Tarafların cezai şartı serbestçe tayin edebileceği, hakimin aşırı gördüğü cezai şartı kendiliğinden indirebileceği ve ancak tacirler arasında durumun farklı olduğu, tacir taraflar cezai şartın indirilmesini talep edemeyeceği, ancak cezai şart şirketin mahvına yol açacaksa cezai şartta indirim talep edilebileceği, hatta talep olmasa bile hakim genel TBK hükmü gereği buna resen nazara alabileceği, ilgili dosyada cezai şartın davacının mahvına yol açtığı konusunda şüphe olmadığı- Cezai şartın ne kadar indirileceği hususunun mahkemelere bırakıldığından sermayenin yok olup borca batık duruma gelmesinin şirketin mahvına yol açtığı anlamına geldiği- Davacının davalılara vermiş olduğu iki ayrı teminat mektubunun olduğu, bir tanesi 260.000,00 TL bedelli, diğerinin ise 30.000,00 TL olduğu, bu miktarlar bile toplam cezai şarttan çıkarılsa 3.838.493,16 TL - 290.000,00 TL = 3.548.493,16 TL yapacağı, bu durumda mahkemece cezai şartın ödenmesi halinde davacı şirketin mahvına yol açılacağından davacının davalılardan talep ettiği kesin teminat mektuplarının iadesi davalarının reddi halinde davalı karşı davacıların hakkaniyete uygun bir şekilde taleplerinin bir kısmının sağlanacağı-
Davalı tarafından imzalanan taahhüte aykırılık nedeniyle cezai şartın tahsili istemi- Davalının, ithal edilen hayvanları taahhüde aykırı olarak ticari amaçla sattığı ve böylelikle taahhüde aykırı davrandığı ve bu nedenle cezai şart ödemekle yükümlü olup, olayın kapsamı ve dosyadaki verilere göre TBK 182 inci maddesi dikkate alınarak uygun ceza koşulu indirimi yapılması gerektiği-
13 maddeden oluşan sözleşmenin 10 uncu maddesinin, iki taraftan her hangi birisinin bu protokolde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği ya da protokol hükümlerini uygulamaktan vazgeçtiği taktirde diğer tarafa 1 milyon Amerikan doları cezai şart ödeyeceğini hüküm altına aldığı, ancak, "Sözleşme" başlıklı metnin girişinde "Aşağıda yer alan protokol hükümleri ...........'e ait gayrimenkullerin kısmi bölünme yoluyla devredilmesi halinde geçerlilik kazanacaktır." ibaresi yer almakta olup sözleşmenin 1 inci maddesinin yeni kurulacak bir anonim şirkete kısmi bölünme yoluyla devredilecek taşınmazları saydığı, bir başka anlatımla cezai şartın geçerliliğinin taşınmazların devrine bağlandığı, mahkemece dava tarihi itibari ile taşınmazların devri şartı henüz gerçekleşmediği için protokolün diğer maddelerinin de yürürlüğe giremeyeceği gözden kaçırılarak hatalı değerlendirme ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Dava; resmi şekilde düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin alıcının satış bedelini ödemede temerrüdü nedeniyle feshi, müdahalenin men-i, taşınmazın tahliyesi ve ecrimisile dayalı tazminat ile cezai şart istemine ilişkindir...
Uyuşmazlık, işçinin rekabet yasağına aykırı davranışı nedeniyle cezai şart alacağı istemine ilişkindir...
