775 sayılı Yasanın 3. maddesi her ne kadar 19.07.2003 tarihinde yürürlüğe giren 4916 sayılı Yasa ile iptal edilmiş ise de; iptal kararının bu tarihten önce doğmuş olan haklara etkili olmayacağı, bir başka ifadeyle kazanılmış hakkın korunması gerekeceği-
Davacı tüketici yüklenicinin temlikine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesi aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekeceği-
Tapu iptali ve tescil davalarının kural olarak kayıt maliki aleyhine açıldığı, vekâlet görevini kötüye kullandığı ileri sürülen vekilden tazminat talep edilmediği sürece, vekilin davada yer alma zorunluluğu bulunmadığı-
Gerçekten de bir yolsuz tescil oluşmuş ise geçerli olmayacağı kuşkusuz olduğundan, davacılar adına tescilin yolsuz olup olmadığının araştırılması, TMK'nun 1024., 1025. ve 1026. maddeleri ile davaya konu sahte olduğu belirtilen encümen kararları nedeniyle açılmış bulunan ceza davalarının değerlendirilmesi ve tescilin yolsuz olmadığı saptanır ise davacıların şerhin silinmesi talebinin kabul edilmesi, aksi halde davanın reddedilmesi gerekeceği-
İ. sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmeler olduğu, bu durumda koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığının kabul edilmesi gerekeceği-İ.lı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delil olduğu- İ. sözleşmesi olarak adlandırılan belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesinin gerekli olduğu, bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hemde taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamayacağı-
Yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin taşınmazın aynına yönelik davanın, hiçbir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmayacağı- Zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olmadığı-
Davacının açılan tapu iptali ve tescil davasında iradesinin hileye düşürüldüğünün saptanması halinde davacının davadan feragat beyanının hukuki bir netice doğurmayacağı-
Raporda keşfen tespit edilen kıyı kenar çizgisi ile Bakanlık tarafından onaylanan 13.06.1984 tarihli kıyı kenar çizgisinin çakıştığı, buna göre dava konusu taşınmazın tamamının kıyı kenar çizgisi dışında kaldığı, Mahkeme'nin 1986/233 Esas sayılı dosyasında bulunan 14.12.1998 tarihli bilirkişi raporunda gösterilen kıyı kenar çizgisinin doğru olmadığının belirtildiği, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunun bir jeoloji mühendisi ile bir harita-kadastro mühendisinin katılımıyla düzenlendiği, ayrıca raporda belirtilen hususların hangi bilimsel verilere dayandığının, kıyı kenar çizgisinin nasıl tespit edildiğinin denetime elverişli bir şekilde izah edilmediği, bundan ayrı, Mahkeme'nin 1986/233 Esas sayılı dosyasında bulunan 14.12.1998 tarihli bilirkişi raporuyla hükme esas bilirkişi raporu birbiriyle çelişmekte olup mahkemece bu çelişki giderilmeden hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
İ. sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabileceği, bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olması gerektiği, açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. Maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebileceği-Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 v.d.) gibi kesin delillerle de ispat edilmesinin olanaklı olduğu, davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekeceği-İ. sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmesi gerekeceği-Davacının davalılardan F. E.'nın halefi olarak taraflar arasındaki inanç sözleşmesinin tarafı olduğu ve inanç ilişkisinin de açıkça mevcut olduğu gözetilerek “çoğun içinde az da vardır” kuralı gereğince kooperatif üyesi olduğunun tespitine karar verilmesi gerekeceği-
Davalı adına oluşan sicil kaydının hukuki mesnedi ihale olup; bu ihalenin iptal edildiğine ya da iptali için dava açıldığına ilişkin bir iddia bulunmamakta olup, ihale işlemi ayakta olduğu sürece, yapılan tescil işlemi de geçerli olduğundan ve davalı tapuda yapılan resmi senetle taşınmazı kendi adına tescil ettirdikten sonra, Anayasa Mahkemesi tarafından ihalenin düzenlendiği mevzuatın Anayasa’ya aykırılığı belirlenip,ilgili hükümlerinin iptaline karar verilmiş olsa da, verilen bu iptal kararı geçmişe yürümeyeceğinden, davacının tamamlanmış hukuki durumunu da etkileyemeyeceği, bu durumda yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin davanın reddi gerekeceği-