TBK. mad. 19 uyarınca muvazaalı muvazaalı işlemin iptaline karar verilebilmesi için sadece bedel farkının yeterli olmadığı- İşlemin iki tarafınında fikir birliği içinde olması gerektiği- Davalı borçlu ve üçüncü kişilerin birbirlerini tanıdıkları veya yakınlıklarının olduğu iddia ve ispat edilemediğinden, mahkemece, üçüncü kişilerin kötüniyeti ispatlanmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalı borçlu ile arsa sahibi davalı üçüncü kişi arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığı ve davalı borçlunun müteahhit olarak inşaatı tamamlaması halinde kendisine düşen dairelerin olduğu, arsa sahibi davalı üçüncü kişinin yaptırdığı tespitte inşaatın %66 oranında bittiği belirlendiği ihtilafsız olduğundan, mahkemece bilirkişiden alınacak rapor ile davalı borçlunun inşaatı % 66 oranında iş yaparak arsaya harcama yapması sözleşme hükümlerine göre değerlendirilerek, diğer davalılara yapılan tasarrufların iptale tabi olup olmadığı tartışılarak sonucunda üçüncü kişiler taşınmazı elinden çıkarmış iseler bu durumda da davanın bedele dönüşüp dönüşmeyeceğinin değerlendirilmesi gerektiği-
Davacı alacaklı eBK 18 vd. hükümlerine dayandığından davanın bu kapsamda değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece davanın beş yıllık hak düşürücü süre geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu- 'Dava dava dilekçesinde yazılı vakıalar ve talep sonucu dikkate alındığında, davanın İİK hükümlerine dayalı olarak açılan tasarruf iptali davası olduğu ve tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık süre geçtikten sonra açılan davanın hak düşürücü süre geçmesi nedeniyle reddine karar verilmesi yönündeki direnme kararının isabetli olduğu' şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul görmediği-
Üçüncü kişilerin dava konusu taşınmazları borçludan olan alacaklarına mahsuben devir aldıklarına yönündeki beyanları dikkate alındığında, tasarrufun İİK. mad. 279/2-2 gereğince, mutad ödeme dışında yapılan ödemelerin bağış niteliğinde olup iptali gerektiği- Davaların birleşmesi halinde her bir dava bağımsız bir dava olma özelliğini devam ettirdiği gibi davalı üçüncü kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı olmadığından, yargılama giderinin herbir üçüncü kişinin yaptığı tasarruf yönünden takip konusu alacak ile tasarrufun yapıldığı tarihteki tasarruf miktarında hangisi az ise o değer üzerinden ayrı ayrı yargılama giderine hükmedilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında karar harcının tasarrufa konu malın tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile takip konusu alacaktan hangisi az ise o miktar üzerinden hesaplanması gerekeceği- Harç husususun kamu düzenine ilişkin olup, resen göz önünde bulundurulması gerekeceği- Davalı borçlu, davalı borçlunun oğlu dava dışı X2 ve davalı borçlu ile hukuki muamelede bulunan üçüncü kişi diğer davalı X1 Süt aynı sektörde faaliyet gösteren ve bir birlerinin mali durumlarını bilen ya da bilmesi gereken kişilerden olması nedeniyle, bu haliyle tasarrufun İİK'nın 280/1 maddesi gereğince iptale tabi olmasının yanında, dava konusu taşınmaz devri işlemlerinin borca mahsuben yapıldığının savunulması karşısında, İİK'nın 279/2. maddesine göre borca mahsuben yapılan taşınmaz devrinin mutat ödeme olmaması nedeniyle tasarrufun iptale tabi olduğu-
İİK 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, davalı- borçlu hakkındaki takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. İcra takibi kesinleşmekle takip dosyası kapsamından alacağı karşılayacak ölçüde borçlu adına kayıtlı mal varlığına rastlanmadığından borçlunun meskeninde yapılan ve haczi kabil mal varlığı bulunmadığı kayıt altına alınan 03/02/2017 tarihli haciz tutanağının 2004 sayılı İİK'nun 105. maddesi uyarınca aynı yasanın 143'üncü maddesinde belirtilen aciz vesikası niteliğinde olduğu görülmektedir. Buna göre dava özel şartları gerçekleşmiştir. somut olaya bakıldığında, 10/10/2016 tarihinde düzenlenen miras taksim sözleşmesi gereğince dava dışı muristen mirasen intikal eden 12 adet taşınmazların dört mirasçı; davalı-borçlu ile kardeşleri ve annesinin miras hisseleri oranında taksiminin yapıldığı- Taksimler arasında çok önemli bir oransızlık bulunmadığı anlaşılmakla davalılar arasında yapılan taşınmaz devrine ilişkin tasarruf işlemlerinde mal kaçırmanın amaçlanmadığı- mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı herhangi bir yön bulunmamaktadır.
Davacı tarafından İİK'nun 278, 279 ve 280.maddelerden birine dayanılmış olsa dahi, mahkemenin bununla bağlı olmayıp, diğer maddelerden birine göre iptal kararı verebileceği- Takip dayanağı çek 29.07.2013 tarihli olmakla birlikte borcun 2011 yılında doğduğu dosya içeriği ile sabit ise ve davalının, borçlunun amcasının oğlu olması halinde İİK'nun 280.maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun sabit olduğu-
Anne-oğul davalılar arasındaki tasarrufun İİK. mad. 279/3-1 maddesi gereğince bağış niteliğinde olup iptali gerektiği- Borçlu ile akraba olan davalının İİK. mad. 280 uyarınca, borçlunun mali durumunu ve alacaklıların ızrar kastını bilebilecek kişilerden olduğu- Dayanak alınan zabıta araştırmasında borçlunun dava konusu adreste 2010 yılında oturduğu, şu anda bir başka şahsın oturduğunun tespit edildiği görüldüğünden, borçlunun halen haciz adresinde oturduğu gibi bir sonuç çıkarmak mümkün olmadığı gibi yargılamanın başından beri borçlunun ikamet adresinin bir başka adres olduğuna dair kayıtlar da bulunduğundan, mahkemenin, borçlunun halen haciz adresinde oturduğuna ilişkin zabıta araştırması olduğuna ilişkin tespitinin yerinde olmadığı- Taşınmazın davalı dördüncü kişiye vekaleten borçlu eşi tarafından davalı beşinci kişi küçüğün vasisine satış yapılmasının, küçüğün veya vasisinin kötü niyetinin ispatı için yeterli olmadığı-
İİK. mad. 280/2 ve 279/son gereğince, üçüncü kişinin borçlunun hal ve vaziyetini bilmediğini ispat etmesi halinde iptal davasının dinlenemeyeceği- Borçlunun kardeşi üçüncü kişinin, gerek borçlunun taşınmazı satın aldığı gerekse kendisine satış yapıldığı tarihlerde yurt dışında yaşadığından, borçlunun hal ve vaziyetini bilip bilmediğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiği, bu hususta bir değerlendirme yapılmamasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
TBK'nun 19. maddesinde düzenlenen muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davasında; HMK'nin 33.maddesine göre hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorunda olup, bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hakime ait olduğundan; hakimin, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumlu olduğu, İİK 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açılmasına engel olmadığı, davacının iddiasını kanıtlaması halinde; iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK 283/1,2 maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulması gerektiği-
