Mahkemece verilen kararın eksik araştırma ve incelemeye dayandığı, özellikle davacı müteveffanın hastalığının durumunu bildirir sağlık raporları olmak üzere tedaviye ilişkin bütün belgeler getirtildikten sonra öncelikle Sağlık Bakanlığınca ruhsatlandırılan ilacın 10.07.2025 tarihinde yapılan değişiklikle ödeme kapsamına alındığı ve Tebliğ eki olan bedeli ödenecek ilaçlar listesine dâhil edildiği anlaşıldığından davacı müteveffanın ilaç bedelinin ödenmesi için yaptığı başvurunun davalı Kurumca ilacın ödeme kapsamında olmaması nedeniyle reddedildiği de gözetilerek tedaviye ilişkin belgelerden hastanın kanser türü ve evresi belirlenmek suretiyle davacı müteveffanın tedavisinde kullanılan dava konusu ilacın SUT'da belirtilen kullanım şartlarını haiz olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği- Dava konusu ilacın SUT'da belirtilen kullanım şartlarını haiz olmadığının veya davacı tarafından ilacın kullanımının SUT kapsamına alınma tarihi öncesi olduğunun anlaşılması hâlinde, Kurum tarafından bedeli ödenen ilaçların hastanın hayatını idame etmesine yönelik asgari düzeyde tedaviyi karşılayıp karşılamadığını, ilaca ilişkin faz çalışmalarının tamamlanıp tamamlanmadığını, hastalığın tedavisinde hayati önemi haiz ve zorunlu olup olmadığını, dolayısıyla ilacın kullanılmasının tıbben ve fennen sigortalının iyileşmesine katkıda bulunup bulunmayacağını, en önemlisi dava konusu ilacın sürekli olarak daha etkin ve daha yararlı olduğunu tıbbi yöntemlerle belirleyen üniversitelerin tıbbi onkoloji bilim dalından en az 3 kişilik bilirkişi kurulundan rapor alınmaSI ve karar verilirken dava konusu ilacın mevcut tedavi yöntemlerine göre yan etkilerinin az olması, kısa süreli fayda sağlaması, hastanın mevcut durumunun kontrol altında tutulması, yaşam kalitesinin artırılması gibi faydasının bulunması hâlinde davalı Kurumun kendisine tanınan yasal sınırlar içerisinde her zaman ilaçları SUT kapsamına alabileceği, ayrıca dava konusu ilacın yargı yoluyla ödenebilmesi için ilacın faz çalışmalarının tamamlanması, hayati önemi haiz, kullanılmasının tıbben ve fennen zorunlu olup kısa süreli etkinliğin ötesinde sürekli etkin ve yararlı olması, tıbbi otoritelerce kabul görmesi ve Kurumun kabul edilebilir itiraz ve çekincelerinin bulunmaması hâlinde mümkün olduğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- "Sosyal hukuk devletinin insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde insan onuruna uygun yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, sosyal güvenlik hakkını yaşama geçirebilen devlet olduğu, somut olayda tedaviyi uygulayan hekim tarafından davacıya doğru teşhis konularak dava konusu ilacın dozu ve uygulanma süresi belirlenerek reçete edildiği, davacının ilacı kullanmasıyla yaşama süresinin uzamasının yaşama ve sosyal güvenlik hakkı kapsamında olduğu, Anayasa hükümlerine aykırı olarak bu hakların sınırlandırılamayacağı, uyuşmazlığa ilişkin hastalığın teşhisi ve tedavisi için görevli kılınan hekimin akıllı ilaç kullanımı ilkelerine uygun olarak davacının tedavisinde dozu ve uygulama süresini belirleyerek dava konusu ilacı uygulamasının yeterli olduğu anlaşıldığından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği" ve "İlaç bedelinin Kurumca karşılanması yönünden öngörülen hastanın sağlığına kavuşması ve hastalığın iyileşmesi koşulunun hastalığın mahiyeti dikkate alındığında katı bir yaklaşım olduğu, bu nedenle davaya konu ilacın davacının hastalığının ilerlemesine engel olup olmadığı veya gerilemesini sağlayıp sağlamadığı, yaşam kalitesini artırıp artırmadığı, yaşam süresinin uzamasına katkıda bulunup bulunmadığı