Harici taşınmaz satış sözleşmesinin yer aldığı uyuşmazlıkta, davacı dava dilekçesinde, "satım bedeli olarak ödendiği belirtilen 23 kg has altının aynen iadesi, mümkün olmadığı takdirde karar tarihindeki değerinin tahsilini" talep edilmiş olup, mahkemece, konusu altın olan dava konusu borcun (misli eşyanın) taleple bağlılık ilkesi gözetilerek, "aynen iadesi" bunun mümkün olmaması halinde, karar tarihindeki değerine hükmedilmesi gerektiği, "dava tarihi" itibariyle değerine hükmedilemeyeceği- Satış bedeli olarak ödenen altının faizsiz, taşınmazın (dükkanın) ise bedelsiz olarak iade edileceği gözetilerek, taşınmazın davacı tarafından davalıya iade edildiği tarihten itibaren davacı lehine faize hükmedilmesi gerektiği- Talep edilmediği halde, davaya konu dükkanın kira bedelinin davacı tarafından alındığı anlaşıldığından, taşınmazın davacı yedinde olduğu kabul edilerek taşınmazın da davalıya iadesi yönünde hüküm kurulmasının bozmayı gerektireceği-
"Zamanaşımı def'i ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğu, davalıların davacıyı aldatma kastıyla hareket ederek haksız fiilde bulundukları, taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı, davalı şirketler tarafından hazırlanarak SPK’ya gönderilen yazı ekinde yer alan CD’ler içerisinde davacıya ilişkin bilgilere yer verildiği, davacının davalıya CD’de belirtildiği üzere 26.224 EURO parayı ödediğinin kabul gerekeceği, ortaklık durum belgesine göre davacıya ödenmiş olan 111,00 EURO (216DM)'nin mahsubu ve 5 adet hisse senedi satımına ilişkin belgedeki imzalara davacının açıkça itirazının bulunmadığı ve bu belgeleri benimsediğinin kabulü ile toplam 4.280 EURO'nun da mahsubu gerektiği, bu durumda davacının bakiye alacağının 21.833 EURO olacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı şirketin ortağı olmadığının tespitine, 21.833 EURO'nun faiziyle davalıdan (... aleyhine hükmedilen miktar ile mükerrer ödemeye yol açmamak kaydıyla) tahsiline" karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davacı, elindeki hisse senetleri için 14.300 DM ödeme yapmış, karşılığında ödeme yaptığı tarih itibariyle 1.410 TL nominal değerli hisse senedi almış olduğundan, davacının ne miktar fazla ödeme yaptığının tespitinin, paranın yatırılıp 1.410 TL nominal değerli hisse senedinin alındığı tarih itibariyle yapılması gerektiği ve bu tespitin de, ancak paranın yatırıldığı gün itibariyle 1.410 TL nominal tutarındaki hisse senedi alabilmek için davacının kaç DM ödemesi gerektiği bulunup, bu tutarın 14.300 DM'den düşülmesi suretiyle yapılabileceği- Davacının hisse senedi alıp ödeme yaptığı gün itibariyle ne miktar fazla ödeme yaptığı bu suretle belirlendikten sonra davacının davalıdan geri aldığı taraflar arasında uyuşmazlık dışı olan 800 DM'nin bu miktardan düşülmesi, davacının Euro talep etmesi nedeniyle ortaya çıkan DM miktarının, DM'nin Euroya dönüştürüldüğü tarihteki kur oranı dikkate alınarak Euroya çevrilmesi, yine davalı tarafından davacıya ödendiği tartışma dışı olan 250 Euronun bulunacak rakamdan düşülmesi böylece Euro üzerinden tahsil talebinde bulunan davacının kaç Euro alacağı bulunduğunun belirlenmesi gerektiği-
Kâr payı ödemesine ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın hüküm kurulmasının hatalı olduğu- Davacı vekili Euro'nun karşılığı olan TL'nin tahsilini talep ettiğine göre artık davalı aleyhine verilen hükmün de Türk Lirası üzerinden kurulması gerektiği-
Davacı ticari defterlerinde, davacı alacağı dava konusu Euro faturaya dayalı olarak muhasebeleştirilmiş ve davacı alacağı davacı defterlerinde TL olarak belirlenmişse, davacı defterlerindeki kayıtlar davacı aleyhine davalı lehine delil olacağından davanın TL üzerinden kabulü gerektiği, Euro’nun dava tarihindeki TL karşılığı üzerinden yapılan talebin aynen kabulünün hatalı olduğu-
