Aynı tasarruf için ve aynı kişiler hakkında birden fazla iptal davası açılmış ise bunların birlikte görülmesi gerekir ise de farklı tasarruflar hakkında farklı davalılar aleyhine dava açılmış ise bunlar hakkındaki davanın birlikte görülmesi zorunlu olmadığı- Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği- Uygulamada alacak-borç ilişkisi daha önce başlamasına rağmen alacak için düzenlenen BONO VEYA ÇEK GİBİ KIYMETLİ EVRAKA SONRAKİ TARİHLERİN ATILDIĞI SIKLIKLA GÖRÜLDÜĞÜ- (Yargıtay 4.Hukuk Dairesinin 2004/16789 Esas, 2005/775 Kararı aynı mahiyette) Bu nedenle davacı alacaklının, borçludaki alacağının gerçek bir alacak olması gerektiğinden, mahkemece alacaklı davacıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilip, gerekirse davacı alacaklı ile borçlu davalı isticvap edilerek çek-senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişki sorulmalı, bu yönde beyanda bulunan tanıkların beyanları netleştirilmeli ve davacının borçludaki alacağının gerçek bir alacak olup olmadığı tespit edilerek, ön koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması gerekeceği-
Nam-ı müstear, adını herhangi bir nedenle gizli tutmak isteyen bir kişinin, sözleşmeyi kendi hesabına, başka bir kişiye yaptırması olup, tasarrufun iptali veya TBK mad. 19'a göre, alacaklıdan mal kaçırmak isteyen borçlunun kendi adını gizli tutarak hukuki işlemi kendi hesabına, başka bir kişiye yaptırması olduğu ve bu tür işlemlerde amaç, alacaklılardan mal kaçırma olduğundan alacağın bu muvazaalı işlemin yapıldığı tarihten önce doğmuş olması gerektiği-
İİK. 277 vd. maddelerinde iptal davasına konu tasarruflar özünde geçerli olmasına rağmen, kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkan verdiği tasarruflar olup; muvazaaya dayalı iptal davasında ise davacı muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürmekteyken, İİK. 277 vd. maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığı- Davacının iddiasını kanıtlaması halinde iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek, İİK. 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerekeceğinden, bu madde sadece davacıya haciz ve satış isteme yetkisinin kıyasen uygulanması olup üçüncü kişinin tazminatla sorumlu olacağı anlamına da gelmeyeceği, bu nedenlerle mahkemenin davayı TBK'nun 19. maddesindeki muvazaalı işlemin iptali olarak nitelendirmesi gerektiği-
"TBK. mad. 19'a dayalı tapu iptal ve tescil davası olarak görülen davanın, tüm dosya içeriği gözetildiğinde, İİK. mad. 277 vd. uyarınca açılan tasarrufun iptali isteğine davası olarak görülmesi gerektiğine" ilişkin bozma ilamı üzerine, "geçici ya da kesin aciz vesikası bulunmadığı, haciz tutanağının da geçici aciz vesikası kapsamında kabul edilemeyeceği" gerekçesiyle dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davalı-borçludan bir alacağı olan davacının tasarrufun iptali davası açmakta hukuki yararı olacağından, davacının davalı aleyhine açtığı katkı payı alacağı davasının sonucunun beklenmesi gerektiği-
Yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporuna göre davalıların hissesine düşen miktar sebebiyle davalı-borçlunun aczinin gerçekleşmediği anlaşıldığından, dava şartı yokluğu nedeniyle tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalı borçlular "davacıya bir borçlarının kalmadığını" iddia ettiğinden, mahkemece, "davacı alacaklıdan taşınmazdaki ipoteğin dayanağı borç belgelerin ve hangi kredi için verildiğinin açıklanmasının istenmesi, gerekirse konusunda uzman bilirkişiden rapor alınarak dava dayanağı icra takip dosyalarındaki borcun, davacıya verilen ipotek ile ilgileri olup olmadığı, davalı borçluların iddia ettiği gibi borcun ödenip ödenmediği" tespit edilerek, ipotek bedeli ile borcun ödenmiş olduğunun tesbiti halinde "davanın reddine", bir kısmının ödenmiş ise, ödenmeyen takip dosyaları yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
DAVALI-BORÇLU, DİĞER DAVALI-3. KİŞİYE SATILMIŞ OLAN 'ARSA' ÜZERİNE 3. KİŞİ TARAFINDAN 'BİNA' YAPILMIŞ OLMASI HALİNDE, 'TASARRUFUN İPTALİNE' İLİŞKİN DAVAYA BAKAN MAHKEMECE, MUTLAK OLARAK, DAVA SONUNDA 'TAPUDA ARSA OLARAK GÖZÜKEN TAŞINMAZ HAKKINDA' - ÜZERİNDEKİ BİNA İLE BİRLİKTE - DAVACI- ALACAKLIYA " CEBRİ İCRA YETKİSİ" TANINABİLİR Mİ ? -Davalı üçüncü kişi, "taşınmazı arsa olarak satın aldığını ve aldığı tarihte taşınmaz üzerindeki binanın bulunmadığını" beyan ettiğinden, mahkemece alınan bilirkişi raporunda taşınmazın değeri belirlenirken hem arsa değeri hem de üzerindeki binanın değeri toplam olarak değerlendirilerek bedel farkı hususunun yanlış değerlendirilmiş olduğu- Mahkemece öncelikle dava konusu edilen taşınmazın tasarruf tarihinde davalı borçlu tarafından davalı üçüncü kişiye devredilirken taşınmaz üzerindeki binanın var olup olmadığı, taşınmaz üzerindeki binanın kim tarafından ve ne zaman yapıldığı araştırılıp tespit edilerek, eğer söz konusu bina tasarruf tarihinden sonra yapılmışsa, taşınmazın sadece arsa değerinin belirlenip, tespit edilecek bu değerle, taşınmazın tapudaki satış bedeli arasında fahiş fark bulunup bulunmadığının belirlenmesi, bedel farkı bulunması halinde tasarrufun İİK. mad. 278/3-2 uyarınca, alacak ve ferileriyle sınırlı olarak iptaline, bedel farkı olmaması halinde ise davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Kamu alacağının, tasarruf tarihinden sonra doğması halinde, davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Borçlu davalının adresinde yapılan haciz işleminde borçluya ait haczi kabil menkul mal bulunamaması, davalı borçlu adına kayıtlı olduğu iddia edilen 3 araçta çokça haciz olması, yine borçlu adına kayıtlı ½ hisse üzerinde de dava dışı alacaklı tarafından 109.000 TL. haciz konulduğunun anlaşılması, davacı ile davalı arasında görülen itirazın iptali davası neticesinde de davalı borçlunun borçlu olduğunun tespit edilmiş olması karşısında, haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği-
