Murisin ana bir baba ayrı kardeşleri mevcut olup muristen önce ölen alt soyu bulunmayan babasının kardeşlerine ve onların çocuklarına yani murisin ikinci zümre mirasçıları varken üçüncü zümre olan muristen önce ölen büyük ana ve büyük babasının alt soyuna miras kalmayıp; mirasın tamamının ikinci zümre olan ana bir kardeşlerine kalacağı-
Yeni yasal düzenlenme karşısında elbirliği mülkiyetine, elbirliği mülkiyeti ile birlikte paylı mülkiyete tabi mallarda borçlu mirasçının alacaklısı olan kişinin, paylaştırma davası açabilmesi için alacaklı veya borçlunun yararlarını da korumak amacı ile Medeni Kanunun 648. maddesi gereğince kayyım atanması istemesi, kayyım atandığında davanın kayyım tarafından açılıp kayyım huzuru ile davaya devam edilmesinin gerekeceği-
İştirak halinde mülkiyete konu taşınmazın tescili için açılan davaya katılmayan ortakların olurlarının alınması yada miras şirketine atanacak temsilci ile davanın sürdürülmesi gerekeceği–
Görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilecekleri-
Davaya konu taşınmazın özel mülk niteliğinde olduğu, getireceği gelir itibarıyla kamusal amaçlarla kullanılabileceği, dolayısıyla özel hukuk hükümlerine tabi olarak tasarruf edilebileceği, devlete mal geçirimini sağlayan kanunların çok sayıda olduğu, bunlardan birinin de Türk Medeni Kanunu olduğu, 743 Sayılı Türk Medeni Kanunun mirasa ilişkin hükümlerinde devletin de mirasçı olabileceğinin kabul edildiği, bunun ikincil nitelikte bir mirasçılık olduğu, ölenin kanuni mirasçıları yoksa ya da mirası iktisap edemiyorlarsa ve ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçı atanmamışsa mirasın devlete kalacağı, kanuni mirasçılar Türk Hukukunda geçerli olan sisteme göre ilk üç parantelin, sağ kalan eş, evlatlık ve onun alt soyu olacağı, ancak dördüncü parantelde mirasçı varsa, bu durumda bunların tereke üzerinde intifa hakları olduğu için devlete terekenin sadece kuru mülkiyetinin geçeceği-
Ortaklığın giderilmesi davalarının özelliği gereği paydaşlar sağ iseler kendilerinin, ölmüşlerse ibraz ettirilecek veraset belgesi ile belirlenecek mirasçıların davada yer almalarının sağlanmasının gerekeceği, bu hususun mahkemece resen dikkate alınmasının zorunlu olacağı-
Mirasçı bırakmadan ölen kişilerin mirasçısı kanunen hazine olduğuna ve bu hususta Medeni Kanunun 534. maddesi uyarınca gerekli işlem Sulh Yargıçlığınca yapılacağına göre, Sulh Yargıçlığı tarafından terekenin Hazineye intikal ettiği idarelerimizce bildirildiği takdirde bu belgenin Tapu Sicil Tüzüğünün 19. maddesinin 1. fıkrasında yazılı bulunan veraset belgesi sayılarak buna göre tescilin yapılmasının icap edeceği-
Davacıların dava dilekçesinde saklı paya tecavüzün aynen taksim suretiyle giderilmesini istedikleri, yargılama aşamasında davalıların MK’nun 506. maddesi uyarınca tercih hakkını nakdi ödeme yönünde kullandıklarından temerrüde düştükleri; davacılar yönünden alacağa faiz yürütülmesini talep hakkının doğduğu, bu durumda davacıların tercih hakkının kullanıldığı andan itibaren faiz talep edebilecekleri-
Dava mirasçılar tarafından üçüncü şahsa karşı açılmışsa ve hakim davayı açan mirasçı dışında başka mirasçılar olduğunu tespit ederse 3402 Sayalı Yasanın 30/2. maddesindeki kuralı uygulayarak resen delilleri toplayıp o mirasçılar yönünden de karar vereceği, buna karşın dava ortak miras bırakanının mirasçılara arasında ise bu halde sadece davacının payı yönünden hüküm kurmak gerekeceği-
Dava konusu taşınmazlar muris adına kayıtlı olup, tamamı üzerinde tarafların miras nedeniyle iştirak halinde (elbirliği) mülkiyetinin söz konusu olduğu, kanundan doğan bu iştirak halinin eski Medeni Kanunumuzun 581. maddesinde açıkça “miras açıldığında mirasçılar birden fazla ise terekedeki haklar ve borçlar taksime kadar müşa kalır.” şeklinde ifade olunduğu, iştirak halindeki mülkiyetin sona erme nedenleri arasında paydaşlıktan çıkarma olgusunun sayılmadığı-