Davanın asliye hukuk mahkemesinde görülerek; taraflar arasında yapılan kira sözleşmesinin davacı üniversite bakımından da geçerli ve bağlayıcı olup olmadığının tartışılması, hukuken geçerli bir kira ilişkisinin varlığının saptanması hâlinde işgal ve kötü niyetli bir kullanım durumu olmayacağından davanın reddedilmesi, aksi hâlde ise ecrimisil isteği yönünden bir karar verilmesi gerekirken, sulh hukuk mahkemesi tarafından davacının isteminin farklı yasa ve koşullara tabi bulunan kira alacağı olarak nitelendirilerek karar verilmesinin doğru görülmediği- Taraflar arasında kira ilişkisinin mevcut olup olmadığının asliye hukuk mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği-
Şirket kaşesi dışına atılan ikinci imzanın, düzenleyen şirket lehine aval veren sıfatı ile atıldığının ve imza sahibinin de aval veren sıfatı ile borçtan şahsen sorumlu olduğunun kabulü gerektiği-Uyuşmazlığa konu olayda; takibe dayanak senetleri düzenleyen şirketi iki kişinin müştereken atacakları imzaları ile temsil ve ilzam etmeye yetkili kılındığı, ancak bonoları tek başına birinin imzaladığı anlaşıldığından, yetkisiz temsilci olan bu kişinin bonoda yazılı borçtan bizzat sorumlu olacağı-Avalistin sorumluluğunun ancak kambiyo senedinde şekle dair bir eksiklik olması hâlinde ortadan kalkacağı, takibe dayanak bonolar şeklen de olsa düzenleyenin imzasını içermekte olup, şekle ait noksanlık bulunmadığından aval vereninin taahhüdünün geçerli olduğu- "Uyuşmazlığın borçlunun avalist olarak şahsen sorumlu olup olmadığına ilişkin olduğu, bu nedenle direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği" görüşü ile "düzenleyen şirketin çift imza ile temsil edilmesine rağmen senetlerin tek imza ile düzenlendiği, şirket borçtan sorumlu olmadığından TTK’nın 702. maddesi gereğince aval verenin de sorumluluğunun bulunmadığı, ancak borçlunun TTK’nın 678. maddesi gereğince yetkisiz imzasından sorumlu olduğundan direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği" görüşlerinin HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre; hukuk davalarında yapılacak incelenin, re'sen gözetilmesi gereken kamu düzenine aykırı haller dışında, taraf dilekçesinde belirtilen taleplerle bağlı ve sınırlı olabileceği, her talep hakkında da ayrı ayrı verilecek hükümlerin tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerektiği-
Evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasında; kusur belirlemesi yapıldığı halde taraflara kusurların yükletilmemiş olmasının yerinde olmadığı- Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre; kamu düzenine aykırılık görülen haller dışında, incelemenin dilekçede belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı düzenlendiğinden hakimin tarafların talep sonuçlarıyla bağlı kalıp, bu taleplerden fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği-
Tarafların ortak murisi tarafından davalı oğluna satış suretiyle yapılan temlikin gerçekte diğer mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığı- Kanser tedavisi gören ve beş yıl boyunca cezaevinde kalan ve ölmeden önceki son dört yılını felçli olarak geçiren murisin diğer mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla değil de davalı oğlunun gerek kendisi gerekse eşine o güne kadar sağladığı bakım ve desteğin yarattığı minnet duygusu ve yine ileride de bakacağı düşüncesiyle temlikte bulunduğunu gösterdiğinden ve temlik tarihinden sonra da muris ve eşine davalının baktığı anlaşıldığından, bakım savunmasında bulunan davalının, son dört yılını felçli olarak geçiren babasına sağladığı bakımın normal bir bakım olarak kabul edilemeyeceği, özel bir bakım ve destek sağladığı, böyle olunca eldeki davada davalının bu hizmetinin semen olarak değerlendirilmesinin hukuka uygun düşeceğinden, yapılan temlikin ivazlı olduğunun da kabulü gerektiği-
Fiil ehliyetinin nispi bir kavram olması, kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kuruluşu olan Adli Tıp Kurumundan alınmasını da zorunlu kıldığı-
Mahkemece davacının davalı yanında avukat olarak (staj dahil) çalıştığı dönemler üzerinden çalışma süresini hesaplamış olsa da, davacı vekili, dava dilekçesinde; “davalı tarafça iş sözleşmesi haksız olarak feshedildiğinden müvekkile çalışmış olduğu 13.10.2011 tarihi ile 21.07.2014 tarihi (staj süresini dahil olmadığı dönem) arasındaki kıdem tazminatı ödenmelidir” açıklamasında bulunmuş olması karşısında, taleple bağlı kalınarak, davacının davalı yanında çalışma süresinin hesaplanmasında, stajyer avukat olarak çalıştığı süreler çıkarılarak hesaplama yapılması gerektiği-
Fazla çalışma alacağının, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konu olduğu- Tarafların uhdesinde bulunan ancak ibraz edilmeyen delillerin mahkemece re'sen getirtilmesinin, "taraflarca hazırlama ilkesine" (HMK. mad. 25) aykırı olacağı- Uyuşmazlık konusu fazla çalışma alacağının davacı tanık beyanlarına göre hesaplanıp hüküm altına alınmasının isabetli olduğu-
Davacı ile ilk el durumundaki dava dışı kişi arasındaki hukuki ilişkinin açıklığa kavuşturulabilmesi için bu kişinin tapu iptali davasında yer almasının zorunlu olduğu- İlk el durumundaki kişinin davada yer almasının sağlanması, davacı ile bu kişinin arasındaki temlikin inançlı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, davacı tarafından bu kişiye yapılan temlikin inançlı olduğunun saptanması durumunda, son kayıt maliki davalının TMK'nın 1023. maddesi koruyuculuğundan yararlanıp yararlanamayacağının değerlendirilmesi gerektiği-
Tacirler arasız hizmet sözleşmesi uyarınca alacak istemi- Şartnamede geçici hak edişlere itirazın ne şekilde yapılacağına ilişkin düzenlemenin hakimin kendiliğinden nazara alabileceği bir düzenleme veya hüküm niteliğinde olmadığı ve davalı bu durumu savunmasında ileri sürmediğinden mahkemece re'sen nazara alınmayacağı-
