Yetki itirazında bulunmayan davalı üçüncü kişi ile borçlu arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan, yalnız bir davalının ileri sürdüğü yetki itirazının hukuki sonuç doğurmayacağı- Davacı alacaklı bankanın icra takibine konu ettiği ve borçlu tarafından imzalanan alacağın dayanağı kredi sözleşmesinde sözleşmeyi imzalayan banka şubesinin bulunduğu yer mahkemelerinin yetkisi kabul edilmiş olduğundan, bu durumda davacının davasını yetkili mahkemede açmış olduğunun kabulü gerektiği; arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan borçlu davalı tarafında yapılan yetki sözleşmesi diğer davalıyı da bağlayacağı- HUMK. mad. 22 uyarınca, tarafların tacir veya tüzel kişi olmasına bakılmaksızın, HMK'nın yürürlük tarihinden önce açılan davalar bakımından alacaklı ile borçlu arasında yazılı yetki sözleşmesinde yetkili gösterilen yer mahkemesinin de yetkili olacağı-
Kambiyo senedine bağlı alacakların, genel haciz yolu ile de takip edilebileceği- HUMK. mad. 22 gereğince, kamu düzeni ile ilgili bulunmayan hallerde tarafların, yetkili mahkemeyi (icra dairesini) sözleşmeyle belirleyebileceği-
Ödememe protestosunda, bonodaki yetki şartının belirtilmemesinin dayanak bonodaki yetki şartını bertaraf etmeyeceğinden, borçlunun yetki itirazının reddi gerekeceği- (Not: 6100 s. HMK.'nun 17. maddesindeki yeni düzenlemeyle tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki kimselerin kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmalarının kabul edilmemiş olduğu)-
Tasarrufun iptali davalarında, davalılar arasında "zorunlu dava akadaşlığı" bulunduğu; bonolardaki "yetki koşulu"nun -HUMK.da öngörülen koşullar çerçevesinde- geçerli olduğu–
Tasarrufun iptali davalarında, davalılar arasında "zorunlu dava akadaşlığı" bulunduğu; bonolardaki "yetki koşulu"nun HUMK'da öngörülen koşullar çerçevesinde- geçerli olduğu-
Kamu düzeni ile ilgili olmayan hususlarda tarafların -dava ve icra takipleri için- özel yetki yeri belirleyebilecekleri (yetki sözleşmesi yapabilecekleri) (HUMK. mad. 22)-
İflas yolu ile takipte yetkili mercinin, borçlunun (tacirin) muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesi olduğu, muamele merkezinden maksadın, borçlunun ticarethanesinin bulunduğu yer değil, bilakis borçlunun dışarıya (yani üçüncü kişilere) karşı işlerini idare ettiği merkez olduğu, ancak, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer icra dairesinin yetkisinin, kamu düzenine ilişkin olmadığı, bu nedenle, burada bir yetki sözleşmesinin yapılabileceği, buna göre borçlu ile alacaklı bir yetki sözleşmesi (veya yetki şartı) ile başka bir yer icra dairesini yetkili kılmışlarsa, o yerin icra dairesinin de iflas takibi için yetkili sayılacağı, şu haliyle alacaklının, bu iki yer icra dairesinden birine başvurmakta serbest olacağı, yetki sözleşmesinde icra dairesinin yetkili kılındığının açıkça gösterilmesi gerekeceği-
2675 sayılı MÖHÜK’un 31. maddesinin (şimdi; 5718 sayılı MÖHUK'un 47. maddesinin) özüne ve sözüne uygun bir şekilde düzenlenmiş bir ‘yetki anlaşması’ ile Türk mahkemelerinin yetkisinin kaldırılabileceği ancak Türk mahkemelerinin yer itibariyle yetkisini belirleyen kuralları ‘kamu düzeni’ veya ‘münhasır’, ‘kesin’ yetki esasına dayanılarak tayin edildiği hallerde, tarafların yabancı bir ülke mahkemesini ‘yetki anlaşması’ ile yetkili kılamayacakları, Türk mahkemesinden alınan ihtiyati haciz kararının cebri icra yolu ile uygulanmasına dair yetkinin, devletin kendi ülkesi üzerinde hakimiyet tasavvufunda bulunabilme iktidarının bir görünümü olduğundan, ‘münhasır’ ve ‘kesin’ yetkilerden olduğu–