Anonim şirket hisse devrinden ve teminat mektubunun nakte çevrilmesinden kaynaklanan alacak istemi-
Acentelik sözleşmesinden kaynaklanan komisyon alacağı ile sözleşmeye aykırılık sebebiyle cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin olarak açılan kısmi davada, ıslahla arttırılan miktar yönünden zaman aşımı def'inin değerlendirilmesi gerektiği, davanın belirsiz alacak davası olduğu gerekçesi ile zaman aşımı def'inin reddinin yerinde görülmediği- Belirsiz alacak davasının, niteliği gereği istisnai bir dava türü olduğu ve davacının bunu açıkça dilekçesinde belirtmesi gerektiği- Davacı vekilinin, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 190.000,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep ettiği ancak talebinin ne kadarlık kısmının komisyon alacağı, ne kadarlık kısmının cezai şart alacağı olduğunu da açıklamadığından mahkemece davacı tarafa bu husus açıklatılmadan karar verilmesinin doğru görülmediği- Mahkemece cezai şarta ilişkin talebin atiye terk edildiği belirtilerek ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilmiş ise de; usul hukukumuzda atiye terk müessesesi bulunmadığı-
Tacir sıfatını haiz olan davacının, cezai şart miktarının tenkisini talep edemeyeceği, davacının cezai şartın kabul edildiği tarihteki iktisadî durumu üzerinde bilirkişilerce inceleme yapılması ile tespit edilebileceği, mahkemece tarafların ticari defter ve dayanağı belge ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ise de inceleme için tayin edilen günde davacı vekili, müvekkilinin ödemeleri ile ilgili olan kısmın orijinalini ve Alman mali müşavir yazısını, tercümesini yaptırarak dosyaya sunduğunu beyan etmiş ise de cezai şartın fahiş olduğu iddiasına karşın müvekkili şirkete ait ticari defter, kayıt ve belgeleri ibraz edemediği, ayrıca kaldı ki dava dilekçesinde ticari defter ve belgelere delil olarak da dayanılmadığı, cezai şartın ahlaka ve adaba aykırı olup olmadığının ve dolayısıyla tenkisinin gerekip gerekmediğinin tespiti yönünden bir incelemenin yapılmasının mümkün olmadığı-
İşyeri devir ve teslimine dair sözleşmenin kurulduğu sırada, işyeri malikinin devre muvafakatini temin etme yükümlülüğünün davalı işyeri sahibinin üzerinde olduğu- Kasten yahut ihmalen bu yükümlülüklere aykırı davranılması durumunda ise ortaya çıkan sonuçlardan işyeri sahibinin sorumlu olacağı- İşyeri malikinin devre muvafakat vermemiş olmasının taraflar arasındaki sözleşmenin geçerliliğine herhangi bir etkisinin bulunmadığı- Taraflar arasındaki sözleşme ve ceza koşulun geçerli olduğu bu nedenle sözleşme ile işyerini boşaltmayı, teslim eden ve bu taahhüdünü yerine getirmeyen geçerli sözleşmede belirlenen dönme cezası koşullarının oluştuğu göz önüne alınarak davacı tarafından cezai şart istenebileceği-
Avansın (TBK 406/son) istenebilmesi için zorunlu bir ihtiyacın bulunması, işverenin avansı hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda bulunması ve işçinin hizmetiyle hak ettiği günlerin toplamı kadar avans talep edebilmesi koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerektiği- Davacıya yapılan ödemenin ücret alacağına mahsuben ödenen avans olmayıp iade edilmek üzere verilmiş borç (ödünç) olduğu- Genel müdür olan davacının işyerindeki konumu, işveren vekili sıfatıyla elinde bulundurduğu yetkiler, iş yaşamının gerekleri, genel müdür olarak çalışmaya başladıktan iki gün sonra tarihinde yapılan ödemenin davacının ücretinin yaklaşık dört katı olması ve davacının iş sözleşmesinin feshedildiği tarihine kadar kendisine ödenen parayı elinde bulundurduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacının fesih tarihine kadar geçen süreç içerisinde kendisine ödenen parayı iade etmeyerek ve ayrıca bu amaca yönelik iradi bir davranışta da bulunamayarak doğruluk ve bağlılığa aykırı hareket ettiği- Davacının eylemi neticesinde taraflar arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı, davacının doğruluk ve bağlılığa bu aykırı davranışı sebebiyle İş K. m. 25/(II)-(e) uyarınca davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği- "Davacıya YK kararı doğrultusunda ödeme yapıldığı, davalı işverenin yapılan ödemeyi davacının ücretinden mahsup etme imkânı varken iş sözleşmesinin feshi yoluna gitmesinin son çare olması gerektiği, aksine kabulün ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle bağdaşmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin feshinin haklı nedene dayanmadığı" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-