Davacının davalıya verdiği avans çeklerinin bedelsiz kalması nedeniyle borçlu olunmadığının tespitine ilişkin somut uyuşmazlıkta; davalının, çeklerin davacı tarafından verildiğini kabul ettiği ve ilk derece mahkemesinin ... tarihli duruşmasında da davalı vekilinin “ Ticari hayatın genel kapsamı itibariyle mal verilir, ödeme daha sonra yapılır, müvekkil malı davacı tarafa vermiştir, son gelen F.bank çekleri itibariyle aynı ticaretin evraklarıdır, S. Tekstil'in sıkıntıları vardı, A. Örme'nin evraklarını kullanıyorlardı, esasında A.'ya karşı yapılan işlem karşılığında alınmıştır, davanın reddi talep olunur.” şeklinde beyanda bulunduğu, bu beyan sonrası davalı savunmasını değiştirdiği gibi mahkeme yargılamasında sonradan verdiği beyanında bağlantısız bileşik ikrar mahiyetinde olup, çeklerin mal karşılığı değil, dava dışı S. Kumaşcılık şirketinin borcu için davacı tarafından verildiği ileri sürülmekle davalının bu ikrarı bölünebileceğinden artık davalının, davacı tarafından kendisine verilen çeklerin dava dışı 3. kişinin borcu için verildiğini ispatla yükümlü olduğu- Davacının daha önce dava dışı şirkete keşide edip ciro ile davalı tarafından tahsil edilmiş çeklerin bulunması da davacının, davaya konu çekleri dava dışı şirket için verdiğini ispatlamayacağı-
Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar yemin gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklı olduğundan, açıkça yemin deliline de dayanan davacıya mahkemece yemin teklif etme hakkının hatırlatması gerektiği-
Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan eBK 162 hükmünce sözleşmede yasaklanmadığı veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadığı sürece yüklenicinin üçüncü kişilere eBK 163 gereği yazılı olmak koşuluyla şahsi hakkını devredebileceği- Yükleniciye verilmesi kararlaştırılan bağımsız bölümün tapusunu arsa malikinin üçüncü kişiye devretmesinin yüklenici adına olduğu- Mahkemece refakate konusunda uzman bilirkişiler alınıp keşif yapılması, dava konusu taşınmazın arsa sahibinin mi yoksa yüklenicinin mi payına düştüğünün tespit edilmesi, oluşacak sonuca göre davacının talepleri konusunda bir karar verilmesi gerektiği-
Senetlerin arka yüzündeki “bu senet 2/6 daire karşılığında verilmiştir” ibaresinin senet aslına zarar vermeyecek şekilde yırtıldığı iddia edilmiş olup ceza mahkemesindeki yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda da "senetler dahil 'ödeyecek' ibarelerinin sol tarafındaki dikey kenar hattı boyunca senetlerin kesilmiş olduğunun" belirtildiği, davalıların ceza mahkemesi ve davaya cevap dilekçelerindeki mahkeme içi ikrar mahiyetinde beyanda bulundukları gözetildiğinde, takibe konu senetlerin teminat olarak verildiğinin kabulü ile menfi tespit talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği; "teminat senedine yönelik iddiaların yazılı delille ispat edilememesi nedeni ile asıl davanın reddine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
Vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğünün ikrar eden tarafta değil, vakıayı ileri süren tarafta olduğu gözetildiğinde somut olayda ispat yükü davacıda olup davacının mevcut bir borcun ödenmesinin aracı olan havale yoluyla yapmış olduğu ödemelerin avans niteliğinde olup iadesi gerektiğini ispat etmesi gerekeceği-
Maddi hataya dayalı olduğu iddia edilmeyen ikrara rağmen dava açılmasının TMK'nın 2. maddesi uyarınca hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu-
"Davalının savcılık dosyasındaki ifadesinde taşınmazların hacizden korunmak amacıyla kendisine devredildiği yönünde ikrarda bulunduğu, davalının savunmasında geçen bonoya ilişkin beyanlarının ayrı bir davanın konusunu oluşturduğu ve inançlı işlem iddiasının davalının ikrarı ile sabit olduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davalının savcılık dosyasındaki ifadesinde "taşınmazların hacizden korunmak amacıyla kendisine devredildiği" yönünde ikrarda bulunduğu, davalının savunmasında geçen bonoya ilişkin beyanlarının ayrı bir davanın konusunu oluşturduğu ve inançlı işlem iddiasının davalının ikrarı ile sabit olduğu-
Davacının, dava dilekçesindeki anlatımlarına göre, davasını inançlı işlem hukuksal sebebine dayandırmış olduğundan, mahkemece bu kapsamda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, dava konusu parsel yönünden, davalının asıl iradesinin 'davacı adına taşınmazı devralmak olduğu' gerekçesiyle, hukuki nitelendirmede hataya düşülerek davanın kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği-
İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olduğu-
