Dava dışı anonim şirkette davacıların murisine ait payın davalıya devri nedeniyle ödenmeyen devir bedelinin tahsili istemine ilişkin davada, TBK m 147/4 uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği- 6325 s. K. m. 18/A -14 uyarınca arabuluculuk sürecinde anlaşmaya varılamaması hâlinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan meblağın haksız çıkan taraftan tahsiline karar verilmesi gerektiği- "Dava dışı şirket esas sözleşmesinin incelenerek sözleşmede ortaklar arasında pay devrine ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığının tespiti, bu şekilde bir hükmün sözleşmede varlığı halinde davada TBK m. 147/4 maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin uygulanacağı, aksi halde uyuşmazlığın TBK m. 146'da düzenlenen 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu" şeklindeki karşı oyun benimsenmediği-
Limited şirkette protokole dayalı gizli ortaklığın tespiti ve kâr payı alacağı istemli davada; davacının %50 hisse ile adi ortak olduğunun tespitine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, TTK m. 616/1-e uyarınca limited şirketlerde kâr payı alacağının ancak ortaklar kurulunca alınmış bir kâr dağıtım kararının varlığı halinde muaccel hale geleceği ve somut olayda bu yönde bir karar bulunmadığı gözetilmeden kâr payı alacağına hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
İşçilik alacakları davasında; ilk dönem çalışmasının emeklilikle sona erdiği ve kıdem tazminatının eksik ödendiği durumda bu dönemin tasfiye edilmiş sayılmayacağı, işçinin ikinci dönem çalışması sonundaki feshinin haklı olup olmadığının belirlenmesinde zamanaşımına uğramış olsa bile ödenmeyen fazla çalışma ve genel tatil ücretlerinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, bu alacakların varlığı halinde feshin haklı kabul edilerek tüm süre ve son ücret üzerinden hesaplanacak kıdem tazminatından önceki ödemenin faiziyle mahsubu gerektiği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği-
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı görülen uyuşmazlıkta mahkemenin direnme olarak adlandırdığı kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı; ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu anlaşıldığından, yeni hükmün temyiz incelenmesini yapma görevinin Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye ait olduğu-
Davanın ilk olarak her bir davalı bakımından 10.000,00 TL dava değeri gösterilerek kısmi dava olarak 06.01.2016 tarihinde açıldığı, davacı, davasını belirsiz alacak davası olarak nitelese de davalı tarafın harcın tamamlanması isteği üzerine İlk Derece Mahkemesince 12.07.2016 tarihli ön inceleme duruşmasının 1 no.lu ara kararı ile davanın kısmi dava olarak görülmesine usulen engel olmadığına karar verildiği, davacı tarafça bu ara karara itiraz edilmediği, somut olayda belirsiz alacak davası koşulları olmadığından eldeki davanın kısmi dava olduğunun kabulü gerekeceği- Limited şirket hisse devir sözleşmelerinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 520 nci maddesine göre payın devri veya devir vaadi hakkındaki mukavele yazılı şekilde yapılmış ve imzası noterce tasdik ettirilmiş olmadıkça ilgililer arasında dahi hüküm ifade etmeyeceği, bu sebeple hisse devrinden kaynaklanan alacağın muaccel olacağı tarih geçerli olarak hisse devrinin yapıldığı tarih olacağı, hisse devir bedeli alacağına ilişkin davanın ise 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 126 ncı maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca (6100 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabii olacağı- Davalının inançlı işlem gereği payları temlik aldığına ilişkin yazılı belge sunulmadığı, davalı ..... yönünden kısmi davanın açıldığı tarih itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davanın ıslah edilen kısım da dahil olmak üzere davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı- Davalı ........... yönünden, zamanaşımının işlemeye başladığı tarih davalı ................'ya yapılmış geçerli bir devir sözleşmesinin yapıldığı ve alacağın muaccel olduğu 02.02.2011 tarihi olduğu kısmi davanın 5 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı, ancak davacı, maktu harç ile 27.08.2017 tarihinde davasını ıslah ettiği, kısmi dava açılması, alacağın kalan kısmı için zamanaşımının işlemesini engellemediği, ............ bakımından ıslah tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı dolduğundan ıslah edilen kısma ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik olmadığı, anlaşma belgelerinde davalı .................'nın devir alacağı şirket hisselerine karşılık bir ilave bedel ödeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı, şirket hisse bedeline ilişkin ayrıca bir bedel ödeneceği her iki protokolde yazılı olmadığı, şirket hisse değerinin daha fazla olduğundan hareketle nominal değer ile şirket hisselerinin değeri arasındaki farkın ödeneceği sonucuna varılması doğru görülmediği, tarafların hissenin değerini anlaşma metnine yazdıkları ancak şirket hisse devrinden sonra davalı .............'in hiç bir alacağının kalmayacağı da yazılı olduğuna göre şirket hissesinin devrinden sonra davalı ...................'nın alacak hakkı kalmadığı sonrasında noterde yapılan hisse devri sözleşmesiyle davacı %50 hissesini devrettiği ve bedelini aldığını da ikrar ettiği, şirket hisse devri ödeneceğine ilişkin aksine bir delil olmadığı halde davalı ............ yönünden kısmi davanın ispatlanamadığından reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Kooperatif ile üyesi arasındaki kira kaybı alacağına ilişkin davada uygulanacak olan beş yıllık zamanaşımı süresinin alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacının asıl davayı açtığı tarihte, konutun teslim edilmemesi nedeniyle isteyebileceği kira alacağını muaccel hâle getirmiş olduğu- "Talebin tahsis hakkına dayandığı ve tahsis hakkına dayalı talepte bulunulduğundan zamanaşımı süresinin işlemeyeceği" gerekçesiyle davalı vekilinin zamanaşımı def'inin yerinde görülmediğinden bahsedilemeyeceği- "Islahın yeni veya ek bir dava olmayıp, usulî bir hatanın düzeltilmesi veya eksikliğin tamamlanması mahiyetinde olduğu, ıslah edilen kısım bakımından zamanaşımının işleyeceğine ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığı, ıslahla arttırılan kısma yönelik talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmesi hâlinde, hak arama hürriyeti engellenerek hak ihlâllerinin doğacağı ve bu nedenle kısmi ıslahın yeni bir dava olmadığı da dikkate alınarak asıl davanın açılmasıyla zamanaşımının tüm alacak bakımından kesildiğinin kabul edilmesi değişik gerekçesi ile direnme kararın onanması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Taraflar arasındaki taşeronluk sözleşmesi kapsamında davalının davacıya gönderdiği ihtarnamede, işi eylül 2015te teslim ettiğini belirttiği ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda da davalının işçilerinin son SGK kaydının 30/09/2015 tarihi olduğu, bu durumda teslimin 30/09/2015 olarak kabul edilip zamanaşımı süresinin bu tarihten itibaren 5 yıl olarak hesaplanmasının doğru olduğu ve buna göre ıslah tarihinde zamanaşımının dolmuş olduğu, birleşen davanın dava dilekçesinde faiz talep edilmediği, zamanaşımına uğrayan ıslah dilekçesinde faiz talep edildiği, bu durumda asıl alacağa ilişkin faizin de zamanaşımına uğradığı anlaşıldığından mahkemece verilen kararda hukuka aykırılık bulunmadığı-
Uyuşmazlık, davacının dava dışı müflis şirkete avans olarak verip ödemek zorunda kaldığı çek bedellerinin müflisle aralarındaki organik bağa dayalı olarak davalılardan tahsili isteminden ibarettir..
Somut uyuşmazlıkta, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin, ................... Noterliğinin 05.07.2004 tarih ve 21547 yevmiye numaralı fesihnamesi ile karşılıklı olarak feshedildiği, feshedilen sözleşmeden kaynaklı alacakların, fesih tarihinden itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı, davacı arsa sahipleri ile dava dışı yüklenici arasındaki kat karşılığı inşaat sözleşmesi 05.07.2004 tarihinde feshedilmiş olup, iş bu davanın açılış tarihi 23.07.2014 arasında 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından mahkemece davalının zamanaşımı itirazının kabulü ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek kabul kararı verilmesinin doğru olmadığı-
Davacı tarafından, vekalet ücreti alacağına ilişkin olarak açılan kısmi dava ile eldeki davaya konu alacağın aynı hukukî ilişkiden doğmuş olduğu, kalan kısım için iş bu ek davanın açılmasının hukuken mümkün olduğu; kısmi davada Mahkemece, taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne dair verilen kararın, temyiz incelemesi sonucu onanarak kesinleşmesiyle birlikte davacının azlinin haksız olduğunun da kesinleşmiş olmasına ve eldeki ek davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşıldığından kararın onanması gerektiği-