İsteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı, borcun doğumundan sonra düzenlenmiş bulunan faturaların, İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli olmadığı-
Borçlunun haciz yapılan adreste bulunan, şirketin, ortağı ya da temsilcisi olduğu ileri sürülmediği gibi, haciz anında borçluya ait herhangi bir belge de bulunamadığı anlaşılmakla İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesinin davalı 3. kişi lehine olduğunun kabulü gerektiği, ispat yükü altında olan davacı alacaklı karinenin aksini kanıtlamaya elverişli deliller sunamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Hastane ruhsatının devri ile taraflar arasında işletme devri olduğu, işletmenin devri ilişkisinde devralan 3. kişi borçlunun devir tarihinden önceki bilinen borçlarından sorumlu olduğu, yanlış tedavi uygulaması nedeniyle devir tarihinden önce açılan davanın da 3. kişi tarafından bilindiğinin kabulü gerekeceği, bu gerekçeler çerçevesinde davanın kabulüne karar vermek gerekeceği-
Davacılar vekilinin talebi doğrultusunda Keşan İcra Hukuk Mahkemesi'nin, satış bedelinin ödenmemesine ilişkin verdiği tedbir kararının, 03.02.2010 tarihli yazı ile Keşan İcra Müdürlüğü'ne bildirildiği anlaşılmakla, İİK'nun 97/13 maddesi gereğince, bu dava nedeniyle davacı 3. kişinin tutumu sonucu, alacağın tahsili geciktiğinden, davanın reddi nedeniyle alacaklı yararına % 20 tazminata hükmedilmesi gerekeceği-
Davacı 3. kişi tarafından sunulan, isteyen her kişi adına düzenlenmesi olanaklı, borcun doğumundan sonra düzenlenmiş ve ayırt edici niteliği bulunmayan faturalar, yasal karinenin aksini ispata yeterli bulunmadığı gibi, yine borcun doğumundan sonra düzenlenmiş adi yazılı kira sözleşmesinin de bu doğrultuda, yasal karinenin aksinin ispatına yarayacak belgelerden olmadığı- Mahkemece, davacının yasal kayıtlarında 2014 yılı Eylül sonu itibari ile 17.820,50-TL tutarında mal stoku bulunduğunu, haczedilen malların davacıya ait olmasının bu nedenle mümkün olmadığını bildiren bilirkişi raporunun aksine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Üçüncü kişinin borçludan satın aldığı taşınması mümkün menkul malları teslim almayıp, davalı borçlunun hakimiyet alanında bırakmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığınıolağan akışına uygun olmadığı, tüm bu olgular karşısında, mülkiyet karinesinin aksini ispatlayamayan 3. kişinin davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Hacizli malların değeri ile asıl alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
Takibe konu bononun düzenlendiği tarihte, borçlu haczin yapıldığı serada kiracı ise de, gerek Noterde düzenlenen kira sözleşmesi ile mahcuzların satışına ilişkin satım sözleşmesi, gerekse dinlenen tanık beyanları dikkate alındığında, haczin yapıldığı tarihte borçlunun kiracılık sıfatı bulunmadığı, borcun doğumundan ve takip tarihinden sonra davacı üçüncü kişi, seranın bulunduğu taşınmazı kiralayıp hacze konu sera demirlerini satın almışsa da, yine tanık beyanları ve dosya içeriğine göre anılan kira ve satış sözleşmesinin muvazaalı olmadığı, davacı üçüncü kişinin kira ve satış tarihlerinde fiilen, sera işletmecisi olarak faaliyet gösterdiği; haciz sırasında davalı borçlunun malik veya kiracılık sıfatı bulunmamasına rağmen, haciz mahallinde hazır bulunması ve yenileme emrini de icra dairesine gidip tebellüğ etmesi, sonra da tüm yasal sürelerden feragat ettiğini beyan etmesi, normal bir davranış olmayıp, bu haller hayatın olağan akışına da aykırı olup, borçlu tarafından sergilenen bu tutumun ve yaptığı işlemlerin muvazaalı olduğunun kabulü ile üçüncü kişinin açtığı istihkak davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği-
İstihkak davalarının asıl icra takibinin yapıldığı yer mahkemesi ile davalının yerleşim yeri mahkemelerinde açılmasının mümkün olduğu, HMK’nun 7/1. maddesi gereğince, davalının birden fazla olması halinde davanın, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği, aksi halde yetki itirazında bulunulmuşsa HMK’nun 19, 331. maddeleri uyarınca yetkisizlik kararı verilmesi gerekeceği-
Borcun doğumundan evvel borçlu şirketin haciz yapılan adresten ayrıldığı, borcun doğumundan yaklaşık 2 yıl öncede borçlu şirketin ortaklarının şirketteki paylarını devrettikleri, borçlu şirket kurucusu ile 3. kişi şirketin kurucu ve ortaklarının akraba olduklarının kanıtlanamadığı, haciz mahallinde borçlu şirket ortak ve yetkilileri ile borçlu şirkete ait herhangi bir evrakın bulunamadığı, borçlu şirket ile 3. kişi şirket arasında örtülü işyeri devri yapıldığının belirlenemediği dikkate alındığında davalı 3. kişi şirket ile borçlu şirket arasında organik bağın kanıtlanamadığının kabulü gerekeceği, bu nedenle İİK’nun 97/a maddesindeki mülkiyet karinesi davalı 3.kişi şirket yararına olup bu yasal karinenin aksi davacı alacaklı tarafından kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilmediğinden davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-