Davacı tarafın ileri düzenleme tarihli dört adet çekin sorumluluk bedelinin ödenmesi için davalı banka aleyhine girişilen icra takibine ilişkin olarak açılan eldeki itirazın iptali davasında, her bir çek 19.01.2012 tarihinde davalı bankaya ibraz edilmiş olup, -5941 sayılı Kanun’un geçici 1.maddesinin 5. fıkrası ile aynı Kanun’un geçici 3. maddesinin 5. fıkrasında- ileri düzenleme tarihli bu çeklerle ilgili ibraz yasağını düzenleyen hükümler somut davadaki ibraz tarihi itibarıyla uygulanamayacağından dava konusu ileri düzenleme tarihli çeklerdeki ibrazın geçerli olduğu- 6762 sayılı mülga TTK’nın 707. maddesinde de çekte gerçek keşide tarihine göre ileri bir tarihin atılabileceği, ancak bu halde de çekin ibraz tarihinde ödenmesi gerektiği- Çek hesabında hiç karşılığın bulunmaması ve hamilin sadece muhatap bankanın üçüncü fıkraya göre ödemekle yükümlü olduğu tutarın ödenmesini talep etmesi hâlinde de uygulama alanı bulan 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 3. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen prosedürün gerçekleştirilmesi için hamilin talepte bulunması gerektiği- Davacı hamil çekleri ibraz ettiği 19.01.2012 tarihinde sorumluluk bedelinin ödenmesini talep etmediği gibi aynı Kanun’un 3. maddesinin 5. ve 6. fıkraları gereğince sorumluluk bedellerinin ödenmesi için çek asıllarını da davalı bankaya bırakmadığı- "İleri tarihli çeklerin düzenleme tarihinden önce ödeme için ibraz edilseler bile karşılıksızdır işlemi yapılabilmesi için kanuni ibraz sürelerinin beklenmesi ve tekrar ibraz edilmesi gerektiği, dolayısıyla üzerindeki düzenleme tarihinden önce çekin ödeme için ibrazı hâlinde muhatap bankanın her çek yaprağına karşılık kanunen ödemek zorunda olduğu miktarı hamile ödememesi ve bu ödeme için kanuni ibraz süreleri içinde çekin tekrar ibraz edilmesini beklemesi gerektiği ve "davacı tarafça yapılan 19.01.2012 tarihli ibrazın geçerli olduğu ve muhatap banka tarafından sorumluluk bedelinin ödenmesi gerektiği" görüşlerinin HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
13.03.1996 tarihinde “yirmidörtbin” TL bedel üzerinden düzenlenen senedin, para biriminde yapılan değişiklik nedeniyle aynı bedel üzerinden takibe konulması mümkün olmadığı, nitekim 31.01.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5083 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Para Birimi Hakkında Kanun hükümleri uyarınca 01.01.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Türk Lirasından altı sıfır atılmış bulunduğu; dolayısıyla takibe konu senedin tanzim tarihi anılan yasanın yürürlüğünden önce olup, senede dayanılarak takip tarihi itibariyle talep edilebilecek miktar, senet bedeli olan “yirmidörtbin” TL’den altı sıfır atılmak suretiyle bulunan rakama tekabül ettiği; bu nedenle senet üzerinde yazı ile yazılan miktara itibar edip para biriminde yapılan değişikliği de göz önünde bulundurarak 24.000,00TL asıl alacak üzerinden yürütülen takibin 23.999,97TL’sinden davalıya borçlu olunmadığının tespitine karar veren yerel mahkeme direnme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, o hâlde direnme kararının yerinde olduğu; ne var ki, mahkemece hüküm altına alınan kötüniyet tazminatı yönünden temyiz incelemesi yapılmadığından, bu hususta inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekeceği-
8.01.2008 düzenlenme tarihli bonoda “ödeme günü” kısmında 08.07.2017 tarihinin yazılı olduğu, senet metninde ise vadenin “8 Temmuz 2018” olarak gösterildiği, bu haliyle bonoda çift vade olduğu anlaşılmakta olup, bu husus mahkemece re’sen gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerektiği-
Kambiyo senedine dayalı menfi tespit davasında, "senedin tedavüle çıkarılırken anlaşmaya aykırı doldurulduğunu" iddia eden davacı - borçlunun iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerektiği-
Takip konusu alacağın temlik eden ... Bankası A.Ş.’den temlik alan ... (...) Varlık Yönetim A.Ş.’ye devredildiği, bu hali ile alacağın TMSF’den temlik alınmadığı anlaşılmakla alacağın TMSF alacağı niteliği taşımadığı ,ayrı bir tüzel kişiliği bulunan ... (...) Varlık Yönetim A.Ş.’nin %100 hissesinin TMSF’ye ait olmasının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu''nda bahsedilen hükümlerin kendisi yönünden uygulanması sonucunu doğurmayacağı, o halde, alacak bu hali ile bonoya ilişkin olup, 3 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğundan, Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesinin hükmü sonuç olarak doğru olması nedeni ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Yetkili hamil olan alacaklının, borçlu lehdar hakkında takip yapabilmesi için, bononun keşidecisine ödememe protestosu göndermesinin zorunlu olduğu-
Bononun düzenlenme tarihinin, bononun üst bölümünde yer alan vade tarihi kısmında da tekrarının çift vade anlamına gelmeyeceği-
Zamanaşımına uğrayan ve bu nedenle kambiyo senedi vasfını kaybederek (yazılı) delil başlangıcına dönüşen bonodaki vade tarihinin; temel ilişkiye dayanılarak yapılan bir takip veya açılan bir davada temerrüde esas alınamayacağı-
Boş verilen senedin miktar hanesi doldurulurken aynı elin ürünü kalemle doldurulması gerektiği- 350.000,00 TL'lik menfi tespit davasına konu bonoda "3" ve "0" hanelerinin sonradan eklendiği görülmekle davacının kabulünde olan 5.000,00 TL dışında kalan miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Borçlunun şirket temsilcisi olmadığı halde şirket adına imza atması halinde aval veren sıfatıyla sorumluluğu bulunmamakla birlikte, temsil yetkisi olmadığı halde keşideci şirket adına senet imzalayan ve imza inkarında da bulunmayan borçlunun attığı imzadan dolayı şahsen sorumlu olacağı- Yargıtay Dairesinin ilâmı maddi hataya dayalı olduğunda mahkemece bozmaya uyulmasının borçlu lehine usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı-