Davalılar vekili itiraz dilekçesinde kiracılık ilişkisine açıkça karşı çıkmamış, aksine cevap dilekçesinde kiracılık ilişkisini kabul etmiş olup, İİK'nun 269/2 maddesi hükmüne göre borçlu itirazında sözleşmeyi ve sözleşmedeki imzasını açık ve kesin olarak reddetmezse akdi kabul etmiş sayılacağından, davalı borçlular vekili takibe itirazlarında açıkça ve ayrıca kira ilişkisine karşı çıkmadığına göre kira ilişkisinin kesinleşmiş olduğu, uyuşmazlıkta yargılamayı gerektirir bir durum bulunmadığı, alacaklı davacının, itiraz üzerine davalılar ile aralarındaki kira ilişkisine istinaden itirazın kaldırılmasını istemesinde bir usulsüzlük olmadığı, takibe konu kira alacağının taraflar arasında akdedilen 15.03.2014 başlangıç tarihli imzası inkar edilmemiş kira sözleşmesine dayanılarak talep edildiği anlaşıldığından öahkemece, taraflar arasında akdedilen 15.03.2014 başlangıç tarihli değiştirildiği ispatlanamayan kira sözleşmesine göre işin esasının incelenerek, bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde yargılamayı gerektirdiğinden bahisle istemin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve kiralananın tahliyesi istemi- 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 344. maddesinde; ''Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerli olduğu, bu kuralın bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanacağı'' düzenlemesi bulunduğu, taraflar arasında 01.09.2012 başlangıç tarihli, 2 yıl süreli kira sözleşmesi hususunda uyuşmazlık bulunmadığı, sözleşmede aylık kira bedelinin 600,00 TL olduğu ve yıllık kira artışının yıllık enflasyon + %10 oranında olacağı, enflasyon %25 - %35 arasında oluşursa enflasyon + %5 oranında artırılacağı kararlaştırılmış, % 10 kira artışı da davalı tarafından kabul edilmiş olup bu şart geçerli olup tarafları bağlayacağından mahkemece 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'nun 344. maddesi hükmü de gözetilerek 12 aylık ÜFE artış oranını geçmemek üzere sözleşme hükmü doğrultusunda aylık kira bedelinin ve kira artış farkının belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, uyuşmazlığın yargılamayı gerektirdiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davalı, icra takibine ve takip alacaklısının kiralayan sıfatına itiraz etmediğinden, takip ve kira ilişkisinin İİK’nun 269/2 maddesi gereğince kesinleştiği, bu durumda, davalının takip alacaklısının kiralayan olmadığı, davacının yeni malik olsa bile borçluya durumu ihtar ile bildirmesi gerektiği savunmasına İcra Mahkemesi'ndeki yargılamada değer verilemeyeceğinden, Mahkemece işin esasının incelenmesi gerekirken, kira sözleşmesinin dava dışı O. Ö.. ile yapılıp, davacının yeni malik sıfatıyla kira borçlarının ödenmesine dair ihtarnamesinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kiralanan taşınmaz paylı mülkiyete konu ise her bir paydaşın sadece kendi payına düşen alacağını talep edebileceği, elbirliği mülkiyetine konu teşkil ediyorsa tüm ortakların birlikte icra takibi başlatmaları gerektiği, bu nedenle Mahkemece, dava konusu taşınmaza ait tapu kaydı getirtilerek taşınmazın tabi olduğu mülkiyet türünün tespiti ile sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde itirazın kaldırılmasına karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerektiği-
Kiracı olmayan kişi ya da kişiler hakkında tahliye talep edilmesinin mümkün olmadığı, mahkemece kiracı olmayan, kefil ve sözleşmeyi şirket temsilcisi olarak imzalayan kişiler hakkında açılan davanın pasif husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde bu davalılar hakkında tahliye kararı verilmesinin doğru olmadığı-
Davalı yargılama aşamasında mahkemeye ibraz ettiği 08/11/2013 tarihli toplam 13.200,00 TL bedelli PTT tahsilat / haber kağıtları ile takip konusu aylara ait kira bedellerinin ödendiğini savunmuş olup, mahkemece, ilgili PTT Müdürlüğü'nden kiracı tarafından yapılan ödemelerin konutta ödemeli olup olmadığı, konutta ödemeli olması halinde alacaklıya gerekli tebliğin yapılıp yapılmadığı ,tebliğ alınmamış olması halinde neden tebliğ alınmadığı ve kira bedellerinin alacaklı tarafından tahsil edilip edilmediği hususları araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Ödeme emri tebliğ işlemi yapılmadığından, borçlunun itiraz hakkı doğmayacağı- Ödeme emri tebliğ edilmeden borçlunun haricen icra takibini öğrenip icra dairesine itiraz etmesinin hukuki sonuç doğurmayacağı-
Borçlu ödeme emrine itirazında kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak ret etmez ise akdi kabul etmiş sayılacağından, davalı ne itirazında ne de davaya cevaplarında kira sözleşmesi altındaki imzasına itiraz etmemiş olması, ayrıca sözleşmenin özel şartlar kapsamında belirtilen termal suyun kesildiğine dair bir itirazda da bulunmaması, itirazın borca itiraz niteliğinde olduğu- Davalının kira parasının ödendiğini veya kiralananın tahliye edildiğini yazılı delil ile kanıtlaması gerektiğinden, davada yargılamayı gerektirir bir husus bulunmadığı, mahkemece işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
İİK’nun 269. maddesinde, ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirmesi üzerine, yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden tahliye isteyebileceği ayrıca borçlunun itiraz sebeplerini icra dairesine bildirmesi üzerine yasal ödeme süreleri geçtikten sonra alacaklının merciden tahliye isteyebileceğinin öngörüldüğü, borçlu kiracıya ödeme emri tebliğ işlemi yapılmadığından, anılan maddedeki sürelerin işlemeyeceği, borçlunun haricen takibi öğrenip, icra dairesine itiraz etmesinin, yasanın emredici hükümleri karşısında sonuca etkili olmadığı, bu durumda, davacı alacaklının itirazın kaldırılması ve tahliye talebinde bulunmasının anılan yasal düzenlemeye aykırı olup istemin reddine karar vermek gerekirken yazılı gerekçe ile istemin kabulüne karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması gerektiği-
Davalı borçlu 02.12.2015 tarihli mazeret dilekçesi ile; avukat tutmak üzere değil, avukatının il dışında olduğundan bahisle avukatıyla görüşmek suretiyle savunmasını bildirmek veya avukatı aracılığıyla savunmasını yapmak üzere süre istediği, mahkemece HMK'nun 27. maddesindeki hukuki savunma hakkı kapsamında savunma ve delillerini bildirmek üzere süre ve imkan vermek gerekirken yanlış gerekçe ile savunma hakkını kısıtlar şekilde esastan karar verilmesinin doğru olmadığı-