25.12.2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 s. K. ile TMK m. 734/2'de yapılan değişiklikten gereğince, anılan değişiklikten önce açılan davada, değişiklik doğrultusunda ön alım hakkı sahibi davacının bedele ilişkin yükümlülüğünün ön alım hakkına konu payın değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihteki rayiç değeri ile resmi senette alıcıya düşen tapu giderleri olduğu- Ön alım hakkına konu payın rayiç değerinin, tarafların bu konudaki delilleri toplanarak, mahallinde yapılacak keşif ve taşınmazın vasfına uygun bilirkişi heyeti marifetiyle 25.12.2025 tarihi itibariyle tespit edilmesi, bu şekilde belirlenecek ön alım bedelinin daha önce depo edilen ve nemalandırılan bedelden fazla olması hâlinde daha önce depo edilen ve nemalandırılan toplam bedel ön alım bedelinden mahsup edilerek, bakiye bedelin nemalandırılmak üzere aynı hesaba depo ettirilmesi gerektiği- "Önalım davasına konu payın rayiç bedelinin 7571 sayılı Yasanın yürürlük tarihi itibarıyla belirlenmesinin yasada yer almadığı, bu şekilde belirlemenin yasanın amacını aşacağı ve davacının kullanmış olduğu yasal önalım hakkını akamete uğratacağı, görülmekte olan davalarda önalım bedelinin, dava konusu payın satış tarihi itibariyle belirlenen rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinin tahkikat aşamasının başından itibaren nemalandırılması halinde ulaşacağı bedel olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
Paylı mülkiyete tabi taşınmazda paydaş olan davalıların kamulaştırmasız el atma nedeniyle idareye karşı tazminat davası açmalarının idarenin yasal önalım hakkını ortadan kaldırmayacağı ve bu durumun tek başına hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyeceği, yasal önalım hakkının kullanılması sırasında yürürlüğe giren 7571 sayılı Kanun ile Türk Medeni Kanunu'nun 734. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca önalım bedelinin artık resmi senetteki bedel üzerinden değil dava konusu payın hâkim tarafından belirlenecek rayiç bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerinden ibaret olduğu ve bu bedelin nemalandırılmak üzere hâkim tarafından belirlenen yere nakden yatırılması gerektiği, anılan Kanun ile Türk Medeni Kanunu'na eklenen geçici 1. maddenin ikinci fıkrası gereğince bu kuralın yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olan derdest davalarda da derhal uygulanmasının zorunlu bulunduğu-
Sınırdaş arazi sahibinin önalım hakkı tarımsal bütünlüğün korunması amacıyla düzenlenmiş olmasına rağmen, tarım arazisinin büyüklüğüne bakılmaksızın her satışta komşu taşınmaz malikine önalım hakkı tanındığının kabulünün, asgari tarım arazisi büyüklüğünü haiz taşınmaz malikinin mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazını dilediği kişiye gerçek bedeli üzerinden devretme serbestisini ortadan kaldıracağı- Dava konusu taşınmazın tarımsal amaçla kullanıldığı, satın alınan ve davaya konu taşınmazın büyüklüğünün 5403 sayılı Kanun’un 8. maddesinde belirtilen asgari tarımsal arazi büyüklük miktarı ile hedeflenen miktarın çok üzerinde olduğu (hatta 5403 sayılı Kanun'un 8/A maddesinde belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün de üzerinde olduğu), bu taşınmaz hakkında önalım hakkının kullanılması için haklı bir sebep bulunmadığı- "Kanun'un aramadığı ve düzenlemediği koşullar gözetilerek, 5403 sayılı Kanun hükümleri yorumlanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu" şeklindeki karşı görüşün benimsenmediği-
Davacı paydaşın "satış bedelinde muvazaa yapıldığını" ileri sürerek önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil istemiyle açtığı eldeki davada, davalı davayı kabul ettiğini beyan etmişse de, davacının "bedelde muvazaa iddiasına" karşı çıktığından ve ortada HMK m. 309/4'e uygun açık bir kabul beyanı bulunmadığından HMK m. 308 anlamında geçerli bir kabulün varlığından söz edilemeyeceği- Ön inceleme duruşmasında taraflar arasında önalım bedeli konusundaki uyuşmazlığın hâlen sürmekte olduğu ve ilk derece mahkemesince de davacı tarafından ileri sürülen bedelde muvazaa iddiasına yönelik inceleme ve araştırma yapıldığı görüldüğünden, bedelde muvazaa iddiası nedeniyle önalım bedeli konusunda