Konkordato talebi üzerine kesin yetki dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi durumunda, mahkemece, HMK. m.20'de belirtilen sürede talep olması halinde, dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi ve konkordatoya yönelik alınan tedbir kararlarının re'sen kaldırılmasına karar verilmesinin gerektiği-
Dairemizin bozma ilamı maddi hataya dayalı olup, Anayasa Mahkemesi'nin ........ sayılı Kararı ile 6100 sayılı HMK.nun 20. maddesinde belirtilen “bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten” ifadesinin iptal edilmesi nedeniyle belirtilen bu hususun re'sen gözetilmesi gerektiği dikkate alındığında, bozmaya uyulmuş olması taraflar lehine usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı gibi kararın şikayetçi tarafından temyiz edilmesi halinde dahi aleyhe bozma ilkesinin de nazara alınamayacağı, o halde kamu düzeni ile ilgili re'sen dikkate alınacak hususlar kapsamında ihalenin feshini gerektiren bir neden bulunmadığı ve şikayetçi tarafından ileri sürülen fesih nedenleri de yerinde olmadığına göre mahkemece şikayetin reddi gerekirken, HMK.nun 20. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
Mahkemece, dosyanın hangi görevli mahkemeye hangi süre içinde gönderilmesine ilişkin karar verilmemesi ve HMK'nın 331/2. maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkemece hüküm altına alınmasına karar vermek yerine, bu hususların karara bağlanması doğru olmamış ise de; hüküm fıkrasındaki yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği-
İİK'nun 50. maddesi göndermesi ile icra takipleri hakkında da uygulanması gereken, HMK'nun 20. maddesi gereğince; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekeceği, aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği- HMK'nun 20. maddesi hükmünün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle kararın alacaklı vekilince temyiz edilmesi halinde dahi aleyhe bozma ilkesinin nazara alınamayacağı-
HMK'nun 20. maddesi gereğince, yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra müdürlüğünce dosya, mahkeme kararında yetkili yer olarak gösterilen icra dairesine gönderilemeyecek olup; icra mahkemesince verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesinden önce alacaklının dosyanın yetkili yere gönderilmesi talebinde bulunması geçerli olmakla birlikte yetkisizlik kararı kesinleşmeden icra dosyası yetkili yere gönderilemeyeceği, gönderilmesi halinde ise ödeme emrinin iptali gerekeceği-
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 07.07.2014 tarihli ve 2013/17812 Esas, 2014/14234 Karar sayılı onama kararı, davacılar vekiline 15.08.2014, davalı vekiline 26.08.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, tebliğ tarihlerinden itibaren 2 haftalık süre içinde taraflarca dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmemiş ve mahkemece 15.10.2018 günlü ek kararı ile davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir. Mahkemece kendisini vekil ile temsil ettiren davalı Maliye Hazinesi yararına Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/1 maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılacağı 2014 yılı Sulh Hukuk Mahkemelerinde geçerli olan maktu vekalet ücretinin tamamına karar verilmesi gerekirken bu hususta karar verilmemesi doğru görülmemiş ve bu husus kararın bozulmasını gerektirmiş ise de yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği-
İlk derece mahkemelerince verilen görevsizlik kararları hakkında istinaf incelemesi sonucunda verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararları -kural olarak- kesin olsa da, Bölge Adliye Mahkemesince verilen görevsizlik kararının temyiz yolu açık olmak üzere verilmesi üzerine davacının temyiz yoluna başvurduğu uyuşmazlıkta, kanun yolu ve süresi kanun yolunun açık olup olmadığı ilgili kanun maddelerinde açıkça belirtilmiş ise de, yargı organlarının yanlış yönlendirmesi sonucunda ilgililerin hak kaybına uğramayacağının kabul edilmesi gerektiği ve bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince "iki haftalık yasal süresinden sonra dosyanın görevli İş Mahkemesine gönderilmesi talebinde bulunulduğu" belirtilerek "davanın açılmamış sayılmasına" karar verilmesi yerine "işin esası hakkında karar verilmesi" gerektiği-
TTK'nun 1472. maddesi uyarınca sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödenen tazminatın haksız fiile sebebiyet veren davalıdan rücuen tahsili istemine ilişkin davada, davacının sigortalısı ticari işletme olduğundan, Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu; işin esasına girilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesinin bozmayı gerektirdiği-
Sosyal inceleme raporu düzenlendiği tarihte yaşı nedeniyle idrak çağında bulunmayan ortak çocuğun velâyeti konusunda görüşü alınmadan ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesinin uygun olduğu belirtildiğinden, velâyeti davacı-karşı davalı anneye bırakılmış ise de; kesinleşen kusurlu davranışına göre davacı-karşı davalı annenin ortak çocuğa hakaret ettiği ve kötü davrandığı, Buna göre; ortak çocuğun bizzat ya da istinabe yoluyla eğitim, kültür, yaşam olanakları bakımından nerede yaşamak istediği konusunda bilgilendirilerek, velâyet hakkındaki tercihinin hâkim tarafından kendisinden sorulması, 4787 s. Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince Aile Mahkemesi bünyesinde bulunan psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten rapor alınarak, her iki ebeveyn ve 2013 doğumlu ortak çocuk ile görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip, tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumuna göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velâyeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığı, çocuğun halen hangi taraf yanında yaşadığı araştırıldıktan ve diğer delillerle birlikte değerlendirildikten sonra gerçekleşecek sonucu uyarınca velâyet hakkında bir karar verilmesi gerektiği-
Somut durumda uygulanma yeri bulunmayan adli yargı mahkemeleri arasında göreve ilişkin HMK'nın 20. maddesi kıyasen uygulanarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin doğru olmadığı, farklı yargı kolları arasında dosyanın gönderilmesi usulü söz konusu olmadığından usul ve yasaya uygun olmayan ek kararın HUMK’nun 432/son maddesi (HMK.'nın 366. maddesi) uyarınca ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekeceği-