Somut olayda dava Aile Mahkemesinde açılmış, Erzurum Aile Mahkemesinin 2009/170 Esas, 318 Karar sayılı ilamıyla hükmolunan görevsizlik kararının temyizsiz kesinleşmesiyle Asliye Hukuk Mahkemesine aktarılarak temyize konu hükmün oluşturulduğu, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesinin; 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun ikinci kitabından üçüncü kısım hariç olmak üzere (TMK.nun m.118-395) kaynaklanan bütün davaların Aile Mahkemesinde bakılacağını hükme bağladığı, Aile Mahkemesi kurulmayan yerlerde ise Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen Asliye Hukuk Mahkemelerinde davanın Aile Mahkemesi sıfatı ile görülüp karara bağlanmasının gerekeceği-
Arazi maliki olan davacının taşınmazın ayrılmaz parçası haline gelen, ayrılması halinde bütün özelliğini kaybedecek yapılar için davalılara muhik bir tazminat ödemesi gerekeceği-
Hakimin kira parasını takdir ederken kira tespitinin bir sınırlama olduğunu gözeteceği ve hakimin bu sınırlamayı "hak ve nesafet" ilkesi uyarınca yapacağı-
Taşınmazın kısmen kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle Hazine tarafından tapu iptali ve tescil davası açılmış olup verilen karar henüz kesinleşmediğinden, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmın bedelinin ödenmemesi doğru ise de, bu bölümün bedelinin bloke ettirilerek dava sonunda belirlenecek hak sahibine ödenmek üzere üçer aylık vadeli hesaba yatırılmasına karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, dava konusu taşınmazın konusu ve bilirkişi raporunda yazılı özellikleri göz önünde bulundurulduğunda gelir metoduna göre belirlenen bedeline %425 oranından az olmamak üzere objektif değer artırıcı unsur ilavesi suretiyle değerinin tespit edilmesi gerektiğinin düşünülmemesi ve davalılara ait binalar tapulu taşınmazları üzerine yapılmış olduğu gözetilerek binaların yüzölçümlerine göre belirlenen bedeline hükmedilmesi gerekirken kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle indirim yapılmak suretiyle az bedel tespitinin isabetsiz olduğu-
Sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye hakimin müdahalesinin gündeme geleceği-
Boşanma sürecinde davalının ev hanımı olduğu; davacının ise emekli olduğu ve sonradan deri ticareti yaptığı ancak iflas ettiği, yeniden evlendiği ve bu evliliğinden 1 çocuğu olduğu dikkate alınarak anlaşmalı boşanmayla kabul edilen nafakaların hakkaniyete uygun bir miktarda azaltılması gerekeceği-
Kişilik hakları hukuka aykırı olarak saldırıya uğrayan kimsenin manevi tazminata hükmedilmesini isteyebileceği, hakimin manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almasının gerekeceği, miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermesinin gerekeceği-
Boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceği- Tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak davalı-davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği- Davalı-davacı kadın, ayrı yaşamakta haklı olduğundan, tedbir nafakası davasının kabulü gerektiği-