.................... Tapu müdürlüğünce düzenlenen resmi satış senedinde, davacının devrettiği taşınmaz hisse karşılığı olarak 770.000,00 TL satış bedelinin de davacıya ödediğinin belirtildiği, bu senedin gerek taraflar gerekse resmi memur tarafından imzalanarak onaylandığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) 189/3, 200, 201, 203 üncü maddelerinde belirtilen ispat kuralları gereği, davacı tarafın resmi nitelikteki resmi satış senedinin aksine, satış bedelinin kendilerine ödenmediği iddiasın yine kesin delille ispat etmesi gerektiği, bu durumda ispat yükünün davacıda olduğu, davacı tarafça kesin bir delil bildirmediği, tanık dinletilmesine davalı tarafça muvafakat gösterilmediği ve dava dilekçesinde yemin deliline açıkça dayanılmadığı gerekçesi ile ispat olunamayan davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Ödünç ilişkisine dayalı menfi tespit istemine ilişkin davada, taraflar arasında borç alındığı hususunun kabul beyanı ve ibraz edilen belge kapsamı ile sabit olduğu, akrabalar arasındaki ödeme iddiasının 'senet ile ispat zorunluluğu' kapsamında kalmadığı ve yazılı belge ile kanıtlaması gerektiği- Kötü niyet tazminatına hükmedilmesi için sadece menfi tespit davasının reddine karar verilmesinin yeterli olmayıp ayrıca davalının kötü niyetli olduğununun ispatı gerektiği-
Davalı vekilin, hesap verme ve bu bağlamda aldığı şeyleri iade etme borcunu yerine getirdiği yönündeki savunmasını ispat edip etmediği- Vekâleten satılan taşınmazların bedelinin vekil edene ödendiğine ilişkin ispat yükü davalı vekilde olduğundan ve tanık ifadesinde "Yaklaşık 1.800.000 dolar ile 2.000.000 dolar tutarındaki bir parayı H....'dan alıp .. ..'ye teslim ettiğimi sanıyorum" şeklinde beyanda bulunduğundan anılan bedel kadar ödeme yapıldığının kabulü gerektiği- Mahkemece, öncelikle davalı vekilin delil olarak dayandığı, vekil edene ait 1999-2009 yıllarına ilişkin gelir beyannamelerinin getirtilmesi ve murisin sağlığında vekâlete dayalı olarak satışı yapılan taşınmaz hisselerinin satış tarihlerindeki rayiç değerlerinin bilirkişi aracılığıyla tereddüte yer verilmeksizin tek tek tespit edilmesi, satılan taşınmaz hisselerinin bedelleriyle ilgili gelir beyannameleri içeriğinde bilgi varsa bu bedellerden, yoksa bilirkişi raporunda belirlenen rayiç değerlerden tanık beyanında belirtilen meblağın mahsubu ile varsa kalan bedel yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Vekil eden ile vekilin kardeş olmaları, paydaş oldukları taşınmazların satılması ve payına düşenin ödenmesi konusunda vekil edenin vefatına kadar on yıl süren ilişkide herhangi bir niza çıkmamış olması nedeniyle mirasçıların açtığı davanın reddine ilişkin direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile mahkemece öncelikle 1999-2009 yıllarına ilişkin vekil edenin gelir beyannamelerinin getirtilmesi, bu beyannamelerde taşınmaz satışlarından elde edilen gelirden bahsediliyor ise; her yıl ayrı ayrı değerlendirilerek anılan yıllara ilişkin vekilin ödeme borcunun yerine getirildiğine ilişkin karinenin varlığı nedeniyle aksinin ispatının davacılara yüklenmesi gerektiği, beyanname bulunmayan yıllar ile murisin 31.03.2009 tarihinde vefat etmiş olması karşısında, 2009 yılı içerisinde vefata kadar 24.02.2009, 26.03.2009, 30.03.2009 tarihlerindeki, fiili ve hukuki olarak beyanname verme imkânı bulunmayan, üç satış yönünden ise; ispat yükünün davalı vekilde kaldığı benimsenenerek, tanık beyanı ödemeye ilişkin açık ve net ifadeler içermediğinden dosya kapsamı itibarıyla ödemenin ispat edilemediğinin kabulü ile yalnızca anılan yıllarda yapılan satışlar değerlendirmeye alınarak taşınmazların satış tarihlerindeki rayiç bedellerinin tespiti ile vekilden tahsili cihetine gidilmesi, dolayısıyla kararın değişik gerekçe ile bozulması