konusunda sağlık kurulu raporu alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği" şeklindeki karşı görüşlerin HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacının 506 s. K. (5510 s. K. m. 4/1-a) kapsamında sigortalı iken 06.08.2018 tarihinde vefat eden eşinden dolayı aldığı ölüm aylığının yanında ayrıca 1479 s. K. kapsamında sigortalıyken 16.12.1999 tarihinde vefat eden babasından dolayı da ölüm aylığı alıp alamayacağı- Sigortalıya ilişkin koşulların sigortalının ölüm tarihinde; hak sahibine ilişkin koşulların ise hak sahipliği sıfatının kazanıldığı tarihte yürürlükte olan mevzuat kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacının eşinin 01.10.2008 tarihinden sonra vefat ettiği, babasından dolayı ölüm aylığı alma açısından hakkı doğuran olayın eşin vefatı olduğu ve babasından dolayı hak sahibi sıfatını eşinin ölümü ile kazandığı, bu nedenle eşinin ölüm tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 5510 s. K. m. 34 uyarınca davacıya hem eşinden hem de babasından dolayı ayrı ayrı ölüm aylığı bağlanması mümkün olmayıp davacının çift aylığa hak kazanmasına olanak bulunmadığı- "Davacının babasının 01.10.2008 tarihinden önce vefat ettiği, 5510 s. K. geçici 1. maddesine göre ölüm aylığının 1479 s. Kanun hükmüne göre bağlanacağı, babadan dolayı bağlanan aylığın 5510 s. Kanun kapsamında bağlanan aylık olmadığı, 5510 s. K m. 54'te “Bu kanuna” göre bağlanacak aylıktan bahsedildiği için 5510 s. Kanun’un uygulanmayacağı, 5510 s. Kanun’un 54. maddesinin somut olayda uygulanabilmesi için hak sahibi sıfatı ile ölüm aylığı talep edilebilecek her iki sigortalının ölüm tarihinin de 01.10.2008 tarihinden sonra olması gerektiği, hak sahipliği sıfatının babanın ölümü ile kazanıldığı ancak ölüm aylığı bağlanmasına ilişkin şartların eşin ölümü ile tamamlandığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Somut olay değerlendirildiğinde 01.09.2003 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanan davacının 01.09.2003-30.10.2010 tarihleri arasındaki sosyal güvenlik destek primine tabi hizmetlerinin tespiti talebi yönünden dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğu-
Davacının İş-Kur görevlendirmesi üzerine İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ile imzaladığı belirli süreli hizmet sözleşmesi kapsamında 3,5 ay süre ile Anadolu Sağlık Meslek Lisesinde okul ve çevresinin temizliği işini yaptığı, sonrasında yine İş-Kur bünyesinde toplum yararına çalışma projesi kapsamında 2,5 ay süreli okul ve çevre temizliği işi için yeni bir belirli süreli hizmet sözleşmesi ile görevlendirilmesinin İlköğretim Okuluna yapıldığı ancak rahatsızlığı sebebiyle görevlendirilmesinin sona erdirilmesini talep etmesi üzerine yerine başkasının görevlendirildiği- Tanık beyanlarına göre davacının Anadolu Sağlık Meslek Lisesindeki çalışmasının sona ermesinden sonra okulda görevli öğretmen ve çalışanlara köy ürünleri ve kendi evinde yapıp getirdiği yemekleri satarak kazanç sağladığı, okulun hizmetlilerinden gelen şikayet üzerine yemek yenilen alanların ve yemek artıklarının temizlemesi hususunda davacının personel görev dağılım çizelgesinde adına yer verildiği- Davacının yaptığı bu işler sırasında okula gelen damacana suları almasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, ayrıca okul müdürlüğünce tutulduğu belirtilen defterde "okulun temizliği" şeklinde ifadelerle yapılan ödemelerin hizmet sözleşmesi gereği ödenen ücret olarak kabulüne olanak bulunmadığı ve bu hâli ile davacının kendi nam ve hesabına bağımsız çalıştığı, hizmet sözleşmesinin unsurlarının somut olayda oluşmadığı ve davanın reddi