Limited şirketlerde, ticari mümessilin ortaklar kurulu kararıyla atanması zorunlu olup, şirket yetkilisi tarafından yetkilendirilen vekilin ticari vekil olarak kabulü gerektiği, vekaletnamede "kambiyo taahüdünde bulunması için özel yetkisi olması gerektiği- Alacaklı vekili, "imzanın, borçlu şirket adına şirket yetkilisinin babası tarafından atıldığı, borçlu şirket temsilcisinin, babasına imza atma yetkisi verdiği"ni ileri sürmüş, mahkemece alınan bilirkişi raporunda imzanın şirket yetkilisine ait olmadığı ve mahkemeye sunulan vekaletnamede, bonoyu şirket adına imzaladığı iddia edilen kişinin, kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi bulunmadığı anlaşılmış olup, vekaletnamesinde kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisi olmayan ticari vekilin düzenlediği bonodan dolayı şirket sorumlu olmayacağından, borçlu vekilinin, icra "bonodaki imzanın borçlu şirket temsilcisine ait olmadığı"nı ileri sürerek icra mahkemesine yaptığı imzaya itiraz başvurusunun kabulü gerekeceği-
Gerekçeli kararda, kısa kararda belirtilen İİK. mad. 170/3 uyarınca hükmedilen para cezasına ilişkin bende yer verilmemesi halinde, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki meydana getirilmiş olacağı ve mahkemece yeniden karar verilebilmesi için hükmün bozulması gerekeceği-
İcra hakimince imza incelemesi yapılmaması halinde tazminata hükmedilemeyeceği-
Resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçları yönünden şüpheli şirket yetkililerinin müştekiye verdiği (dosyada fotokopisi bulunan) çekin bankaya ibrazı üzerine banka görevlisinin, keşideci şirketin imza sirkülerindeki imza ile çekteki imzanın tutmadığı ve çekin karşılığı olmadığı gerekçesiyle ödeme yapmaması karşısında, şüpheli şirket yetkililerinin tespiti ve savunmalarının alınması, çekteki imzanın kime ait olduğunun sorulması, çek aslı temin edilerek çekteki imza ve yazılar ile tespit edilecek şüpheli şirket yetkilisinin imza ve yazı örneklerinin karşılaştırılması için bilirkişi raporu aldırılması sonucunda çekin sahte olup olmadığı ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının tespiti gerektiği-
Borçlu tarafından yapılan imzaya itirazın kabulü halinde, mahkemece takibin durdurulmasına karar verilmesi yerine iptaline hükmedilmesinin isabetsiz olduğu-
Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte imza itirazının kabul edilerek takibin durdurulmasına karar verilse de alacaklının %20'den az olmamak üzere tazminata mahkum edildiği, bir başka deyişle tazminat oranının açık ve net bir şekilde belirlenmediği, dolayısıyla hüküm kısmının tazminata ilişkin bu bölümünün HMK'nun 297/2. maddesinde belirtilen yasal düzenlemeye uygun, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde olmadığı ve infazda tereddütlere sebebiyet verecek nitelikte olduğu anlaşıldığından mahkemece İİK'nun 170/4. ve HMK'nun 297/2. maddelerine uygun şekilde karar verilmesi gerektiği-
İİK'nun 170/3. maddesi, aynı Kanun'un 68/a maddesinin 4. fıkrasına atıf yapmış olup, imza incelemesinin, anılan fıkra kapsamında ilgili HUMK (HMK) hükümleri uyarınca yerine getirilmesi gerekeceği, anılan hükümlerde ise para cezası düzenlenmediğinden, borçlunun para cezası ile sorumlu tutulmasının isabetsiz olacağı-
Takip dayanağı çekin tanzim tarihi itibariyle şirket yetkilisinin kim olduğu hususunda herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşıldığından, mahkemece ticaret sicil kayıtları da getirtilerek, çekin tanzim tarihi itibariyle şirket yetkilisinin bu kişi olduğunun tespiti halinde, aynı kişinin limited şirketi ile birlikte adi ortaklığı da temsile yetkili olup olmadığı hususunda gerekli araştırmalar yapıldıktan sonra bu kişi yönünden de imza incelemesi gerekip gerekmediğinin tespiti ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Borçlunun icra mahkemesine başvurusu imzaya itiraz olup, İİK.nun 170.maddesi gereğince inceleme yapılmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekeceği-
Hakimlerin hukuki sorumluluğunun HMK. mad. 47'de öngörülmüş olduğu- İcra mahkemesi kararlarının hüküm ve sonuç doğurması için kesinleşmesine gerek olmadığından, icra mahkemesi kararı ile "ödeme emrinin iptali"nin sonucu olarak taşınmaz üzerindeki haciz kalkmış olacağı ve bu kararın icra müdürlüğüne ibrazı ile mahcuz taşınmaz mülkiyeti üçüncü kişi üzerinde iken, haczin terkin edilmiş olduğu- Alacaklının takip konusu alacağını alıp almayacağı henüz belli olmadığından ve alacaklının tasarrufun iptali davası açabilme, borçlunun başka mal ve alacakları üzerine haciz koydurabilme ve alacağını tahsil edebilme imkanı varken takip dosyası işlemsiz bırakılarak bu davanın açıldığı görülmekte olup davacı vekilinin "geçici veya kesin aciz belgesi almadıklarını İİK'nun 277 ve devamı hükümlerine göre tasarrufun iptali davası da açmadıklarını" beyan ettiği de anlaşıldığından, icra hakiminin davaya konu kararı ile bir zararın meydana geldiğinin söylenemeyeceği-