Mutlak nitelikteki uzun süreli zamanaşımının başlangıç tarihinin, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih olduğu ve buna göre, tazminat istemi her halde eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren on yılın geçmesi ile zamanaşımına uğrayacağı, burada on yıllık sürenin başlangıç anının, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarih gibi objektif bir koşula bağlandığı- Elektrik çarpması nedeni ile uğranılan maddi zararın tazmini istemine ilişkin davada, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihe (29/03/2006 ) göre, maddi tazminat istemine konu ek davanın, (sekiz yıllık) ceza zamanaşımı süresi içerisinde olmamakla birlikte, mutlak zamanaşımı süresi olan on yıllık süre dolmadan (09/06/2014) açıldığı, iki yıllık "kısa süreli zamanaşımının" başlaması için, zarar görenin, zarar ile birlikte zararın sorumlusunu (tazminat yükümlüsünü) da öğrenmesi gerektiği, bu koşullardan birinin gerçekleşmemesi hâlinde zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacağı; zarar ve tazminat sorumlusundan hangisi daha sonra öğrenilirse, zamanaşımı süresi son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlayacağı- Davacı, tazminat yükümlüsünü olduğunu, Yargıtayın kısmi davaya ilişkin onama kararınının kendisine tebliğ edildiği tarihte öğrenmiş olduğundan ve ek davanın açıldığı tarih itibariyle, bu davalı yönünden iki yıllık kısa zamanaşımı süresinin henüz işlemeye başlamadığı görüldüğünden, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesi gereğince ödenen satış bedelinin,taşınmazın tapuda dava dışı üçüncü kişiye devredilmesi nedeniyle oluşan maddi zararın tazmini istemi-
Davacının, davalı firmadan satın aldığı buzdolabının soğutma işlevini yerine getirememesi nedeniyle 2009 yılında bir, 2010 yılında bir, 2011 yılında ise iki kez yetkili servislere başvurduğu, en son 2012 yılında yine aynı sorunun giderilememesi üzerine malı teslim almak istemeyerek davalıya gönderdiği ihtarname ile zararının giderilmesini talep ettiği, davalı satıcı sattığı ürünün onarımını yetkili servisler eliyle yürütmekte olup davacının tüm başvurularına rağmen arızanın giderilemediği dosya kapsamı ile sabit olduğundan somut olayda üretimden kaynaklı gizli ayıp mahiyetindeki arıza yönünden davalı satıcının ağır kusurlu olduğunun kabulünün gerektiği-
TMK'nın 1007. maddesine dayanılarak açılan davalarda, 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanacağı ve bu sürenin kadastro mahkemesinin kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı-
Anayasa Mahkemesince "TMSF lehine getirilen yirmi yıllık zamanaşımı süresinin geçmişe etkili olacağına" yönelik düzenlemenin iptal edildiği-  1999 yılında itirazın iptaline hükmedildiği, 2011 yılında temlik alan alacaklı vekilinin icra takip dosyasının yenilenmesini talep ettiği, icra müdürlüğünce on yıllık zamanaşımının dolması nedeniyle dosyanın SEKA’ya gönderildiğinin bildirildiği, ayrıca dosya içerisinde yer alan icra müdürlüğünün bir yazı cevabında; 'dosyanın 2002 tarihinde muameleden kaldırıldığının', bir diğer yazı cevabında ise,  ."..Arşiv Ayıklama ve İmha Komisyonu tarafından ...2009 tarihi itibari ile Cumhuriyet Savcılığı’na teslim edildiğinin" bildirildiği, bunun üzerine alacaklı tarafından, 2014 yılında takip başlattığı uyuşmazlıkta, alacaklının on yıllık zamanaşımı süresi içinde takip başlatmadığı anlaşılmış olup, zamanaşımı süresi dolduğundan, mahkemece, borçlunun zamanaşımı itirazının kabulü ile icranın geri bırakılmasına karar verilmesi gerektiği-
8. HD. 19.03.2019 T. E: 2018/10770, K: 2861-
Tanıma tenfiz kararı daha sonraki tarihlerde verilse dahi, evlilik birliği yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihte sona ermiş kabul edileceği- Eşlerin yabancı mahkeme ilamının kesinleştiği tarihten, tanıma tenfiz kararının verildiği tarihe kadar geçen ara dönemde edindikleri mal varlıkları, evlilik birliği dışında edinilen mal olarak kabul edileceği, bu ara dönemde birbirlerine mirasçı olmayacakları, duruma göre bu dönemde doğan çocuk evlilik dışı doğmuş sayılacağı- Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin temyize konu asıl dava ve karşıya ilişkin taleplerin 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve dava tarihleri itibariyle anılan zamanaşımı süresi geçmediği halde dava ve karşı davanın zamanaşımı yönünden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Alacaklı vekilinin borçlunun adresinin araştırılmasına ilişkin icra müdürlüğünce kabul edilerek işlem yapılan talepleri dikkate alındığında, anılan tarihler arasında 10 yıllık zamanaşımının dolmadığından, borçlunun zamanaşımı itirazının reddi gerektiği-
Yerel mahkemenin temyize konu direnme kararının gerekçesinde “davacının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve TTK hükümlerine göre şirket ortağının sermaye olarak şirkete verdiğini geri isteyemeyeceği gerekçesiyle davanın hem esastan reddine, hem de alacağın zamanaşımına uğramasından dolayı reddine karar verildiği” belirtildiği, mahkemenin hangi gerekçeyle davayı reddettiği açıkça anlaşılamadığından özellikle Anayasa’nın 141/3. maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren HMK’nın 297. maddesi de gözetilerek direnme kararında davanın esastan mı yoksa alacağın zamanaşımına uğramasından dolayı mı reddedildiği açıkça ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirtilmesi gerektiği-
Tanzim yeri bulunmayan senedin kambiyo vasfı bulunmadığı- İcra takibine konu alacak hangi zamanaşımı süresine tâbi ise, icra takibinin kesinleşmesinden sonraki dönemde de aynı zamanaşımı süresi uygulanacağı- Kambiyo senedi niteliği taşımayan dayanak belge adi senet hükmünde olduğundan, on yıllık zamanaşımına tâbi olduğu- Takip konusu senet yönünden, şikayet tarihi itibariyle, bu sürenin dolmadığı ve dolayısıyla zamanaşımının gerçekleşmediği-