gerektiği- "Davacının Anadolu Sağlık Meslek Lisesinde iş sözleşmesine bağlı çalışmasının sona ermesinden sonra da aynı şekilde çalışmaya devam ettiği, işyerinde öğretmenlere yemek getirip satmasının aradaki iş ilişkisinin niteliğini değiştirmediği, dosyadaki tanık anlatımları, yardımcı personel listesinde davacının adının bulunması, görev dağılım çizelgesinde görevinin belirlenmesi, ziyaretçi defterinde bir çok yerde davacının adının yanında temizlik görevlisi açıklamasının bulunması dikkate alındığında davacının hizmet sözleşmesi kapsamında çalıştığının sabit olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Davacının dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine dava dışı anonim şirkette muris babasının hisselerinden kaynaklı ortak olduğu ve 10.06.1989 tarihinde yapılan olağan genel kurulda yönetim kurulu üyeliğine seçildiği, uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacağına ilişkin düzenlemenin yanı sıra kurucu ortağın veya yönetim kurulu üyesi olan ortağın vefatı hâlinde ortaklık paylarının mirasçılara geçeceği ancak kuruculuk veya yönetim kurulu üyeliği gibi sıfatların mirasçılara geçmeyeceği, anonim şirketin kuruluşunun tamamlanmasıyla kuruluş işlemlerinin sona erdiği, bu hâli ile kurucu sıfatının kuruluş işlemlerinin sona ermesinden sonra kazanılamayacağı da gözetilmek suretiyle 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinin “g” bendi kapsamında sigortalılığın varlığı için zorunlu ve aslî unsur olan anonim şirket kurucu ortaklığı veya yönetim kurulu üyesi olma şartlarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği- "Dava dışı anonim şirketin kurucu ortağı ve yönetim kurulu üyesi olan davacının babasının 25.01.1986 tarihinde vefatı üzerine davacının mirasçı olarak muris babasının kurucu ortak olmasından kaynaklanan haklardan yararlanacağı, bu nedenle 1479 sayılı Kanun'un 24. maddesinde yer alan anonim şirketin kurucu ortakları ile yönetim kurulu üyesi olan ortaklarının Bağ-Kur sigortalısı sayılacağına ilişkin düzenleme gereği davacının babasının ölüm tarihi itibariyle kuruculuk vasfının ve hakların kanuni halefiyet esası ile geçmesi karşısında 1479 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olma koşullarını sağladığı ancak Mahkemece babasının ölüm tarihi olan 25.01.1986 yerine 18 yaşını tamamlandığı ve henüz kurucu ortaklıktan gelen hakları devralmadığı 07.12.1985 tarihinden itibaren sigortalı sayılmasının hatalı olduğu, direnme kararının bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerektiği" ileri sürülmüşse de bu görüşün Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Hizmet ve prime esas kazancın tespitine ilişkin davada; davacının işyerindeki konumu gereği sigortalılık işlemlerinin gerçekleştirilmediğinden çalışma süresi boyunca haberdar olmadığını iddia etmesinin hayatın olağan akışına ve genel müdürlük sıfatına uygun olmadığı- Şirket ortaklarının aldığı kararla şirketi temsil ve ilzam konusunda yetkili kılınan davacıya ayrıca vekâletname verilmesinin gerekmediği, davacının 01.01.2004 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı aldığı, farklı işyerlerinden ve davalı şirkete ait işyerinden kısmen sosyal güvenlik destek primine tabi sigortalılık bildirimi yapıldığı gözetildiğinde sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmaya yönelik talepte bulunmasında hukuki yararının olmadığı- İş (hizmet) ilişkisinin unsurları arasında yer alan bağımlılık unsurunun gerçekleşmediği, davacının patron konumunda çalıştığını, işverenden aldığı bir emir ve talimatın bulunmadığını, çalışanlara emir ve talimatların davacı tarafından verildiğini beyan etmeleri karşısında davacının otel işyerinde vekâlet sözleşmesi kapsamında çalıştığı ve iş (hizmet) sözleşmesinin varlığının ortaya konulamadığından davanın reddi gerektiği-
