Sigortalıya ait taşınmazın inşaat bütün riskler sigorta poliçesi ile her türlü risk kapsamında sigortalandığı, sigorta poliçesinin büyük olması nedeniyle 9 ayı sigorta şirketinin söz konusu sigorta poliçesinin kapsamı nedeniyle müşterek ve paylar oranında dahil oldukları, poliçenin Mall Of İstanbul İnşaat/ Montaj Tüm Riskler Sigorta poliçesi ile düzenlendiğini, şantiye tesisleri ve muhteviyatının sadece yangın, hırsızlık ve doğal afete karşı teminat altına alındığı, poliçe konusu taşınmaz üzerine alışveriş merkezi kurulması için inşaata başlandığı, söz konusu yerin güvenliği için davalı şirket ile güvenlik hizmetleri için sözleşme yapıldığı, sözleşmeye göre davalı şirket tarafından 30 güvenlik görevlisi istihdam edildiği, sözleşme uyarınca davalı şirketin güvenliğini sağladığı yerde birden çok hırsızlık olayı neticesinde emtiaların çalındığı, Mall Of İstanbul şantiyesinin güvenliğini sağlayan P. Güvenlik ve Danışma Hizmetleri A.Ş. personellerinin, şantiye alanına giriş çıkışları kontrol altında tuttukları, bahse konu iddia edilen hırsızlık olayı ile ilgili şantiyenin ana kapılarından şantiye alanına kayıt altına alınmadan giriş çıkış yapan herhangi bir araç ile şüpheli şahıslar tarafından hırsızlık eyleminin gerçekleştiğine dair bilgi, belge, görgü tanığı, kamera kaydının olmadığı, kamera sisteminin kurulması ve inşaat malzemelerinin depolarda kilit altında bulundurulmasının güvenlik firmasının görevi olmadığı, şantiyede bulunan alt taşeron inşaat firmalarına gelen inşaat malzemelerinin hangi firmaya ne kadar malzeme geldiğine dair tonaj ve adetlerinin kaydının tutulması, şantiyenin hangi alanında hangi malzemeleri ne kadar kullandıkları, geriye ne kadar malzemelerinin kaldığı gibi böyle bir görevlerinin olmadığı, çalındığı iddia edilen emtiaların güvenlik firması personellerine teslim edilmediği yönü ile P. Güvenlik ve Danışma Hizmetleri A.Ş. personellerinin kusurunun olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği-
Tasarrufun iptali davası veya TBK'nun 19. maddesi gereğince açılan muvazaa davası TTK’nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispi ticari dava niteliğine haiz olmadığından 6100 sayılı HMK’nun 2. maddesi gereğince genel görevli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev alanında kaldığı-
Davalı sigorta şirketi tarafından Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı kaza sonucu davacının yaralanması nedeniyle manevi tazminat talebi- Manevi tazminatın zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkındaki hüküm kurulurken olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı ve bu sebeple tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş şekli de gözönünde tutularak, hak ve nesafet kuralları çerçevesinde bir sonuca varılması gerektiği- Taraflar arasındaki ilişkinin TTK’da düzenlenen sigorta sözleşmesinden kaynaklandığı, TTK’nın 3. ve 4. maddeleri hükmü uyarınca tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın mutlak ticari işlerden olduğundan avans faizi istenebileceği-
Nispi ve mutlak ticari dava türlerinden olmayan tasarrufun iptali talebiyle açılan davalarda görevli mahkemenin tarafların tacir ve işin de ticari işletmeleri ile ilgili olup olmamasına bağlı olarak belirlenmesi gerektiğine ilişkin değerlendirmeye itibar edilmediği, son dönemde verilen kararlarla tüm tasarrufun iptali davalarının Asliye Hukuk mahkemesinde bakılması gerektiği yönünde verildiği- Tasarrufun iptali davaları ticari davalardan olmayıp arabuluculuğa başvurmak dava şartı olmadığı-
Özel mahkemede görüleceğine dair açık bir kanuni düzenleme bulunmayan her davanın, genel mahkemelerde görülmesinin esas olduğu, gönderilen haciz ihbarnamesi nedeniyle ihbarnameye muhatap olan üçüncü kişi tarafından açılan menfi tespit davasında görevli mahkeme konusunda Kanun'da özel bir düzenleme bulunmadığı, buna göre davanın tarafları arasında doğrudan bir ilişki bulunmaması ve uyuşmazlığın takip hukukundan kaynaklanması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu- Tarafların tacir olmasının veya temel ilişkinin ticari nitelikte bulunmasının veyahut borcun temelini oluşturan senedin kambiyo senedi niteliğinde olmasının mahkemenin görevinin belirlenmesinde bir etkisinin bulunmadığının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine karar verilmesi gerektiği-
Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile Ticaret Kanununda düzenlenmiş olan hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı- Ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargılama işlerinin dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği- Asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkin görev ilişkisi olduğu- Dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetildiği-
Tasarrufun iptali davaları ile muvazaa davalarının farklı niteliklere sahip davalar olup, farklı sonuçlar doğurduğu-
Muvazaa nedeniyle açılmış olan davalarda davalılar arasında gerçekleştiği ileri sürülen muvazaalı işlem, davacı yönünden haksız eylem niteliğinde olup davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı, üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği- Davacının İİK 277 ve devamı maddelerine göre davalılar arasında yapılan tasarrufun iptali isteğinde bulunduğuna göre taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri 6100 sayılı HMK’nin 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesi olup ticaret mahkemesinin görev kapsamı dışında kaldığı-
Taşınmazın üçüncü kişilere devrinin önlenmesi, üzerinde sınırlı ayni hak kurulmaması ve tahliye ile ilgili cebri icra işlemlerinin durdurulması yönünde verilecek bir ihtiyati tedbir kararının, Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen bir mahkeme kararının infazını engelleyeceği- Taşınmazın üçüncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi ile sınırlı ayni hak kurulmasını ve cebri icra yoluyla satışının engellenmesi için tapu kaydına ihtiyati tedbir konulamayacağı-
İşbölümü itirazı üzerine verilen gönderme kararlarının, nihai karar niteliğinde olmayıp tek başına temyiz edilmesinin mümkün olmadığı ancak gönderme kararının niteliğine uygun düşmeyen hususlara (masraf ve vekâlet ücretine) hükmedilmiş ise kararın temyiz edilebileceğinin kabul edildiği- Somut olayda; dava tarihinde yürürlükte olan TTK ve HUMK hükümlerine göre Asliye Ticaret Mahkemesinin gerekçeli kararında işbölümü itirazının reddedildiği ve kararın temyiz edilmesi ile birlikte işbölümü itirazının reddine dair kararın kesinleştiği değerlendirilerek işin esasına girilerek Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı doğrultusunda inceleme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-