Davalının babasına teslim edildiği anlaşılan ziynetlerin davalının da müştereken ve müteselsilen sorumlu olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davalının taraf sıfatının bulunup bulunmadığı- Uyuşmazlık konusu ziynetlerin, taraflar balayına giderken güvenlik amacıyla ve özellikle davalı erkeğin müdahalesi ile davalının babasına teslim edildiği- Davalı erkek "ziynetlerin davacının uhdesinde kaldığı" hususunu ispatlayamadığından ziynetlerin davalının hakimiyetinde olduğu ve davacı kadına iade edilmediğinin kabul edilmesi gerektiği-
Ziynet alacağı davası- Davanın konusuz kalması- Davacının asli talebi ziynet eşyalarının aynen iadesine yönelik olup ıslah dilekçesi ile somut olarak tespit edilen ziynet eşyaları yanında, paketli olması ve keseye atılması nedeniyle tespit edilemeyen 87 adet hediyenin takdiri mahkemeye bırakılarak dava değerini belirlediği- İlk derece mahkemesince "somut olarak tespit edilen 118.046,06 TL değerinde ziynet eşyaları yanında 87 adet hediyenin çeyrek altın olduğu kabul edilerek 24.795 TL olmak üzere toplamda 142.841 TL alacağın faiziyle birlikte ödenmesine" şeklinde karar verilmiş ve bu karar davacı vekili tarafından 87 adet hediyenin tamamının çeyrek altın olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı belirtilerek istinaf edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince "hükmün usul bakımından kaldırılması" nedeniyle bu itirazın incelenmediği anlaşılmakla, taraflar arasında ihtilafsız bir alacaktan söz edilemeyeceği- Kaldırma kararı sonrasında davacı vekilinin beyanına bakıldığında "davalı tarafından yapılan ödemelerin Mahkemenin ilk kararı doğrultusunda gerçekleştirildiği" anlaşıldığından ,"ilk kararda hüküm altına alınan ziynet eşyalarının bir kısmının aynen bir kısmının ise nakden iade edildiği ve bu şekilde borcun ödendiği" gerekçesiyle davanın konusuz kaldığından bahsedilemeyeceği- Yargılamanın yürütülerek taleplerin esası hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesinin istenmesinde davacının hukuki yararının bulunduğu-
Türk Medeni Kanun'un 220/2. maddesinde mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri o eşin kişisel malı olduğu ve tasfiyeye girmeyeceği-
Dosya içeriğine göre, davalı-davacı kadının asıl davada aleyhine tespit edilen, hükmedilen ve temyize konu edilen toplam miktar 53.246,83 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davalı-davacı kadın vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekeceği- Davalı-davacı kadının annesi tarafından verildiği iddia edilen paranın davalı-davacı kadının banka hesabında çekildiği, hesaba yatırılan paranın davalı-davacı kadının annesi tarafından verildiğine yönelik soyut tanık beyanı dışında başkaca delil bulunmadığı, mevcut delil durumuna göre de davalı-davacı kadının hesaptaki paranın annesi tarafından verildiğini ispatlayamadığı anlaşıldığından, Mahkemece, taşınmazın edinilmesinde davalı-davacı kadının kişisel mal savunmasını ispatlayamadığı gözetilerek bir karar verilmesi gerekeceği-
Davalı kadının taşınmazın edinilmesinde konut kredisi ile karşılanan kısmında Ziraat Bankası'ndan çektiği 11.000,00 TL personel kredisi ile ziynet eşyalarının da kullanıldığını iddia ettiği, davacı erkeğin tanığı H.'in ''... düğünde takılan 5 adet bileziğin taşınmaz satın alınırken bozdurulduğunu, diğer ziynet eşyalarının bozdurulmadığını ...'' beyan ettiği, personel kredisinin taşınmazın edinilmesinden kısa süre önce çekildiği ve işbu kredinin evlilik birliği içinde yapılan ödemelerinin kişisel malla karşılandığının da ispat edilemediği anlaşıldığından, Mahkemece, personel kredisinin taşınmazın edinilmesinden kısa süre önce çekilmiş olması, taşınmazın edinme bedeli ve erkeğin tanık beyanı gözetildiğinde, davalı kadının 5 adet bileziği ile çekilen personel kredisinin de taşınmazın edinilmesinde kullanıldığı kabul edilerek 5 adet bilezik bedeli ile personel kredisinin boşanma dava tarihinden sonra ödenen kısmı yönünden de davalı kadın lehine kişisel mal denkleştirmesi yapılması gerekeceği-
Boşanma ile birlikte açılan ziynet alacağı davasının İlk Derece Mahkemesince tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedildiği, UYAP ortamında bulunan taraf vekillerince verilen istinaftan feragat dilekçelerinde boşanma davasının esas numarasının yazılı olduğu, iş bu ziynet alacağı davasına yönelik istinaf taleplerinden feragat edilmediği-
Dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamayacağı, gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alınan eşyanın cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekeceği, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde, hüküm altına alınan ziynet eşya bedeli miktarının gösterilmemesi suretiyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Dosya temyiz incelemesinde iken davalı erkek vekilinin dosyaya sunduğu anlaşmalı boşanma protokolü içeriğinden tarafların boşanma ve fer'îleri, eşya ve ziynet alacağı ve mal tasfiyesinden kaynaklı alacaklar konusunda anlaşmaya vardıkları anlaşıldığından, dosyaya sunulan anlaşmalı boşanma protokolü hükümleri dikkate alınarak ve taraflar duruşmaya çağrılıp bizzat beyanları da alınmak suretiyle boşanma ve fer'îleri ile diğer yönlerden karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği-
Tarafların 01.09.2010 tarihinde evlendiği, 01.07.2015 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, 29.06.2018 tarihinde kesinleşmesiyle boşandıkları, sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu- Mahkemece, tasfiye konusu arsanın edinilmiş mal olmadığı gerekçesiyle işbu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de, kararın hatalı olduğu, şöyle ki, öncelikle tasfiye konusu arsa evlilik birliği içinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönemde erkek adına satın alındığından edinilmiş mal niteliğinde olup davalı erkeğin taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğuna yönelik iddiası yönünden de tanık delili dışında delili bulunmadığından mevcut delil itibariyle davalı tarafından taşınmazın üçüncü kişiye ait olduğunun ispatlanamadığının kabulünün hatalı olduğu- Her ne kadar tasfiye konusu arsa tasfiyenin sona erdiği tarihte mevcut değil ise de, boşanma dava tarihinden kısa süre önce taraflar arasında anlaşmazlık başladıktan sonra arsa satıldığından arsanın eklenecek değer olduğu kabul edilerek tasfiyede dikkate alınması gerekeceği-
Özellikle tanık anlatımları ile boşanma davasında ziynet eşyalarına ilişkin vaka yönünden kesinleşmiş mahkeme hükmü dikkate alındığında, varlığı kanıtlanan; erkek tarafından alındığı ve geri verilmediği ispat edilen ziynet eşyalarına ilişkin davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-