Çekişmeli taşınmazın ilk oluşumundan itibaren tüm tedavülleri ve tedavüllere esas belgelerle birlikte tapu kaydı Tapu Müdürlüğünden getirtildikten sonra; dava dosyası iki tapu kadastro ile bir hesap uzmanı bilirkişiye verilerek, davacının satın aldığı payların ilk oluşumundan itibaren her bir tedavülüne sıra numarası verilmek suretiyle yapılan işlemin dayanağı talep, talep doğrultusunda düzenlenen resmî belge ve bu belge doğrultusunda tapu siciline yapılan işlemde uyumsuzluk bulunup bulunmadığı uyumsuzluk bulunmakta ise hangi işlemden ve neden kaynaklandığı, davacının tapu sicilinde yazılı satın aldığı pay ile gerçek pay arasında fark bulunup bulunmadığını açıklar ve davacının gerçekte sahip olduğu pay durumunu gösterir ayrıntılı rapor alınıp davacının tapu sicilindeki işlemler nedeniyle zararının mevcut olup olmadığı belirlenip davacının zararı olduğu tespit edilir ise; arazi niteliğinde bulunan dava konusu taşınmaza yönelik olarak, sulu olup olmadığı, yerleşim alanlarına uzaklığı, iklim şartları, arazinin toprak ve topoğrafik yapısı ve bölgesindeki konumu gözetilerek oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesi, dekar başına ortalama verim, toptan satış fiyatı ve üretim maliyeti resmî verileri ilçe tarım müdürlüğünden getirtilmek suretiyle yeniden yapılacak keşifte, taşınmaz üzerinde meyve ağaçları varsa ağaçların cinsleri de dikkate alınmak suretiyle elde edilen verilere uygun biçimde değerlendirme yapılarak taşınmazın gerçek değeri, davacının zararının meydana geldiği tarih dikkate alınarak hesaplanmalı, taşınmazların varsa mütemmim cüzleri, muhdesat ve sökülemeyen teferruatlarının değerlerinin bayındırlık birim fiyatları ve yıpranma oranları gözetilerek değerleme tarihine göre hesaplattırılmalı, bu şekilde taşınmazın zemin değeri, üzerindeki mütemmim cüz, muhdesat ve sökülemeyen teferruatları esas alınarak, davacının oluşan gerçek zararlarının saptanması gerektiği-
İYUK. mad. 2/1-b gereğince, Belediye’nin encümen kararı uyarınca aldığı ifraz kararına dayalı hizmet kusuruna ilişkin davanın tam yargı davası olarak idari yargı yerinde açılacak davada ileri sürülmesi gerektiği- Davacının tapu sicil müdürlüğü çalışanları ve icra ve iflas dairesi çalışanlarının eylemleri ile zarar gördüğüne yönelik açtığı davada davalılar Adalet Bakanlığı ile Maliye Hazinesi yönünden işin esası incelenerek karar verilmesi yerine davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş olmasının hatalı olduğu-
Devletin sorumluluğunun tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de, eylem yada işlemin kusura dayanmasının gerekmediği,  devletin sorumluğunun kusursuz sorumluluk olduğu- Tapu memurunun hatası nedeniyle yolsuz sicilin oluştuğu, ilgililere tebligat yapıldığı halde dava açmadıkları gözetildiğinde, davacı idarenin aktif dava ehliyetinin bulunduğu- Payların mükerrer olduğu tespit edilmiş olmakla birlikte, belirlenen mükerrer payların iptal edilmesi halinde, dava dışı paydaşların durumunun etkilenip etkilenmeyeceği, yani mükerrer olan payların terkin edilmesi halinde pay ve paydanın eşit olup olmayacağı saptanmamamış olduğundan, yeniden bilirkişiye dosya tevdi edilmek suretiyle dava konusu taşınmazdaki davalılara ait mükerrer payların iptal edilmesi halinde dava dışı diğer paydaşların durumunun etkilenip etkilenmeyeceği, pay ve paydanın eşit olup olmayacağı bakımından bir inceleme yapılmasının sağlanması, bilirkişiden denetime elverişli rapor alınması, taşınmazın dava dışı paydaşlarının paylarının etkileneceğinin belirlenmesi halinde anılan paydaşların davada yer alması gerektiğinin dikkate alınması ve buna göre bir karar verilmesi gerektiği-
Davanın terditli olarak açıldığı, asıl talep tapu iptali ve tescil olup; terditli talebin ise asıl talebin kabul edilmemesi halinde, TMK. mad. 1007 uyarınca tazminat istemine ilişkin olduğu- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletin sorumlu olduğu (TMK. mad. 1007)- Devletin sorumluğu kusursuz sorumluluk olup, kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayandığı, sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devletin, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlü olduğu- Kusurun varlığı ya da yokluğunun, devletin sorumluğu için önem taşımayıp, sadece devletin, memuruna rücu sırasındaki iç ilişki de önemli olduğu-
Tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniyle zarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devletin sorumlu olacağı (TMK. mad. 1007)- Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarının da o kadar olması gerektiği ve tazminat miktarının, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olması gerektiği- Zarara uğrayan kişinin gerçek zararının zararın meydana geldiği tarihe göre hesaplanacağı ve bu tarihe göre, tapusu iptal edilen taşınmazın niteliği ve değerinin belirlenmesi gerektiği- 
Tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan TMK. mad. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekeceği, burada Devletin sorumluluğunun, kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri- Kadastro işlemleri, tapu kütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapu kütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararların da TMK'nın 1007. maddesi kapsamında olduğu-Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapu siciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (ayni) hakların, yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanacağı-
Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan dolayı açılacak davalar (TMK. mad. 1007) için kanunda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği, bu davaların -TBK. mad. 146 uyarınca- 10 yıllık genel zamanaşımı süresine süresine tâbi olduğunun kabulü gerekeceği-
Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olacağı, TMK. mad. 1007 gereğince tapu müdürlüğü aleyhine açılan davanın husumetten reddi gerekeceği hususu düşünülebilir ise de, HMK. mad. 124/4 uyarınca, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebileceğinden, temsilcide yanılma hali re'sen gözetilerek, davanın yöneltilmesi için davacı yana olanak verilmesi gerektiği-
Medenî Kanunun 1007. maddesinde sözü edilen zarar gerçek zarar olup, burada gerçek zarar; tapunun yüzölçümünün azalması nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalma olduğu, tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idi ise, aynı durumun yeniden tesis edilebileceği miktarda olması gerekeceği- Zarara uğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esas alınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararın meydana geldiği yani taşınmazda davacının pay satın aldığı tarih olacağı- Davanın niteliğine göre tazminat miktarı belirlenirken, öncelikli konu, gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin hesaplanması olup, arazi niteliğindeki taşınmazlarda, başka deyişle tarım alanlarında net gelir esas alınarak, arsa niteliğindeki taşınmazlar için ise, emsal karşılaştırması yapılarak değerin belirlenmesi gerekeceği-
Tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle uğranılan zararın TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada, oluşan gerçek zarar ne kadarsa, tazminat da o kadar olması gerektiği- Gerçek zararın da, taşınmazın tapu kaydının iptaline dair mahkeme kararının kesinleştiği tarihe göre belirlenmesi gerekeceği-Bilirkişilerin taşınmazın değerini hem dava tarihine göre hem de mahkeme hükmü ile taşınmazın kayıtdışı bırakılmasına ilişkin kararın kesinleşme tarihine göre iki ayrı değerlendirme yaptıkları halde, mahkemece ilâmın kesinleşme tarihine göre yapılan değerlendirme sonuçları esas alınarak değil de dava tarihine göre taşınmaza değer belirleyen rapor sonucuna göre karar vermesinin isabetsiz olduğu- Konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulundan denetlemeye olanak veren bilimsel verileri içeren, emsal ile tazminat istemine dayanak taşınmazın eksik ve üstün yönlerinin karşılaştırıldığı rapor alınarak hüküm kurulması gerektiği-