Ticari vekilin özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamayacağı, kambiyo taahhütlerinde bulunamayacağı ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemeyeceği- Oysa ticari mümessilin, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahip olduğu- Ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken; ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemeyeceği-
Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olduğu; ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumlu olduğu- Ticari mümessilin, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşıdığı- Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisinin de organlarına ait olduğu- Ticari mümessillik gibi ticari vekaletin de, TBK 40 vd. maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türü olduğu- Dolayısıyla ticari vekaletin, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerdiği-
12. Hukuk Dairesinin yerleşik içtihatlarına göre, takip talebinde istenen faiz oranının cinsinin belirtilmesi ya da istenen faiz oranının, o tarihte uygulanan yasal veya ticari faiz oranlarından birine denk gelmesi durumunda, o cins faiz oranının istendiğinin kabulü gerekeceğinden, ödeme emrine yasal sürede itiraz edilmemiş olsa bile, faizin istenen faiz türüne göre ve değişen oranlarda hesaplanması gerekeceği- Ancak, takipte talep edilen faizin türünün gösterilmemesi ya da oranının yasal ya da ticari faiz oranlarından birine denk gelmemesi halinde aynı sonuca varılamayıp, bu durumda, itiraz edilmeyerek kesinleşen oran üzerinden faizin hesaplanması gerekeceği-
Bozma kararındaki kamu düzenini ilgilendirmeyen hususlarda tarafların tamamının bozma kararına uyulmasını talep etmeleri halinde direnme kararı verilemeyeceği- Yargıtay'ın bozma ilamına uyulmasına karar verildiği takdirde, mahkemenin artık bu uyma kararı ile bağlı olduğu- Mahkemenin bozma kararına uygun yeni bir karar vermek zorunda olduğu; çünkü bozmaya uyma kararı ile bozma yararına olan taraf için usule ilişkin kazanılmış hak doğmuş olacağı- Somut olayda; alacaklı, mahkemece belirlenen tevdii mahalline borçlu tarafından takip tarihinden önce ödeme yapılıp yapılmadığını bilebilecek durumda olduğundan, bu alacaklının ağır kusurlu kabul edilmesi gerekeceği- Ayrıca borçlunun şikâyet dilekçesinde lehine tazminat talebinde bulunduğu da açık olup, esasa yönelik inceleme ve değerlendirme yapan mahkemece; takibin iptali ile birlikte alacaklının ayrıca tazminat ile de sorumlu tutulması gerekeceği-
Şikayet dilekçesinin incelenmesinde, borçluların takip tarihinden sonra işleyecek faize itiraz ettikleri görülmekle birlikte faiz oranına dair açık bir itirazları bulunmadığı halde mahkemece, alacaklının talebi de aşılmak sureti ile borçlular aleyhine sonuç doğurabilecek şekilde asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca yabancı para borcuna devlet bankalarının uyguladığı en yüksek mevduat faiz oranlarının uygulanmasına hükmedilerek talepten fazlasına karar verilmesinin doğru olmadığı-
İİK'nın 169/a maddesi uyarınca; borca itiraz halinde, borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin, resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispat külfetinin borçlulara ait olduğu- Dayanak belgenin hangi ilişkinin teminatı olduğu yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Buna göre belgede, takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunlu olup, açıkça atıf yapıldığının kabulü için, senedin, vade ve tanzim tarihleriyle miktarının belirtilmesinin gerektiği- Takibin dayanağı olan bononun, iş sahibi alacaklının işin bitirilmesi karşılığında taşerona (borçlulara) verdiği iki adet daire ve çekin teminatı olarak alınması nedeniyle tahsilinin gerekip gerekmediği genel mahkemelerde yargılamayı gerektirdiğinden ve dar yetkili icra mahkemesinde bu konunun incelenmesi mümkün olmadığından, borca itirazın kabulü ile İİK'nın 169/a-5 maddesi uyarınca takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekeceği-
Kambiyo senedi niteliği bulunmayan bir senet ile başlatılıp kesinleşen takipte, İİK'nun 71/2. maddesi gereğince, takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde işleyecek zamanaşımı süresinin 6762 sayılı TTK’nun 726. maddesine göre hesaplanamayacağı- Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile yapılan takibin kesinleşmesi, sözü edilen durumu değiştirmeyeceğinden olayda uygulanması gereken zamanaşımı süresi, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca 10 yıl olduğu-
Borçlular tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız icra takibine konu çek yönünden açılmış bir menfi tespit davası olduğundan ilamda hüküm altına alınan alacak kalemlerinin tahsilinin menfi tespit davasının sonuna kadar ertelenmesi gerektiğinden, Bölge Adliye Mahkemesince, alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddi ile borçluların istinaf başvurularının kabulüne ve takibin menfi tespit davasının sonuna kadar durdurulmasına dair karar verilmesi gerekeceği-
Takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıyabilmesi için "senedi düzenleyenin imzasını" ihtiva etmesinin zorunlu olduğu- Anılan maddede (TTK. m. 776/ (1)-g) sorumluluk için sadece imzadan söz edildiği, birden fazla imzanın bulunmasının koşul olarak kabul edilmemiş olduğu- Öte yandan, bononun düzenleyen bölümünde kaşesi bulunan şirketin, bonodan dolayı sorumlu olabilmesi için düzenleyenin imzasının bulunması yeterli olup, bu imzanın, düzenleyen şirket unvanı ya da kaşesi üzerine atılması gerekmeyip, düzenleyenin imzasının, bononun alt kısmında ve metni kapsar biçimde bulunmasının yeterli olduğu-
Davacı tarafın bonoda imzası bulunmayıp gerçek bir ticari ilişkiye dayanmadığı halde muvazaalı olarak bononun tanzim edildiği iddiasında bulunduğu, davalının savunmasında, adi ortaklık ile ilgili olarak yapılacak işlemler için müvekkilinden borç aldığını, müvekkilinin ise tanıyıp bildiğinden senedin tarafından keşide edildiğini ve adi ortaklığın da aval olarak eklendiğini, adi ortaklığın yaptığı iş miktarı ve bono miktarı göz önünde bulundurulduğunda bononun muvazaalı düzenlendiği değerlendirildiğinden davalılara asıl borç ilişkisini ispata yarar yazılı belge sunmaları için kesin süre verilmiş ancak davalılar mahkememize yazılı bir belge sunmayarak alacak iddialarını ispat edemediklerinden davanın kabulüne, takibin haksız ve kötü niyetle yapıldığı ispat olunamadığından davacı tarafın tazminat talebinin reddine karar verilmesinin doğru olacağı-