Tarafların TMK. nun 166/3 maddesi çerçevesinde “anlaşmalı olarak” boşanmışdıkları, aralarında yaptıkları protokolün, hukuki niteliği itibariyle Medeni Kanun hükümlerinden kaynaklanmakta ise de; genel sözleşme hükümlerine tabi olduğu, böylece kanunun, emredici nitelikte kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı saymadığı hususlarda tarafların serbest iradeleriyle sözleşme yapabilecekleri- TMK. mad. 176/4 uyarınca tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebileceği- İrat biçiminde ödenmesine karar verilen nafakanın, tarafların yaptıkları sözleşmeyle dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabileceği veya azaltılabileceği, aksi düşüncenin “güven” ilkesine aykırı düşeceği, zira davalının (nafaka alacaklısının) sözleşme (protokol) ile elde ettiği “statü”ye beslediği güvenin, davalı (nafaka yükümlüsünün) sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamayacağı ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hâkim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmanın, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini de arzedebileceği, bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunmasının da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmayacağı, çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkânlarını zorlayan tarafın TMK. nun 2.maddesinden yararlanmasının söz konusu olamayacağı- Karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK.mad.2) gereğince sözleşme koşullarının değişen maddi koşullara uyarlanacağı, buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hâkimin müdahalesinin gündeme geleceği- Somut olayda davacının (nafaka yükümlüsünün) işinden çıkartılmış olmasının mahkemece önemli değişiklik olarak kabul edildiği, bu hususun, davacının tüm gelirini kaybettiği işinden elde etmesi halinde geçerli bir neden olarak kabul edilebileceği, ne var ki, taraflar arasında daha önce görülmüş olan davalarda; davacının taşınmazlarından (işyerleri ve tavuk çiftliğinden) kira geliri elde ettiğinin belirlenmiş olup mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmadığı, bundan ayrı, işinden çıkartılmış olan davacının, bu nedenle dava dışı işyerinden işçilik alacaklarına karşılık bir tazminat alıp almadığı veya bu tazminatı almak amacıyla dava açıp açmadığı hususlarının da açıklığa kavuşturulmadığı, buna göre mahkemece; davacının tüm gelir kalemleri, gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak tespit edilmesi, davacının elde ettiği kira gelirlerinin, toplam geliri içindeki oranı belirlenmesi, ayrıca davacının dava dışı işyerinden işçilik alacakları nedeniyle tazminat alıp almadığı açıklığa kavuşturulması, bundan sonra davacının ekonomik ve sosyal durumunda önemli ölçüde bir değişiklik olup olmadığı kararının yerinde tartışılması ve ortaya çıkacak sonuca göre uyuşmazlığın esası hakkında bir hüküm tesis edilmesi gerektiği-
Davanın, yoksulluk nafakasının yükseltilmesine ilişkin olduğu, nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakası TÜİK'in yayınladığı ÜFE oranında artırılmasının ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunmasının gerektiği, boşanmadan sonra gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları ile özellikle ekonomik göstergelerdeki değişim ile TÜİK'in yayınladığı ÜFE artış oranı nazara alındığında takdir edilen miktarın çok olup, hakkaniyet ilkesine uygun bulunmadığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına (ilk nafaka tesisi dava tarihini takip eden her yıl TÜİK'in belirlediği ÜFE artış oranından az olmamak kaydı ile) uygun nafakaya karar verilmesi gerekirken, fahiş oranda nafakaya hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu-
Davalının asgari ücretle çalışsa bile yoksulluğun ortadan kalkmayacağı, bu durumun sadece nafaka miktarının tayininde rol oynayacağı anlaşılmakla, babasından intikal eden değerler incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yoksulluk nafakasının tümüyle kaldırılması yönünde karar verilmesinin hukuka aykırı olacağı, hükmün gerekçe kısmında davalının TOKİ'den ev aldığı belirtilmişse de buna yönelik ilgi ve belgeye dosya içerisinde rastlanılamadığı, tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösterilen tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara daha sonra yazılan gerekçeli kararın uygun olmasının zorunlu olduğu-
Yargıtayın yerleşmiş uygulamasına göre; nafaka alacaklısı kadının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde; yoksulluk nafakasının TÜİK'in yayınladığı ÜFE oranında artırılması ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunmasının gerektiği, somut olayda; tarafların boşanma sırasında ve eldeki davanın açıldığı sıradaki sosyal ve ekonomik durumlarında olağanüstü bir değişiklik olmadığı gibi, olduğunun da ileri sürülmediği, o halde; yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın TÜİK'in yayınladığı ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanmasının gerekeceği-
Davanın, yoksulluk nafakasının artırılması istemine ilişkin olup, mahkemece davalının mali durumu gözetilerek davanın reddine karar verildiği, nafakanın belirlendiği tarihten dava tarihine kadar geçen süre, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile geçim ihtiyaçları, nafakanın niteliği ve hakkaniyet ilkesi gözetildiğinde ÜFE endeks oranına göre nafaka miktarının artırılmasının gerektiği-
Davanın, nafaka artırım istemine ilişkin olduğu, davacı taraf iştirak ve yoksulluk nafakasının artırımını talep etmiş, davalı tarafın ise buna karşılık işten çıkarılmasını öne sürerek davanın reddini talep ettiği, dava açıldığı sırada davacı annesinin velayeti altında olan müşterek çocuğun üniversite sınavına hazırlanmak amacıyla dershaneye gittiği, yargılama sırasında ergin olması üzerine tayin ettiği avukatı aracılığı ile davayı takip ettiğinin anlaşıldığı, şu durumda, ergin olmasına rağmen davayı takip eden davacı müşterek çocuğun, bu davranışı ile iştirak nafakasının, yardım nafakası olarak devam etmesi isteğini ortaya koyduğu, o halde mahkemece; davacı için ergin olduğu tarihten geçerli olmak üzere hakkaniyete uygun bir nafakaya hükmedilmesinin gerektiği-
Davanın, nafaka istemi olduğu, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebileceği, iradın arttırılması veya azaltılması için ya tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin bunu zorunlu kılmasının gerektiği, nafaka alacaklısı davacının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsü davalının gelir durumunda, nafakanın takdir edildiği tarihe göre olağanüstü bir değişiklik olmadığı takdirde nafakanın TÜİK'in yayınladığı ÜFE oranında artırılmasının ve böylece taraflar arasında önceki nafaka takdirinde sağlanan dengenin korunmasının gerekeceği-
Nafaka alacaklısının ihtiyaçları ile nafaka yükümlüsünün gelir durumunda olağanüstü değişiklik yoksa üfe oranında artırım uygulanmasının gerekeceği-
Davada, fazla ödenen yoksulluk nafakası alacağının talep edildiği, bu durumda alacağın “Aile Hukukundan” doğduğu anlaşıldığına göre, mahkemece; davanın 4787 sayılı Kanun‘un 4. maddesi gereğince Aile Mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmesinin gerekeceği-
Çalışmaya başladığı iş her an için sona erebilecek nitelikte olup, sabit ve güvenceli de olmadığından ve asgari ücret düzeyinde sürekli ve güvenceli bir gelire sahip olunması bile yoksulluğu ortadan kaldırmadığına göre yoksulluk nafakasının kaldırılması davasının reddi gerekeceği-