Eksik ifa nedeniyle taşınmazın değerinin %25 oranında azaldığını belirtilerek açılan belirsiz alacak davasında; davacının site tamamlandıktan sonra ve belediye ile ilgili sorunlar mevcutken taşınmazı satın aldığını, 31/12/2012 tarihli davacının da imzasının bulunduğu site yönetimi faaliyet raporunda belediyeye ecrimisil ödendiğinin yazılı olduğu, davacının durumdan 04/02/2013 tarihinde haberdar olduğunu ve iradesinin sakatlandığını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddinin isabetli olduğu-
Taşınmaz alım-satımı sözleşmesi gereğince müteahhide isabet eden daireyi davalı müteahhitten satın aldığını, ancak tapu devrinin yapılmadığını ileri sürerek, dairenin dava tarihindeki gerçek bedelinin tahsiline ilişkin açılan davada on yıllık zamanaşımı süresinin sözleşme ile kararlaştırılan edimin ifasının imkansızlaştığı tarihten itibaren işlemeye başlayacağı-
Dosya kapsamına göre, davalı Kurum ile davacı ... arasında Sağlık Hizmetleri Protokolü imzalandığı; Kurumca, bir kısım faturalarda kesinti yapılarak ödeme yapılmadığı, temyize konu davanın da bu nedenle açıldığı, sözleşme hükümlerine aykırılıktan kaynaklanan bu davanın yasal dayanağının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 112. Maddesi (818 sayılı Borçlar Kanununun 96. maddesi) ve devamı maddeleri olduğu anlaşıldığından, davanın iş mahkemesinde değil, genel mahkemede görülmesi gerektiğinin kabulü gerekeceği-
Davalı taşınmazı davalı arsa maliki ile davalı yüklenici arasındaki sözleşmeye dayanarak yükleniciden kaba inşaat olarak temlik alıp kullanılabilir hale getirdikten sonra tasarrufta bulunduğundan davalının kötüniyetli olduğu- Bilirkişilerden dava tarihi itibariyle taşınmazın kaba inşaat rayiç değeri ile kaba inşaattan sonra yapılan imalatların bedeli tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekirken taşınmazın temel inşaatından sonra yapılan tüm imalatlardan davalı arsa malikinin sorumlu tutulmasının doğru olmadığı-
TKHK. mad.4 uyarınca, davacının, teslim aldığı bağımsız bölüm nedeniyle, malın teslim tarihinden itibaren 30 gün içinde davalıya ayıp ihbarında bulunmadığı; hal böyle olunca bu eksikliklerin açık ayıp niteliğinde olmasından ve süresinde ayıp ihbarında bulunulmamasından dolayı bu taleplerin reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı kiracının da işyerinin mühürlenmesine müteakip kiracı olarak faaliyetini yürütebileceği yeni bir işyeri bulma konusunda gerekli çabayı göstermek zorunda olduğu; bunun bir sonucu olarak da davacının aynı şart ve koşullarda kiracı olarak faaliyetini yürütebileceği aynı nitelikli başka bir taşınmazı yeniden kiralayabileceği sürenin belirlenmesi gerekeceği, davalı kiraya verenin de bu süreye ilişkin kazanç kaybından sorumlu tutulması gerektiği-
Erken tahliye halinde kural olarak TBK. 325. maddesine göre kiracının anahtar teslim tarihine kadar kira bedelinden anahtar teslim tarihinden itibaren ise kiralananın aynı şartlarda kiraya verileceği makul süre kira bedeli ile sorumlu olduğu, bununla birlikte TBK.112 (Borçlar Kanunun 96. ) göndermesi ile aynı kanunun TBK. 52 (BK. 44) maddesi uyarınca, davacı kiralayanın bu yerin yeniden kiralanması konusunda gayret göstermesi, böylece zararın artmasını önlemesi için kendisine düşen ödevi yapmak durumunda olduğu, bu durumda davacının zararının, tahliye tarihinden kiralananın aynı koşullarla yeniden kiraya verilebileceği tarihe kadar boş kaldığı süreye ilişkin kira parasından ibaret olduğu-
Kiralayanın kiralananı kullanıma hazır halde bulundurma yükümlülüğünü ihlal etmek suretiyle yarattığı muarazanın giderilmesi, kiralananın mühürlenme tarihinden dava tarihine kadar geçen kapalı kaldığı sürenin kira sözleşmesi süresine eklenmesi ıslah ile kira sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin tespiti, ödenen kira bedellerinin iadesi, kiralananda yapılan tadilat ve iyileştirme giderleri, davacı kiracıya ait malzeme ve demirbaş eşya bedeli ile mahrum kalınan karın tahsili istemine ilişkin davada, davacı kiracı yargılama sırasında keşide ettiği ihtar ile kira sözleşmesini feshettiğini bildirdiğine göre, fesih ile birlikte taraflar arasındaki borç ilişkisi ileriye etkili olarak sona ereceğinden bu noktada feshe neden olan taraf açısından tazminat sorumluluğu söz konusu olacağı, davacının feshinin haklı sebebe dayanıp, dayanmadığı, aynı hukuki ilişki çerçevesinde hem menfi hem de müspet zararın tazminini istemenin mümkün olmadığı hususları üzerinde durularak davacının taleplerinin değerlendirilip, sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacının, akidi olan yükleniciden TBK. mad. 112. 'ye dayanarak ademi ifa sebebiyle tazminat isteyebileceği ve buradaki borcun nedeninin, borçlunun (yüklenicinin) taahhüdünü ihlal etmesi olduğu ayrıca TBK.nun 112. maddesi gereğince ödenmesi gereken tazminatın ise alacaklının müspet zararı olduğu ve müspet zarardan da borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne vaziyette bulunacak idi ise bu vaziyetle mamelekin hali hazır vaziyeti arasındaki farkın anlaşılması gerektiği-
Sözleşme hükümlerine aykırılıktan kaynaklanan davanın yasal dayanağının TBK. mad. 112 ve devamı maddeleri olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın iş mahkemelerinde görülmemesi gerektiği- 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda basit yargılama usûlüne tâbi olan davalar adlî tatilde görülmeye devam edilmekte iken, artık "icra mahkemesinde görülenler hariç" basit yargılama usûlüne tabi olan davalara adlî tatilde bakılmayacağı-