Usulüne uygun şekilde hüküm fıkrası oluşturmak ve buna uygun olarak da gerekçeli karar yazılması gerektiği-
Uyuşmazlık; işbu dava ile aynı sebebe dayalı olarak eldeki davadan sonraki tarihte davalı tarafından davacı aleyhine açılan ve zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilen itirazın iptali davasının eldeki davaya etkisinin bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde anılan itirazın iptali davasında verilen kararın kesinleşip kesinleşmediği belirlenerek eldeki davaya etkisinin değerlendirilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır..
Uyuşmazlık;davacının 30.06.2010 tarihli yaşlılık aylığı tahsis talebinin sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı şartlarını taşımadığı gerekçesiyle reddedilmesi sonrası davacının açtığı hizmet tespiti davasının yapılan yargılaması sonucunda 20.10.1985-05.04.1986 tarihleri arasında 126 gün çalıştığının tespitine karar verildiği ve kararın kesinleştiği somut olayda kesinleşen karar üzerine davacının 506 sayılı Kanun’un geçici 81/B-f maddesindeki koşulları 30.06.2010 tahsis talep tarihinde sağlayıp sağlamadığı ve tahsis talep tarihini takip eden aybaşı olan 01.07.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanıp kazanamayacağı noktasında toplanmaktadır..
Uyuşmazlık; 01.03.2013 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı alan davacının 01.01.2013-26.05.2017 tarihleri arasındaki hizmetlerinin ve prime esas kazancın tespiti istemli eldeki davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır..
Taşınmazların satışlarının muvazaalı olduğuna dair davacı iddiasının ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanan davada, taşınmazların sözleşmede gösterilen devir bedelleri ile keşif ile belirlenen değerleri arasındaki fark, taşınmazların satış sözleşmelerini şirket adına imzalayan şirket müdürü ile davalının akrabalık bağı ve taşınmazların devir bedellerinin şirket kasasına girmemiş olması anılan sözleşmelerin muvazaalı olduklarına dair iddiayı ispata yeterli olmadığı- Karşı oy yazısında şirket ile yöneticileri arasındaki ilişkinin vekâlet akdi olduğu, vekilin özen borcu altına bulunduğu, davacı iddiasının şirket müdürünün temsil yetkisinin kötüye kullanım hukuksal nedenine dayalı olduğu, müdürün sözleşmenin karşı tarafıyla el ve işbirliği içerisinde davacı şirketi zararlandırıcı işlem yapıldığı iddiası bakımından davacı şirketin üçüncü kişi konumunda olduğu, bu sebeple muvazaa iddiasının her türlü delille ispatlanabileceği hususuna dikkat çekildiği-
Dava konusu taşınmazın davacı tarafından tapuda yapılan üç ayrı işlemle davalı torunlarına temlik edildiği gözetildiğinde, her üç işlemde de davacının iradesinin hile ile sakatlandığı iddiasının ispat edilip edilmediği-
Hesap vermekle ve müvekkili hesabına kazandığı hakları ve aldığı şeyleri teslim etmekle yükümlü olan davalı vekilin, vekil eden davacıya satış bedelini ödendiğini ispat etmekle yükümlü olduğu- Davalı vekil, davacı ile arasındaki vekalet ilişkisinin muvazaalı olduğunu savunmuşsa da, vekil olan davalı, muvazaalı resmi işlemin tarafı olduğundan ve hiç kimse kendi muvazaasına dayanamayacağından muvazaa iddiasının dinlenmeyeceği- Davalı vekil tarafından muvazaa iddiası ispatlanamadığından ve davacı müvekkile ödeme yapılmadığı da sabit olduğundan davacının vekalete dayalı olarak talepte bulunabileceği-
Tapudan üçüncü şahsa pay devreden arsa sahibinin bu devrin yüklenicinin talimatı ile yapıldığını aynı derecede delillerle ispat etmesinin zorunlu olduğu- Davalı arsa sahibinin resmî senedin aksini, başka bir ifadeyle "davacının isteği üzerine satış yaptığına" dair savunmasını davacı yüklenici ile bağımsız bölümü satın alan üçüncü kişiler arasında yapılan alacağın temliki niteliğindeki belgeyle, satın alan üçüncü kişilerin bunu doğrulayan beyanıyla, üçüncü kişiler tarafından satış bedelinin yükleniciye ödendiğine dair banka kaydı, havale ya da resmî belge ile kanıtlamasının mümkün olduğu- Mahkemece; tarafların kusur durumunun belirlenmesi ve davalı arsa sahibinin dava konusu bağımsız bölümleri dava dışı üçüncü kişilere kimin adına sattığının tespit edilmesi için tarafların tüm delilleri değerlendirilip, bağımsız bölümü satın alan üçüncü kişiler ile yapılan alacağın temliki niteliğindeki belgelerin, taraflara ait banka hesap kayıtlarının, havale ya da resmî belgelerin incelenmesi suretiyle hasıl olacak sonuca göre davacının ıslah talebi de dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği-
Davacının, davalıların murisi olan dayısından bedelini ödeyerek taşınmazı satın aldığını iddia ettiği, iddiasına dayanak teşkil eden belgede davalıların imzalarının bulunmadığı, davalıların taşınmaz satışını inkar ettikleri, yargılama sırasında vefat eden diğer davalının ise parmak izinin bulunduğu, taraflar arasında HMK'nın 203/1-a maddesinde öngörülen, senetle ispat kuralının istisnaları arasında sayılan hısımlığın mevcut olmadığı, vefat eden davalının ise usulüne uygun onaylanmış parmak izinin bulunmadığı- Davacının ibraz ettiği belgede davalıların imzalarının bulunmadığı, diğer bir anlatımla davaya konu işleme taraf olmadıkları, yargılama sırasında vefat eden okuma yazma bilmeyen anneleri yönünden belgenin HUMK'nın 297. madde uyarınca bağlayıcı olmadığı, dayı-yeğen arasındaki işlemlerin miktar itibariyle tanık beyanlarıyla ispatlanamayacağı, davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre 3. kat 5 nolu bağımsız bölümün davacı adına tescil edilmesi gerekirken 6 nolu bağımsız bölümün tescil edilmesinde hile iddiasına dayalı olarak mahkemece taraf delilleri değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği-