Evlilik birliği içinde bedeli davacı tarafından ödenerek satın alınan tapuda davalı adına tescil edilen mesken yönünden mal rejiminin tasfiyesiyle katılma alacağının tahsiline yönelik davanın "artık değere katılma alacağı" isteğine ilişkin olduğu- Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiş olacağı (TMK 225/son)- Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu- Mahkemece, tasfiyeye konu ve satış yolu ile davalı eş adına tescil edilmiş olan meskenin satın alınmasında davalının evlilik öncesi sahip olduğu kişisel malı olan dava dışı aracın satımından gelen bedelin kullanıldığı kabul edilmişse de, hesap raporunda dava dışı aracın satımından gelen paranın meskenin alımında kullanıldığı hususunun banka kayıtlarından anlaşıldığı bildirilmiş olmasına karşın, söz konusu raporun bu bölümü Yargıtay denetimine açık olmadığından, bilirkişi kurulundan bu hususta rapor alınması gerektiği- Davalı asıl tarafından bilirkişi raporunda katılma alacağı olarak tespit edilen bedel yargılama devam ederken davacının banka hesabına yatırılmış ise de, davalı taraf yargılama sırasında usul hükümlerine göre davayı kabul etmediği gibi, bozma ilamının tümü göz önünde bulundurulduğunda hüküm altına alınacak bedelin bankaya davalı tarafça yatırılan miktar olduğu kesin olarak anlaşılmadığından, mahkemece yapılacak iş, dava dışı aracın satımından elde edilen paranın dava konusu meskenin alımında kullanılıp kullanılmadığı duraksamaya yer vermeksizin belirlenip, meskenin bozmadan önceki belirlenen sürüm değeri güncelliğini yitireceğinden bundan sonra verilecek karar tarihi itibariyle sürüm (rayiç) değeri tespit edilip, davacının dava dilekçesinde faiz isteğinde bulunduğu da göz önünde bulundurularak gerçekleşecek sonuca göre davacı tarafın katılma alacağı talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
Artık değere katılma alacağı isteği-
Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacak isteği-
Mal rejiminin tasfiyesi ile katkı payı alacağı ile katılma alacağı isteği-
Mal rejiminin tasfiyesi ile tapu iptal ve tescil olmadığı takdirde katkı payı alacak isteği-
Katkı payı alacak isteği-
Katkı payı alacağının, tarafın katkı oranı tespit edildikten sonra tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle hesaplanacağı- Araç eşler arasında mal ayrılığı rejimi geçerli olduğu tarihte davalı adına satın alınmış olup, araç yönünden katkı payı alacağı hesaplanırken katkı oranı olarak kabul edilen %50 ile aracın dava tarihindeki değerin çarpılması neticesinde katkı payı alacağına hükmedilmesi gerekirken bilirkişi raporunda yapılan hesap hatası hükme esas alınarak daha fazlaya hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Taşınmazların davalı eşin ortağı bulunduğu şirket adına tapuda kayıtlı olduğu, davalıya ait olmadıkları anlaşılmakla, davacı lehine evlilik birliği içinde davalı eşin ortak olduğu şirket yönünden katılma alacağı hesaplanmış iken mükerrer tahsile neden olacak şekilde davalı adına kayıtlı olmayıp şirkete ait taşınmazlar yönünden alacağa hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
Katkı payı alacağı isteği-
Taşınmazın arsasının taraflar evlenmeden önce 3. kişiden satın alınarak davalı eş adına tescil edildiği, satın alındığı tarih itibari ile taşınmazın arsasının davalının kişisel malı olduğu anlaşıldığından, taşınmazın arsası mal rejiminin tasfiyesine konu edilemeyeceği-
Bozma sonrası yapılan ıslahla arttırılan miktarı da kapsar şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, diğer yandan mal rejiminin tasfiyesi neticesinde belirlenecek alacağın, terekeye ait borç olup, mirasçıların miras paylaşımından önce ödenmesi gerektiği, eldeki davada davacı mirasçı sağ eşin mal rejiminin tasfiyesi sebebiyle istediği ve terekeye ait borç kabul edilen alacak miktarından, dava mirasçılar arasında görüldüğünden, davacı da dahil tüm veresenin miras payları oranında sorumlu oldukları, bu itibarla hüküm altına alınan tereke borcundan davacının da miras payı oranı dikkate alınarak davalıların sorumlu olduğu miktarın, talep miktarı da göz önünde bulundurularak hüküm fıkrasında açıkça gösterilmesi gerektiği halde terekeye ait borcun tamamının davalı mirasçılardan tahsiline karar verilmesinin isabetsiz olduğu-