Sanığa gönderilen icra emri tebliğ mazbatasında sanığın işe gittiğini beyan eden 3. kişinin isminin ve imzasının bulunmaması karşısında yapılan bu tebligatın geçerli sayılmayacağından cihetle suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı- İcra dairesinden tanzim edilen tutanaklar, sanığın çocuk teslimine ilişkin yükümlülüğünü yerine getirdiğini gösteriyorsa, kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği- Sanığın 6 aya kadar hapsen tazyikine karar verilmesi yerine kararda belli bir süre öngörülmesinin, yaptırımın niteliğine aykırı olacağı-
Dava dilekçesi ve duruşma gününün 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2.maddesi gözardı edilerek davalıya önceden hiçbir tebligat çıkarılmadan ve yasal şartları oluşmadan doğrudan doğruya mernis adresi olduğu da belirtilmek suretiyle tebliğe çıkartıldığının ve bu tebligatın usule aykırı bir tebligat olduğunun görüldüğü, bu nedenle usulüne uygun taraf teşkili sağlanmadan, savunma hakkı kısıtlanarak davanın esası hakkında karar verilmesinin doğru olmadığı-
B.sine başvurulan komşusunun ismi yazılmadığından tebligat usulsüz olup TK'nun 32. maddesi uyarınca öğrenme tarihinin tespitiyle, 89/1 haciz ihbarnamesinin tebliğ tarihinin bu tarihe göre düzeltilmesine, usulüne uygun olarak 89/1 haciz ihbarnamesi çıkarılmadan 89/2 ve 89/3 haciz ihbarnameleri çıkarılamayacağından veya çıkarılmış olsa bile hükümsüz sayılacaklarından 89/2 ve 89/3 haciz ihbarnamelerinin iptaline karar verilmesi gerekeceği-
Takip dayanağı belgelerin incelenmesinde, şikayetçilerin kredi sözleşmesinde ve ipotek akit tablosunda bildirilen adreslerine hesap kat ihtarının tebliğe çıkarıldığı, şikayetçiye çıkarılan kat ihtarı tebliğinde Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine uygun şekilde muhatabın, adresten geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığı ve tevziat saatlerinden sonra tebligat adresine dönüp dönmeyeceği tespit edilmediği gibi, beyanı alınan komşunun, isim ve imzadan imtina eden komşunun ismi de belirlenmediğinden anılan tebliğ işleminin usulsüz bulunduğu, hal böyle olunca, ihtarname tebliğinin usulsüz olduğundan, hukuki sonuç doğurmayacağı, bu durumda; usulüne uygun hesap kat ihtarı tebliği bulunmadığından, şikayetçi hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı takip yapılmasının mümkün olmadığı, bu durumda mahkemece, İİK'nun 150/ı maddesi gereğince icra emri gönderilmesi koşulları oluşmadığından, davanın şikayetçi-ipotek veren adına düzenlenen örnek 6 icra emrinin iptali gerekeceği-
Tebligatı çıkaran merci tarafından, adres kayıt sitemine ilişkin olarak şerh verilmeden, tebliğ memuru tarafından 2l/2. maddeye göre tebliğ işleminin yapılamayacağı, somut olayda; dava dilekçesi davalının Adres Kayıt Sistemindeki adresine tebliğ edildiği halde, bilirkişi raporları ve ıslah dilekçesinin Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre “mernis adresi" şerhi düşülerek tebligatlarının yapılması gerekirken Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca belirtilen yol ve yöntem izlenmeden yapılan tebliğ işleminin usulüne uygun olmadığı, bu durumda mahkemece bilirkişi raporları ve ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği ile rapora karşı beyan ve itirazlarını bildirmesi hususunda süre verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde savunma hakkının kısıtlanmasının doğru olmadığı- Yerel mahkemece karar duruşmasında, dosyanın geldiği aşama ve dilekçe ekinde masraf bulunmaması nedeniyle, davalı vekilinin mazeret dilekçesinin reddine karar verildiği, davacı vekilinin sözlü yargılama için süre talebinin olmadığına ilişkin beyanına göre yargılamaya son verilerek, davalı taraflara sözlü yargılamaya ilişkin duruşma günü tebliğ edilmeksizin, yokluklarında yapılan duruşmada karar verildiği, o halde, 6100 sayılı HMK ile öngörülen yargılama aşamalarına uyulmadan, usulüne uygun sözlü yargılama yapılmadan, davalı tarafın savunma hakkını kısıtlayacak ve adil yargılanma hakkını etkileyecek şekilde yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi, başlı başına ihalenin feshi sebebi olduğu, mahkemece, şikayetin kabulü ile, ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği-
Tebligat parçasında yazılı olan hususun aksi her türlü delille ispatlanabileceğinden, borçlunun ödeme emri tebliğ tarihi itibariyle tebligat mazbatasında beyanı alınan ve haber verildiği yazılan adı geçen gibi bir komşusunun bulunup bulunmadığının tarafların delilleri toplanarak ve gerektiğinde zabıta araştırması da yapılarak incelenmesi gerektiği-
Dosya kapsamından, dava dilekçesi ve duruşma günü tebligatlarının doğrudan doğruya mernis adresine TK'nin 21/2 maddesi hükmüne göre, yapılmış olup yurt dışı tebligatlarının da iade edildiği anlaşıldığına göre davalının karar öncesi duruşmaya usulüne uygun olarak davet edildiğinden bahsedebilme olanağının bulunmadığı, hal böyle olunca, davalının duruşma gününden usulüne uygun olarak haberdar edilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, usulsüz tebligat yapılarak yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı-
Tebliği işleminde, "muhatabın adreste bulunmadığı" tespit edilmişse de, tebliğ zarfında ismi geçen ve komşusu olduğu belirtilen şahsın imzası alınmadığından, mahalle muhtarlığına yapılan tebligatın usulsüz olduğunun kabulü gerektiği- Aynı adreste davalının kızına tebligat yapılmış ise de bu tarihten önce, davalı yanca sunulan cevap dilekçesinin kabulüyle davalının savunmaları da değerlendirilmek suretiyle davanın esası hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği-
Usulüne uygun bir tebligatın kişiyi aleyhine açılan davadan haberdar etmek, dolayısıyla kendisini ilgilendiren yargılamadan tam olarak bilgi sahibi olmasını sağlamak, açıklamada bulunmak ve ispat hakkını kullanmasına imkan vermek amacını taşıdığı- Davalının memis adresine, öncelikle memis kaydı düşülmeden normal tebligat çıkarılması, bu şekilde tebliğin gerçekleşmemesi halinde, memis adresine Tebligat Kanunu 21/2. maddesine göre tebligatın çıkarılması gerektiği- Muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine doğrudan doğruya 21/2. maddesine göre yapılan dava dilekçesinin tebliğine ilişkin tebligatın usulsüz olduğu ve bu durumda davalının cevap dilekçesi süresinde olduğundan, cevap dilekçesinde bildirilen tanıkların usulünce çağırılıp dinlenmesi gerektiği-