Davacının alacağını ihtiyati haciz konulan taşınmazların satışından tahsil etme olanağı bulunduğundan dolayı davacının ihtiyati haciz konulmak suretiyle icrayı haciz aşamasına geçilmesi olanağı bulunan taşınmazları sattırıp paraya çevirme olanağı varken, tasarrufun iptali davasını açmakta hukuki yararı bulunmadığı - Tasarrufun iptali davası açmakta hukuki yararı bulunmayan davacının yargılama giderinden ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerektiği-
Dava tarihi itibarıyla davacının alacağına konu ettiği icra müdürlüğünün ... sayılı icra takibinin kesinleşen icra hukuk mahkemesinin ... sayılı dosyasından zamanaşımı sebebi ile icranın geri bırakılması kararı verildiği, davacı alacaklı tarafından icra dosyasının ve alacağın zamanaşımına uğramadığının tespiti açısından İİK 33/a-2 maddesine dayalı olarak asliye hukuk mahkemesinin ... E. ... K. sayılı dosyasında açtığı davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, ortada geçerli bir icra takibi olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
Borcun doğum tarihinin taraflar arasında yapılan ilk sözleşme tarihinin göre tasarrufun bu tarihten sonra yapıldığı- Dava konusu taşınmazı devralan davalı üçüncü kişinin taşınmazı devreden davalı borçlu şirketin yetkilisi ile evli olduğu anlaşıldığından, İİK. m. 280/1 gereğince borçlu şirketin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu-
Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği- Ticari işletmenin veya işyerindeki mevcut ticari emtianın tamamını veya mühim bir kısmını devir veya satın alan yahut bir kısmını iktisapla beraber işyerini sonradan işgal eden şahsın, borçlunun alacaklılarını ızrar kastını bildiği ve borçlunun da bu hallerde ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabul edildiği- Bu karinenin, ancak iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiğinin veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğunun ispatla çürütülebileceği- Dosya içerisinde dinlenen tanık beyanlarına göre; davalıların iş yeri komşusu olduğunun belirtilmesine, dosya içerisinde yer alan belgelere göre de dava konusu gayrımenkulün Organize Sanayi Bölgesinde bulunan bir iş yeri olmasına, davalı borçlunun iştigal alanı ile davalı 3. kişinin ortaklığı bulunan dava dışı şirketin aynı sektörde faaliyet gösterdiğinin ve davalı borçlunun ticari işletmesini İİK madde 280/3 hükmüne uygun devretmediğinin de anlaşılmış olduğundan mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Uyuşmazlığın, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu-
Uyuşmazlığın, TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu- Devir bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş fark olduğu, taşınmazın davalı N. tarafından Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin bozma ilamından hemen sonra davalılara devredilmiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davalı N.'nin söz konusu taşınmazı devretmiş olmasına rağmen devir tarihinden öncesinde, sonrasında ve halen oturmaya devam ettiğinden "davanın kabulüne" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava dayanağı takip dosyasında İİK'nun 105 inci maddesinde belirtildiği şekilde borçlunun adresinde yapılmış bir haciz bulunmadığı gibi İİK'nun 143 üncü maddesinde belirtilen aciz belgesi de sunulmadığı, bu durumda, davalı borçlunun aciz halinin ispatlanmadığı gerekçesiyle davanın ön koşul yokluğundan reddine, yapılan yargılama giderlerinin davanın açılmasında haksız olan davacı üzerinde bırakılmasına karar verileceği-
Uyuşmazlığın, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu- Davalının dava konusu meskeni satın aldıktan sonra aidatlarını ödediği, elektrik su aboneliklerini adına aldığı, davalılar arasında akrabalık, arkadaşlık, tanıdıklık ilişkisinin bulunmadığı, davalının borçlunun mali durumunu ve ızrar kastını bilecek kişilerden olduğunun ispat edilmediği, gerçek satış ile tapuda gösterilen değer arasında misli bir fark olmadığı anlaşıldığından, davalı hakkında verilen " tasarrufun iptali davasının reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin 2 ve 3 üncü fıkrası uyarınca bir ilam hükmü icra edildikten sonra, bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icranın tamamen veya kısmen eski haline iade olunacağının ve üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmeyeceğinin hüküm altına alındığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; icra takip dosyasına konu borcun davalı 3.kişi ............... tarafından cebri icra tehdidi altında yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekeceği, böyle bir durumun varlığı halinde davalının davayı konusuz bırakan bir ödemesinden söz edilemeyeceği- İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı ............. vekili ve diğer davalı ............ vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı tarafın istinaf başvurusu bulunmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilirken, davalı ............ vekili ve diğer davalı .............. vekilinin istinaf başvuruları hakkında inceleme yapılmadığının anlaşıldığı, davalı ............. vekili ve diğer davalı ............... vekilinin istinaf başvurusu hakkında HMK’nın 359/1-2. hükümlerine uygun şekilde değerlendirme yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığı-
Tasarrufun iptalini talep edebilmesine dayanak bir kesinleşmiş icra takibi alacağının ortada bulunmadığı, buna göre asıl davanın bu önkoşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, birleşen dava bakımından ise; davalı borçlular ile taşınmazları devralan kişiler arasında muvazaayı gösterir bir yakınlık durumunun tespit edilemediği, bunun yanında davaya konu olan tasarrufların yapıldığı dönemde tapuda gösterilen resmi bedel ile taşınmazların gerçek değeri arasında fahiş bir farkın da tespit edilemediğinden davanın reddine karar verileceği-