinin doğru görülmediği-
