Muvazaa (TBK19) nedeniyle açılan iptal davalarında, davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek olmadığı gibi, bu davalarda hak düşürücü süre de uygulanmayacağı- "Davacının eşinden kesinleşmiş bir alacağı bulunmadığı ve tasarrufun iptali davası koşullarının da oluşmadığı" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
Kesin hükmün varlığı için, her iki davanın taraflarının, müddeabihin ve dava sebebinin aynı olması gerektiği- "Katkı payı alacağına ilişkin hükmedilecek tazminatı ödememek amacıyla taşınmazın davalı tarafından danışıklı olarak diğer davalıya devredildiği" iddiasıyla açılan davada, satışın danışıklı olduğunun kanıtlanması durumunda davacının, satışa konu edilen maldan alacağının tahsili için yararlanabileceği; davacının bu hakkı, "ayni" değil, "şahsi" bir sonuç doğuracağından, "tapunun iptaline" değil, İİK. mad. 283/1 gereğince, "iptal ve tescile gerek olmaksızın, davacıya, taşınmazın haciz ve satışını isteyebilme hakkı tanınmasına" karar verilmesi gerektiği- Boşanma davasının karara bağlanmasından bir hafta sonra, çok düşük bir bedelle, hiçbir işi olmayan yeğeni diğer davalıya "satış göstererek" tapudan yapılan devrin katkı payı alacağından kurtulmaya yönelik olarak muvazaalı yapıldığı- "Davanın BK’nın 18. (TBK.nın 19.) maddesine göre açılan tasarrufun iptali davası niteliği taşıdığı ve taleple bağlılık ilkesi gereğince de İİK. 277 vd.na göre açılan tasarrufun iptali davası niteliğini taşımaması nedeniyle, İİK. mad. 283/1-2 uyarınca karar verilemeyeceği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Borçlu hakkındaki takip dayanağı bonoların tanzim tarihlerinin 15.01.2009/10.02.2009 olduğu tasarrufların ise 03.12.2008 tarihinde yapıldığı, alacağın bu tarihten sonra doğduğunun iddia ve ispat edilmemiş bulunmasına göre 'davanın reddine' karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı- Dava ön koşul yokluğundan reddedildiğine göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği-
Salt çek veya bononun verilmesi bu borcun ödendiği anlamına gelmeyeceği ancak karşılıklarının tahsili halinde borcun sona ereceği, ............ tarihli çekten doğan dava dayanağı takip dosyasındaki borcun doğumunun tespiti için yerel mahkemece davacının ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmışsa da; bu inceleme ve bilirkişi raporunun hatalı değerlendirildiği, bu halde, mahkemece davacı alacaklı şirket vekilinin somut bulgulara dayanan itirazları da dikkate alınarak, gerekirse konusunda uzman 3'lü bilirkişiden rapor alınmak sureti ile borcun doğumunun net olarak saptanması gerekeceği- Söz konusu tasarrufun iptali davası dava şartı yokluğundan dava reddedildiğine göre, karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nisbi vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu-
Nam-ı müstear (inançlı işlem) durumunda, bir başka ifadeyle borçlunun cebri icra yoluyla satılan taşınmazlarını görünürde başkası adına, ancak gerçekte kendi hesabına aldırdığı hallerde tasarrufun iptali talep edilebileceği- Nam-ı müstear hukuksal sebebine dayalı olarak iptal davası açılabileceği- Davacının alacağının bulunduğu, dava konusu taşınmazın el değiştirmesine rağmen davalı borçlunun kullanımında kaldığı, taşınmazın şu anki malikinin borçlunun kızı olduğu, dosyaya sunulan belgelere göre ihtiyati haciz verebilmek için yaklaşık olarak ispat şartının gerçekleşmiş olduğu anlaşıldığından, mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının usul ve yasaya uygun olduğu-
Somut olayda, 2 adet takip dosyası yönünden dava açıldığı, takip dosyalarındaki borcun 25.06.2007 tarihlerinde düzenlenmiş bonolardan kaynaklandığı, ancak, davacı alacaklının, bonoların düzenlenme tarihinden önce cari hesap ilişkisinden kaynaklanan alacağı olduğunu ve bunlar ödenmeyince takip dayanağı bonoların sonradan düzenlendiğini ileri sürdüğünden, davacı ile davalı borçlu arasındaki temel ilişkinin ve borcun doğum tarihine ilişkin bilgi ve belgelerin nelerden ibaret olduğu, gerektiğinde tarafların ticari defterleri üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile tesbit edilerek oluşucak sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
İhtiyati haciz kararları esas hakkında kesin bir kanaat oluşmadan ve tam bir ispat aranmadan verilen geçici nitelikte hukuki korumaya ilişkin kararlardır. Diğer bir anlatımla ihtiyati haciz, devam etmekte olan dava sonunda davacının alacağının tahsilini garanti altına almak için davalının mallarına geçici olarak el konulmasıdır. Buna göre; dosyada bulunan bilgi ve belgeler, mahkeme kararının gerekçesinde gösterdiği sebepler ve özellikle davacı ile yapılan genel kredi sözleşmesinin tarihi dikkate alındığında yaklaşık ispat koşulunun gerçekleştiği anlaşılmakla davalı hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı-
Mahkemece İİK'nın 283/1 madde hükmü de göz önüne alınarak davacının dava konusu takip dosyasındaki alacak ve fer'ileriyle (taleple bağlı kalınarak) sınırlı olarak dava konusu taşınmazlar üzerine ihtiyati haciz kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde dava dilekçesinde belirtilen dava değeri üzerinden hüküm tesisi isabetli olmadığı-
Tasarrufun iptali davasında; alacaklının borçluya ait taşınmaza haciz yazısı göndermesinin ardından, haczin tapuya sehven işlenmemesinden yararlanan borçlunun, eşiyle şüpheli bir hızla anlaşmalı olarak boşanması ve eşine mal varlığıyla orantısız şekilde 3.000.000 TL gibi fahiş bir tazminat ödemeyi taahhüt etmesi eyleminde; tanık beyanları ve icra takip süreçlerinin zamanlaması (tapu müdürlüğünde haciz sorgusu yapılması, hemen ardından boşanma kararı alınıp kesinleştirilmesi ve derhal icraya konulması) dikkate alındığında, bu işlemlerin alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kurgulanmış muvazaalı bir senaryo olduğu ve eski eşin de borçlunun mali durumunu ve mal kaçırma kastını bildiği sabit olduğundan, muvazaalı tazminat alacağına dayalı icra takibinin ve bu dosyadan konulan haczin iptaline dair verilen kararın onanması gerektiği-
Alacağın dayanağı .............. tanzim tarihli bono olup, bu bononun düzenlendiği tarihten öncesine ait davacı ile davalı borçlu arasında bir borç ilişkisinin kanıtlanamamasına davacının gerçek bir alacağının bulunmadığının kabulü gerekmesine göre davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