uyuşmazlığın devam etmesine rağmen kabul beyanının kesin hüküm gibi sonuç doğurmasının mümkün olmadığı- Eldeki davada hem İlk Derece Mahkemesinin hem de Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünde olduğu üzere fiili taksim olgusunun varlığı sabit olup, davanın her aşamasında fiili taksim savunmasında bulunulabileceği gibi taraflarca ileri sürülmese dahi fiili taksimin varlığı dosya kapsamından anlaşılıyor ise hâkim tarafından da resen dikkate alınması zorunlu olduğu- Davalı tarafından usulünce yapılmış bir kabul beyanı bulunmadığından davanın fiili taksim nedeniyle reddine dair verilen direnme kararının isabetli olduğu- "Önalım bedelinin, tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve masrafların toplamından ibaret olduğu, davalının davayı kabul ederken bedelde muvazaa iddiasına itiraz etmesinin talep sonucuna ilişkin kabul beyanını etkileyecek nitelikte bir şart olarak değerlendirilemeyeceği, kabulün davayı sona erdiren tek taraflı hukuki bir işlem olması nedeniyle daha sonra kabul beyanından dönülerek fiili taksim savunmasında bulunulamayacağı, davalı cevap dilekçesi ile davayı kabul etmiş olduğundan davanın kabul edildiği aşamaya göre yargılama gideri ve vekâlet ücretinden yapılacak indirimlerin de belirlenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Uyuşmazlık, ön alım hakkından kaynaklı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir...
7. HD. 05.12.2024 T. E: 4518, K: 5479
7. HD. 05.12.2024 T. E: 4496, K: 5480
Ölünceye kadar bakma sözleşmesinin tarafı olan bakım alacaklısının iradelerini dava konusu işleme yansıtmadıklarını ve işlemin gerçekte satış olduğunu belirtmesi üzerine muvazaanın varlığı ispat edilmiş olacağı için, görünüşteki işlemin tarafların gerçek iradelerine uygun olmadığından geçersiz olacağı- Gerçek işlem olan tapulu taşınmazdaki pay satışının ise resmi şekil şartına uygun bir devir niteliğinde olması nedeniyle, davacının ön alım hakkını kullanabileceği değerlendirilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekeceği-
Fiili taksim iddiasının araştırılması gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırıldığı, mahkemece bu hususta araştırma yapılmadan önce satış akdindeki bedel üzerinden depo kararı verildiği ve ara kararın yerine getirilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacının verilen sürede depo kararını yerine getirmeyip yargılamanın sonuna kadar süre talep etmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirildiği, yine fiili taksim iddiasının davalıya ait bir savunma olmadığı, davacının iddiasının zaten ön alım hakkı olduğu, bu nedenle üzerine düşen depo sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği- Ön alım davalarının değeri para ile ölçülebilen davalardan olduğu, ön alım bedelinin depo edilmesinin özel dava şartı olduğu, buna yönelik ara karara uyulmaması halinde usulden ret kararı verilmeyip işin esası hakkında değerlendirme yapılarak ret kararı verileceği, esasa yönelik ret kararı verilmesi halinde değeri parayla ölçülebilen bu tür davalarda avukatlık ücretinin de nispi olarak belirlenmesi gerektiği, mahkemece esastan ret hükmü kurulduğu halde davalılar yararına maktu avukatlık ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığı-
Trampaya konu edilen taşınmazlar arasındaki değer farkının tasarrufun yalnız başına satış olduğunu göstermeye yeterli olmadığı- Trampa işlemine konu taşınmazların mevkii ve miktar itibariyle denk olmaması, davalının cevap dilekçesine göre trampadan bilgisinin olmaması, taşınmaz hissesini "vekâletname vererek 1.500,00 TL bedelle devrettiğine" yönelik beyanı, diğer davalı tarafından trampada karşılık olarak alınan yerde diğer davalının eşi lehine intifa hakkı şerhi bulunması, 2 m2 miktarındaki bir hissenin trampa edilmesinin taraflara ekonomik menfaat sağlamaması, diğer davalının trampa yolu ile pay edindikten sonra dava konusu taşınmazda diğer bir kısım payları da seri şekilde satın alarak neticeten pay sahibi olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, trampa yolu ile pay ediniminin muvazaalı olduğu, diğer davalının gerçekte satış işlemi ile pay edindiği ve davacı taraf yönünden önalım hakkının var olduğu-
