7. HD. 21.11.2024 T. E: 3608, K: 5181
7. HD. 18.11.2024 T. E: 2023/4794, K: 5046
7. HD. 06.11.2024 T. E: 2023/5683, K: 4936
7. HD. 06.11.2024 T. E: 2023/5815, K: 4938
7. HD. 04.11.2024 T. E: 3941, K: 4880
İİK m. 277 vd. dayalı davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- İİK.nun 282. maddesi gereğince iptal davaları borçlu ve borçlu ile hukuki muamelede bulunan veya borçlu tarafından kendilerine ödeme yapılan kimseler ile bunların mirasçıları aleyhine açılacağı, ayrıca, kötü niyetli üçüncü şahıslar hakkında da iptal davası açılabileceği- Yapıldığı iddia edilen mirasın taksim sözleşmesi taraflar arasında her zaman düzenlenebilecek belgelerden olup işbu belge resmi nitelikte bir belge olmadığından tarafların varlığı iddia edilen sözleşmeyi muvazaalı şekilde boşanma ve katılma alacağı davasından önce mal kaçırma amacıyla tanzim edip etmedikleri yönündeki iddia yeterince ve usulünce araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmediği-
Taksim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için miras bırakanın ölümünden sonra bütün mirasçıların veya temsilcilerinin iradelerinin birleşmesi asıl olduğundan, her birinin kendi payına düşeni aldığı ve diğer mirasçıların paylarına düşenler bakımından da karşılıklı olarak vazgeçtikleri açık ve kesin şekilde belirlenmedikçe taksimin sabit olduğunun kabul edilemeyeceği, bu nedenle  TMK’nın 676. maddesinde sözleşmenin geçerliliği yazılı şekle bağlanmış, 10.12.1952 tarihli ve 1950/2 E., 1952/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da taksim sözleşmesine tüm mirasçıların katılımı ve yazılı olması taksimin geçerliliği için yeterli kabul edilmiş, taksimde mutlak eşitlik aranmadığı- TMK’nın 676. maddesi uyarınca terekeye tabi taşınmazların yazılı olmak koşuluyla mirasçılar arasında taksimi geçerli olup, taksimin geçerli olması için tüm mirasçılar arasında eşit bir paylaşım gerekli olmadığı, paylaşımda hisselerin parasal değerine göre açık bir bedel farkı, başka bir ifadeyle edimler arasında bir oransızlık bulunduğu, varsa bu oransızlığın ciddi ve objektif olarak makul karşılanmasının beklenemeyeceği hallerde  borçlunun mal kaçırma kastıyla hareket ettiği sonucuna varılması gerektiği-
İptal davaları ile muvazaa davaları arasında bir benzerlik görülmekte ise de bu benzerlik her iki davanın güttüğü amaçtan öte gitmediği, İİK'nin 277. maddesinde sözü edilen iptal davalarının borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açıldığı, oysa muvazaa davasının borçlunun yaptığı tasarruf işlemlerinin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığı, kural olarak muvazaa nedeniyle hakları ihlal olunan ve zarar gören üçüncü kişilerin tek taraflı veya çok taraflı hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilecekleri, üçüncü kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemek amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerekeceği- Muvazaaya dayalı davalarda davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek olmadığı, çünkü yukarıda açıklandığı gibi İİK'nin 277 ve izleyen maddelerinde iptal davasına konu tasarrufların özünde geçerli olmasına rağmen kanunun icra hukuku yönünden iptaline imkân verdiği tasarruflar olduğu- Somut olayda; davalıların alacaklıdan mal kaçırmak iradesi ile değil, taksim iradesi ile hareket ettiklerinin anlaşıldığı, taksime katılan tanık S. K. ile keşif yerinde dinlenen bir kısım tanıklar da taksim olgusunu doğruladığı, işlemin muvazaalı olduğunu ispat külfeti üzerinde bulunan davacının iddiasının ispat edemediği anlaşılmakla Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tek başına taşınmaz hissesinin bedelinin tapuda düşük gösterilmesinin muvazaa olgusunu ispata elverişli olmadığı- Muvazaa nedeni ile tasarrufun iptali istemine konu taşınmazlarda davalı borçlu ve üçüncü kişi olan davalının babalarında intikal eden taşınmazda öncesinde iştirak halinde (elbirliği mülkiyeti) miras yolu ile 1/8 oranında miras mayına sahip oldukları, davalıların ortak murisleri olan babalarının vefatından sonra, kardeşlerce yapılan miras taksim sözleşmesi kapsamında 07.08.2014 tarihinde davalı borçlunun taşınmazdaki miras payını davalı kardeşine devretmiş olduğu, 07.08.2015 tarihli miras taksim sözleşmesi kapsamında tüm taşınmazlardaki hisseler 7 pay kabul edilerek: mirasçılar arasında satış sureti ile pay devri ve birleştirme işlemlerinin yapılmış olduğu, davalı tasarrufta bulunan 3.kişi konumundaki kardeşin, devraldığı taşınmaz hissesini de miras taksim sözleşmesine konu ettiği göz önünde bulundurulduğunda; bu durumun muvazaa iddiası ile açıklanmasının olanaklı olmadığı-
Davalıların miras taksim savunması üzerinde durularak, devir işlemlerinin esasen miras hisselerinin karşılıklı olarak devri suretiyle gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, bu işlemlerin gerçekte miras taksimi amacıyla yapılıp yapılmadığı, miras taksimi uyarınca davacıya devredildiği iddia olunan dava dışı K. Mahallesi 458 ada 13 parselde bulunan 6 numaralı dükkanın, devir tarihindeki rayiç piyasa değeri belirlenerek miras hissesiyle orantılı olup olmadığı, Trabzon'daki malvarlığı hariç tutularak yapıldığı savunulan bu paylaşımın (yargılama sırasında vefat eden) davalı borçlu bakımından adil ve dengeli olup olmadığı, tarafların miras paylarıyla orantılı bir şekilde tapudaki hisselerini birbirlerine devredip devretmedikleri hususunda tarafların iddia ve savunmaları ile bildirmiş oldukları deliller çerçevesinde bir değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-