Yargıtayın asıl görevinin, hukukun ülke içinde ahenkli bir şekilde uygulanmasını sağlamak olduğu- Yargıtayın kuruluş ve mevcudiyet sebebi olan bu önemli görevi dolayısıyla bütün mahkeme kararlarını hukukun uygulanması bakımından kontrol edebileceğini ve bu kontrol yetkisinin de mutlak olduğu- Esastan temyiz incelemesi yapılabilecek ve denetlenebilir nitelikte bir karar bulunmadığından kararın usulden bozulacağı ve bu nedenle Özel Dairenin birinci bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usuli kazanılmış hak doğduğundan söz etmenin mümkün olmadığı- Hizmet tespit davalarının, kamu düzeninden ve resen araştırma ilkesine tabi davalardan olduğu gözetilerek kesintisiz çalışmaya karar verilen dönemler yönünden kendi dönemleri de belirtilmek suretiyle sürekli çalışan bordro tanıkları tespit edilerek beyanlarına başvurulması, bu beyanlar kapsamında davacının bu süre zarfında ara vermeksizin sürekli çalışıp çalışmadığı, ne iş yaptığı, hangi bölümde çalıştığının tereddütsüz bir şekilde ortaya konulması, öte yandan davacının bildirim yapılan dönemlerde eksik bildirilen günlerin hangi nedenle eksik bildirildiğinin, buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesi Kurumdan istenilmesi gerektiği-
Kurumca, farklı sosyal güvenlik kanunlarına tabi sigortalılık süreleri intibak ettirilmesi ve buna göre intibak farkından doğan prim borcu tahakkuku işleminin yapılması gerektiği- 01.03.2011 tarihi öncesinde geçen 2926 sayılı Kanun kapsamındaki sigortalılığın davacının aylığında dikkate alınması, 01.03.2011 tarihi itibari ile yeniden sigortalılığın başlatıldığı aşamada, önceki sigortalılık süresinin dikkate alınarak, intibakının yapılması ile 01.03.2011 tarihi itibari ile davacının tüm sigortalılık süresine göre, prime esas kazancının belirlenmesi, ödemesi gereken prim borcunun Kurumdan sorularak tespit edilmesi, devamında ise 2011-2014 tarihleri arasında kalan dönem bakımından, davacıdan bu belirlemeye göre alınması gereken yapılandırma ve fark prim borcu, yine davalı Kurumdan sorulmak suretiyle tespit edilmesi ve bu tutarın davacıya ödettirilmesinden sonra ödemeyi takip eden aybaşından itibaren aylığının yükseltilmesi sağlanmalı ve buna göre bir karar verilmesi gerektiği- Davacı hakkında intibak yapılması ile 99 basamağının bulunması aşamasında 2926 yerine 1479 sayılı Kanun kapsamındaki basamakların tespit edilerek, A1 aylığının tespitinin usul ve kanuna aykırı olup bozma nedeni olduğu-
Uyuşmazlık, İşveren Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesine dayalı alacak istemine ilişkindir...
Davacının iptal edilen uyuşmazlık konusu çalışmalarının gerçek ve fiili olup olmadığının tespiti amacıyla mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm vermeye yeterli olup olmadığı- Davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri gerekirse davacının beyanı da alınmak suretiyle tespit edilmeli, davacının uyuşmazlık dönemi kapsayan adres kayıt bilgileri temin edilerek ....'nun Kurum raporundaki beyanı ile mahkemede alınan beyanı arasındaki çelişkiler giderilmeli, komşu işyeri tanığı olarak beyanı alınan kişilere ait işyeri kayıt ve belgeleri de celbedilmek suretiyle bu kişilerin beyanları denetlenmeli, tanık beyanları arasında çelişki oluşması hâlinde bu çelişkiler giderilerek bu kapsamda yapılacak araştırma ile davacının çalışmasının gerçekliği ve fiili olup olmadığı hususu tespit edilip sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
