6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesinde sayılan sebeplerden hiçbirisine uygun olmadığından, karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması halinde, direnme kararının varlığından söz edilemeyeceği-
Hukuk Genel Kurulu kararına karşı karar düzeltme yolunun açık olması halinde mahkemece Yargıtay kararının taraflara tebliği ve karar düzeltme hakkının kullanılabilmesi için gerekli sürenin verilmesinin sağlanacağı ve karar düzeltme talebinde bulunulması halinde buna ilişkin işlemlerin yerel mahkemece tamamlanarak dosya, Hukuk Genel Kuruluna karar düzeltme incelemesi yapılmak üzere gönderileceği, Hukuk Genel Kurulunun kararına karşı karar düzeltme yolu açık olduğunda kararın taraflara tebliğ edilmeden ve bu yasal yol tanınmadan ne Hukuk Genel Kurulu'na ne de Daireye gönderilmesinin olanaklı olmadığı-
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği 48.maddesine göre kanun yoluna başvuru dilekçesi, ön büro veya yazı işlerinde görevli personele teslim edileceği, kanun yoluna başvuru dilekçesi harca tabi değilse hemen, harca tabi ise harç ödendikten sonra kaydedileceği ve başvuru sahibine ücretsiz alındı belgesi verileceği, kanun yolu başvurusunun kanun yolu dilekçesinin kaybedildiği tarihte yapılmış sayılacağı-
Mahkemece verilen karar esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan, yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekalet ücreti verilmesi gerekeceği-
Mahkemece verilen karar esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan, yargılamada kendisini vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince nispi vekalet ücreti verilmesinin gerekeceği-
Mahkemenin "direnme" olarak adlandırdığı temyize konu kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp, değerlendirilmemiş yeni gerekçeye dayalı, yeni hüküm niteliğinde olduğu, hal böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin, Hukuk Genel Kurulu’na değil, Özel Daireye ait olduğu-
Mahkemece yapılacak işin; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulması olduğu-
Hata, hile ve ikrah vakıalarının senede bağlanması mümkün olmayan iddialar olduğu ve senetle ispat edilmesinde maddi imkansızlığın olduğu, şu halde bu iddiaların tanıkla ispat edilebilmesinin doğal olduğu-
Temyiz dilekçesinin hüküm veren mahkeme aracılığı ile karşı tarafa tebliğ edilmesinin ve karşı tarafa cevap verme ve karşı temyiz isteminde bulunmak hakkının tanınmasının gerekli olduğu-