Anayasa Mahkemesi'nin 04/06/2014 tarihli kararı ile 5411 sayılı Yasa'nın 141. maddesindeki 20 yıllık zamanaşımı süresinin geriye dönük olarak uygulanması iptal olduğundan zamanaşımına ilişkin genel hükümlere müracaat etmek gerekeceği, yürürlükteki Borçlar Kanununun 146. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin dava konusu bakımından uygulanmasının mümkün olduğu, dava konusu kredi sözleşmesinden kaynaklı borç bakımından 11.08.1998 tarihinde noter kanalıyla yapılan ihtarattan sonra zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir işlem yapılmadığı, davaya konu icra takibinin ise 28.02.2013 tarihinde başlatıldığı, dolayısıyla zamanaşımını kesen en son işlem olan 11.08.1998 tarihli ihtarname ile icra takibinin başladığı 2013 yılına kadar 10 yıllık zamanaşımını kesen veya durduran başka bir neden olmadığı gerekçesiyle verilen davanın zamanaşımı sebebiyle reddi kararının isabetli olduğu-
İtirazın iptali davası üçüncü şahıs yararına sözleşme ilişkisine dayanarak açıldığından davacının BK'nin 125.maddesi gereği 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu, bonoda yazılı olan vade tarihi 01.10.2003 olup, icra tarihi 24.07.2013 tarihi olduğundan dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı; mahkemece taraflar arasındaki sözleşme olgusunun irdelenip, incelenerek taraf delilleri toplanıp sonucuna uygun karar verilmesi gerektiği-
Davanın tamamen ıslahında ıslah olunan davanın, ilk dava gününde açılmış sayılacağı- Bir davanın açılması halinde zamanaşımı kesileceği, ancak, kesilen zamanaşımının, kesilme tarihinden başlayarak yeniden işleyeceği, dava ile kesilmiş zamanaşımının, davanın devamı süresinde taraflardan birinin yargılamaya ilişkin her bir işleminden ve hâkimin her emir ve hükmünden itibaren yeniden başlayacağı- Kısmi dava açılması halinde zamanaşımının yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesileceği- Satım sözleşmesinde zapta karşı tekeffül hükümlerine dayalı olarak açılan davada talep edilmemiş faiz alacağın eldeki dava ile istendiği dikkate alındığında, bu davada ıslah tarihi itibari ile ıslahla talep edilen alacak yönünden zamanaşımı süresinin dolduğu ve bu nedenle davalının usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü zamanaşımı itirazının yerinde olduğu- Davacının açıkça ıslah kurumunu işlettiği dava HMK’nın yürürlüğe girdiği tarihten önce açıldığından, belirsiz alacağa lişkin HMK. hükümlerinin somut uyuşmazlıkta uygulanamayacağı-
İcra dosyasında, en son yapılan işlem tarihinden, yenileme talep tarihine kadar 10 yıl 2 ay 20 gün geçmiş olup, bu süre içinde zamanaşımını kesen nitelikte takip işlemi yapılmadığından, takipte zamanaşımının gerçekleştiği, o halde, mahkemece, borçlunun zamanaşımı şikayetinin kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerekeceği-
Aracı kurum çalışanının eylemleri nedeniyle gerçekleşen haksız fiilden kaynaklı tazminat istemine ilişkin davada, davacı tarafından hisse senedi alımı için kendisine para verildiği iddia edilen davalının kurum çalışanı olması ve diğer davalının faaliyetlerinde yardımcı kişi kullanması nedeniyle davalı aracı kurumun BK. 100. maddesi uyarınca sorumluluğunun söz konusu olduğu- Kurum nezdinde davacı adına açılmış bir işlem hesabı olmasa da, davalının, davacıyı işlemlerdeki komisyon ücretlerinden kurtarmak için kendi üzerinden alım satım işlemlerini gerçekleştirdiğini ifade etmesi karşısında, davacının adına işlem yapıldığı inancı ile kurum çalışanına paralar vermesi nedeniyle, davacı ile davalı aracı kurum arasında hisse alım satımına dair sözleşme bulunduğunun kabulünün gerektiği- BK. mad. 100 uyarınca, diğer davalının yaptığı işlem sonucu zarar gören davacıya karşı davalı kurumun tam sorumlu olduğu ve BK. mad. 125 gereğince zamanaşımının dolmadığı, davalı yönünden verilen kararın kesinleştiği gerekçesiyle davalı kurum yönünden davanın kabulü gerektiği-
Harici satış sözleşmesi uyarınca davaya konu edilen taşınmazın davalı tarafından davacıya satıldığı, tapuda yapılması gereken taşınmaz devrinin ise yapılmadığı, davaya konu edilen taşınmazın satış tarihinden itibaren fiilen davacının kullanımında olduğu anlaşılmakla, taşınmaz davacının elinde olduğu sürece zamanaşımı işlemeye başlamayacağından, mahkemece " zamanaşımı nedeniyle davanın reddi" yerine işin esasına girilmesi gerektiği-
Zamanaşımının maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i ve savunma aracı olup, davanın başında, süresinde verilecek cevap dilekçesinde (veya sözlü yargılama usulünde ilk oturumda esasa girişilmeden önce) ileri sürülmesi gerekeceği, aksi takdirde savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı nedeniyle karşı tarafın izni(açık veya zımni) olmaksızın ileri sürülmesinin söz konusu olmayacağı, o halde mahkemece davalının zamanaşımı itirazı üzerinde durularak TBK' nun 146. maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğu dikkate alınarak zamanaşımı itirazı hakkında bir karar verilmesi gerekeceği-
Yersiz ödemeler nedeniyle meydana gelen Kurum zararının tahsilinde 22.02.2000 ile 06.07.2004 tarihleri arasında yapılan yersiz ödemeler yönünden 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında Kanun'un 102. maddesi uyarınca 5 yıllık zamanaşımı; 06.07.2004 tarihi sonrasında 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı; 01.10.2008 tarihinden itibaren ise 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 93. maddesi uyarınca yine 10 yıllık zamanaşımının uygulanması gerekeceği-
Tanzim edenin isminin yanında ise "Ant." ibaresinin yazılı olduğunun görüldüğü, sözü edilen kısaltma, herhangi bir tereddüte meydan vermeyecek şekilde bir idari birimi göstermediğinden tanzim yeri olarak kabulü mümkün olmadığından, takip dayanağı bonoda tanzim yeri unsuru bulunmadığından anılan belgenin kambiyo senedi vasfı taşımadığı, dolayısıyla, dayanak belge bono niteliğinde olmayıp, adi senet hükmünde bulunduğundan bu belge, 6098 sayılı TBK.'nun 146. maddesinde (mülga 818 sayılı BK.'nun 125. maddesi) düzenlenen on yıllık zamanaşımına tâbi olup; söz konusu senetteki alacak ile ilgili olarak on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı- Zamanaşımı itirazı mahkemece re'sen nazara alınacak itirazlardan olmayıp, bu hususun re'sen incelenmesinin de doğru görülmediği- Takibe dayanak yapılan senet üzerindeki imzaya, borçlular tarafından ayrıca ve açıkça itiraz edilmediğinden bu belge, İİK'nun 68/1. maddesinde yer alan ve alacaklıya genel haciz yolu ile takip yapma imkanı tanıyan mücerret borç ikrarını içeren bir belge niteliğinde olup, buna karşılık borçlular, borcun aslına yönelik itirazlarını aynı nitelikte belgelerle kanıtlayamadıklarından, mahkemece, itirazın kaldırılması isteminin kabulü gerekeceği-
8. HD. 26.04.2017 T. E: 1025, K: 6208-