Yerel mahkemece, 40.000 DM alacağın varlığına ilişkin "Alman Markı" üzerinden hüküm kurulduğu, 2002'den bu yana "Alman Markı"nın kullanılmadığı, bu nedenle mahkemece verilen kararın infaza elverişli olmadığı- Markın, 1 Ocak 1999 tarihinde Euro ile değiştirildiği ve değişimde 1 Euro'nun 1,95583 DM'ye eşdeğer kabul edildiği, DM'nin kabul edilen dönüşüm değeri üzerinden, Euro'ya çevrilmesinin gerektiği ve davaya konu yabancı paranın ne tür bir hesapta tutulduğunun belirlenemediğinden bahisle, 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca faize hükmedileceği- Davalı TMSF'nin, Bankacılık Kanunu'nun 140. maddesi uyarınca her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olup davalı aleyhine yazılı şekilde harca hükmedilmesinin de yasaya aykırı olduğu, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verildiği-
İşyeri sigorta sözleşmesinden kaynaklanan rücuen tazminat talebine-
Açılan ilk davada TL cinsinden talepte bulunan alacaklının artık bu tercihinden dönerek borcun yabancı para olarak aynen ifasını istemesi mümkün olmadığı- Davacı tarafın, ilk açılan kısmi davada tercihini TL cinsinden yana kullandığı nazara alınıp, bakiye kısım için başlattığı itirazın iptali davasına konu icra takibinde bu tercihinden dönüp yabancı para üzerinden tahsil isteyemeyeceği-
Diğer emsal dosyalardan da anlaşılacağı üzere, ... Grubu şirketlerinin fiili ve hukuki irtibat halinde oldukları, birlikte hareket ederek para toplama amacıyla çeşitli belgeler karşılığında para tahsil ettikleri, ortağın sermaye olarak verdiğini isteyemeyeceğine dair yasal düzenlemeyi kulllanarak para yatıran kişileri grup şirketlerden herhangi birinde veya birkaçında düşük nominal bedellerle şeklen ortak gibi gösterdikleri, tahsil ettikleri parayı ise muhasebe kayıtlarına yansıtmayarak para iade taleplerini reddettikleri böylelikle haksız fiilde bulundukları anlaşılmakla, mahkemece, tüm davalıların hukuki durumunun bu esaslara göre değerlendirilmesi gerektiği- Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 s TTK. mad. 336/5 uyarınca, gerek kanunların gerekse sözleşmelerin kendisine yüklediği sair vazifelerin kasten ve ihmal neticesi yapılmaması, TTK.'nın 321/son maddesinde de, temsile ve idareye salahiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirketin sorumlu olacağı hükme bağlandığından davalıların da davalı şirketlerin yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olarak gerek MK'nın 50. maddesi gerekse de TTK.'nın 321/son maddesi uyarınca zarardan sorumlu tutulabileceği ve bu nedenle kendilerine husumet yöneltilebileceği- Yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine bu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmasının, bu şekilde zamanaşımı def'inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı- Dava dilekçesinde döviz cinsinden talepte bulunan alacaklının artık bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi ile TL cinsinden talepte bulunmasının mümkün olmadığı-
Alacaklı tarafından takipte istenen işleyecek faiz oranının itirazsız kesinleşmesi nedeniyle akdi faize dönüştüğü ve bu oranın da 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince, Devlet Bankaları'nın o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranından yüksek olduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince; takipten sonraki dönem için yıllık %8 faiz oranı uygulanmak ve alacaklının TBK'nun 99/son maddesi gereğince seçimlik hakkını fiili ödeme günündeki kur üzerinden ödeme yapılması yönünde kullandığı da nazara alınmak suretiyle, konusunda uzman bilirkişi marifeti ile hesaplama yaptırılarak denetime ve hüküm kurmaya elverişli rapor tanzimi ile, dosya hesabına ilişkin şikayetin sonuçlandırılması gerekirken hüküm kurmaya elverişli olmayan rapora dayanarak yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetsiz olduğu-