Mahkemece kararın gerekçe kısmında kusura ilişkin açıklama yapılmış ise de, hüküm kısmında TMK 181/2 nci maddesi uyarınca sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı yönünden eda hükmü oluşturacak ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde hüküm kurulmamasının doğru olmadığı-
Davacı-karşı davalı kadının ziynet alacağına yönelik ................. tarihli aynen iade veya ............ TL bedel talep ettiği ilk davası ve ............ tarihli dava değeri .............. TL olan birleşen ziynet alacağı davasının birlikte değerlendirilmek suretiyle, her iki dava hakkında kabul edilen talepler hakkında ayrı ayrı karar verilmek suretiyle, kabul edilen ve hüküm altına alınan ziynet eşyalarının adet, cins, nitelik, miktar ve değerleri ayrı ayrı gösterilmeden, hükmün infazında dikkate alınacak ödemelerin hükmedilen miktardan mahsubu yapılmak suretiyle, infazda karışıklığa ve tereddüde yol açacak nitelikte yazılı şekilde hüküm tesisinin usul ve kanuna aykırı olduğu-
Karardan sonra mahkemece davacı erkeğin vefat ettiği gerekçesiyle ................ tarihli ek karar ile dosya üzerinden “davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiği, mahkemenin ilk karar ile dosyadan el çekmesine rağmen, taraflara hak ve yükümlülük oluşturacak şekilde ek karar ile yeniden hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu- Davacı erkeğin ise karar kesinleşmeden vefat ettiği anlaşılmakla, evlilik birliğinin ölümle sona erdiği, davacı erkeğin mirasçısının temyiz dilekçesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 181/2. maddesi gereğince kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceğini beyan etmesi karşısında, mahkemece davacı erkeğin mirasçılarının davaya dahil edilerek, konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilmesi ve kusur belirlemesi bakımından davaya devam edilmek suretiyle, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekeceği-
Bölge adliye mahkemesince, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda güven sarsıcı davranışta bulunduğu, hakaret ettiği vakıaları nedeniyle kadının az kusurlu, evi ile ilgilenmediği, eşine ölmediğin sürece beni arama dediği ve tatile gittiği vakıaları nedeniyle erkeğin ağır kusurlu olduğuna karar verilmiş ise de; erkeğin bölge adliye mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen kusurları ile kadının kabul edilen ve temyiz edilmeyerek kesinleşen kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemeyeceği-
Davacı erkeğin ise karar kesinleşmeden vefat ettiği anlaşılmakla, evlilik birliğinin ölümle sona erdiği, davacı erkeğin mirasçısının temyiz dilekçesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 181/2. maddesi gereğince kusur belirlemesi yönünden davaya devam edeceğini beyan etmesi karşısında, mahkemece davacı erkeğin mirasçılarının davaya dahil edilerek, konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilmesi ve kusur belirlemesi bakımından davaya devam edilmek suretiyle, sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar verilmesi gerekeceği-
Davacı erkeğin ............. Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nde açmış olduğu eldeki boşanma davasında verilen karar henüz kesinleşmeden davalı kadının, ................ Asliye Hukuk (Aile Mahkemesi Sıfatıyla) Mahkemesi’nde tazminat ve nafaka davası açtığı, davalı kadın, her iki davanın birleştirilmesi gerektiğini beyan ettiğine ve davalar arasında bağlantı bulunduğuna göre eldeki dava ile davalı kadın tarafından açılmış olan davanın birleştirilerek, her iki davanın esası hakkında hüküm kurulması gerektiği gibi, ilk derece mahkemesince hüküm ve kısa kararda davalı kadının talep ettiği yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulmamasının da doğru olmadığı- Boşanmanın eki niteliğindeki iştirak nafakasının “Boşanma hükmünün kesinleşmesi” ile muaccel (ödenir) hale geleceği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; erkeğin kadına ağır hakaretler ettiğinin tanık beyanı ile sabit olduğu, gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin tam kusurlu olduğuna ilişkin ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu- Boşanmaya neden olan olaylarda davalı erkek tam kusurlu olup, bu kusurlu davranışların aynı zamanda kadının kişilik haklarına saldırı teşkil eder nitelikte olduğu, kadının boşanma sonucu eşin maddî desteğinden yoksun kalacağı, Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesi koşullarının kadın yararına oluştuğu-
Türk Medeni Kanunu’nun 176/3. maddesi uyarınca yoksulluk nafakasının, nafaka alacaklısının evlenmesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağı-
Türk Medeni Kanunu'nun 166/1 maddesine dayanan boşanma davasında, ilk derece mahkemesince verilen karar boşanma yönünden kesinleşmediği gibi boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan tazminat ve nafaka gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesinin bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesiyle mümkün olduğu, bu nedenle davalar arasında bağlantı bulunduğuna göre eldeki boşanma davası ile erkek tarafından açılmış olan davanın birleştirilerek davaların esası hakkında hüküm kurulması gerektiği-
Taraflarca Türk Medeni Kanunu’nun 166/1. maddesine dayalı olarak açılan karşılıklı boşanma davalarının yapılan yargılamasında, Bölge adliye mahkemesince kadının lehine hükmedilen tazminatların miktarları, tefrik kararı ile ziynet alacağının reddine yönelik başvurunun incelenmemiş olmasının yerinde olmadığı-