Davalı hakkında verilen ceza mahkûmiyet hükmü hukuk hâkimi yönünden de bağlayıcı olduğundan, ceza mahkemesi kararında hakaretin karşılıklı olduğu yönünde bir kabul olmamasına rağmen afaki gerekçelerle hakaretin karşılıklı olduğunun kabulü ve tazminat miktarının da buna göre tayininin doğru olmayacağı-
Davacı hakkındaki ceza davası Yargıtay Dairesi'nin düşme kararıyla neticelenmiş olduğuna göre, 1 yıllık zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı- Haksız fiil tarihi dikkate alındığında, eldeki davada öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresi de dolmadığından, somut olayda zamanaşımı süresi dolmadığı anlaşılmakla mahkemece işin esasının incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Ceza mahkemesinin beraat kararı, hukuk yargıcı yönünden bağlayıcı değilse de ceza mahkemesince belirlenecek maddi olgular hukuk yargıcı yönünden de bağlayıcı olduğundan olayın özelliği nedeniyle dava konusu yayın nedeniyle hakaret suçundan açılan ceza mahkemesindeki davanın sonucunun beklenmesinin gerekeceği-
Zarar doğuran eylem, Türk Ceza Kanununda düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu için uygulanacak zaman aşımı süresi ceza zaman aşımı süresi olup bu sürenin 8 yıl olduğu ve henüz dolmadığı anlaşıldığından esasa girilerek karar verilmesi gerekeceği-
Zarara yol açan eylemin, aynı zamanda suç sayılan bir eylemden doğmuş olması durumunda olayda uygulanacak zamanaşımı süresinin, o suçun bağlı olduğu ( uzamış ) ceza zamanaşımı süresi olacağı-
Davaya konu olayda; olayın oluş şekli, kusur durumu, yaralanmanın niteliği, tarafların ekonomik ve sosyal durumları gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarının az olduğu-
Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabileceği- Kamu görevlisi aleyhine adli yargı yerinde dava açılamayacağına göre kamu görevlisi hakkında adli yargıda açılan tazminat davasında kast ve kusur aranmaksızın husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacının, davalı tarafından evlenme vaadi ile kandırıldığı ve bunun etkisi altında gerek fiziksel gerek ruhsal anlamda zarara uğratıldığı ve bundan elem ve üzüntü duyduğunun kabul edilmesi ve davacının hukuka aykırı olan eylemden dolayı bozulan manevi dengesinin eski haline dönüşmesi, duygusal olarak tatmin edilmesi, zarar verenin de bir daha böyle bir eylemde bulunmaktan alıkonulması amacıyla uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekeceği-
Davacının, 8. Ceza Dairesi Başkanı olarak altında imzası bulunan kararın siyasi düşüncelerle verildiği, yargının siyasallaştığı ve 8. Ceza Dairesi`nin taraflı kararlar verdiği biçimindeki nitelemeler sebebiyle davacının kişilik haklarının zarara uğradığı, yüksek mahkeme üyesi olarak tarafsızlığı konusunda kuşkular oluşmasına sebep olunduğundan yayında davalı tarafından söylenen sözlerin hukuka aykırılığının gözetilerek davacı yararına uygun bir tutarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekeceği-
Davacının dava dilekçesinde aile başkanının sorumluluğuna da dayandığından davaya bakma görevinin “aile mahkemesi”nin olduğu-