gerektiği" görüşünün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasında dosya kapsamı itibarıyla hile olgusunun ispatlanıp ispatlanmadığı, burada varılacak sonuca göre davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olup olmadığı- Davacı hile ile iradesinin sakatlandığı iddiasını ispat yükü altında olduğundan "davalının taşınmazın kendisine devredilmesini gerektiren gerçek ve kabul edilebilir bir başka sebebin varlığı ispatlayamadığı" şeklindeki ispat yükünü hatalı şekilde ters çeviren gerekçede isabet bulunmadığı- Davacı ilk olarak zaten aralarındaki yakınlık nedeniyle küçük bir dükkânı davalıya hibe edeceğini, bu vesileyle kredinin teminatı olarak kullanılması imkânı da doğacağından 70 m2 bir dükkânı davalıya devretmek istediğini ancak davalının bankanın kredi için bu taşınmazın yeterli olmayacağını söyleyerek kendisini daha büyük bir dükkânı devretmeye ikna ettiği iddiasına dayanmakta olup dinlenen tanıkların taraflar arasında ihtilaf doğduktan sonraki sürece dair ve duyuma dayalı ifadelerde bulundukları, davalının bankanın kredi başvurusunu reddettiğinden bahisle karşı tarafın iradesini sakatlayarak onu ikna ettiğine dair bilgi ve görgü aktarmadıkları gözetildiğinde tanık beyanlarının tek başına bu iddiayı ispata elverişli olmadığı- Davacının aynı taşınmazda pek çok dükkânın sahibi olduğu, bazılarını satarak devrettiği, dolayısıyla taşınmazların rayiç değerinin ne olduğunu ve 70.000,00TL tutarındaki bir kredi için ne değerde bir taşınmazın teminat gösterilmesi gerektiğini bilebilecek konumda olduğu- Davacı davalının satış için hiçbir bedel ödemediğini ve kredi işlemlerini müteakip dava konusu taşınmazı iade edeceği konusunda kendisini hile ile kandırdığını ileri sürmüşse de davalının, davacıya ait inşaata gerek emek ve mesai sarf ederek gerekse maddi külfetlerin bir kısmını bizzat üstlenerek destek olduğu hususunun davacı tanıkları da dâhil olmak üzere dinlenen tanıklar tarafından doğrulanmış olduğu- Davacı, davalının sonradan bu taşınmazı kendisine iade edip zaten bağışladığı daha küçük bir dükkânı üzerine alacağını söyleyerek kandırıldığını ileri sürmesine rağmen, bu durumu öğrendiğini kabul ettiği andan sonra davalı ile bir araya gelmiş ve dava konusu taşınmazın davalıya ait olduğunu tanıklar huzurunda tekrar beyan etmiş ve keşif sırasında da tespit olunduğu üzere bu yer düğün salonunun bir parçası gibi kullanılacağından buna dair kullanımın ne şekilde yapılacağına dair bir anlaşmaya imza atmış olup davacı bu sözleşmeyi kendi rızası ile şahitler huzurunda imzaladığı sabit olduğuna göre, hile ile elinden alındığını ileri sürülen bir mal için kişinin böyle bir sözleşme yapmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı- "Davacının nakit ihtiyacı nedeniyle bankadan kredi temini için 73 m2 yüzölçümlü (164.250,00 TL) dükkânı devretmek istediği ancak davalının hileli hareketleri sonucu dava konusu 300 m2 lik dükkânı (750.000,00 TL) davalıya temlik ettiği, davalının 9 nolu dükkânın tamamına malik olmasına rağmen 10.10.2013 tarihli sözleşmeyle davacı ile taşınmazı ortak kullanmayı kabul etmesi, ... sayılı dosyasında verdiği cevap dilekçesinde taşınmazın yarı payını işleri karşılığında aldığını beyan etmesi, o dosyada dinlenilen davalı tanığının da taşınmazın davalıya kredi çekmesi için verildiğini söylemesi, yine bit tanığın tartışmanın küçük dükkân yerine büyüğünün devredilmesinden kaynaklandığına ve davalı sanığın fazlayı iade edeceğini söylediğine dair ifadesi, çekilen kredinin miktarı göz önünde bulundurulduğunda davanın kabulü gerektiği" görüşü, "davalının inşaattaki emek ve mesaisi karşılığında taşınmazın yarısının kendisine devredileceğine dair ...sayılı dosyadaki beyanı gözetildiğinde mahkemenin davacı iddiasını kısmen kabul etmesi ve direnme kararının bu değişik gerekçeyle bozulması gerektiği" görüşü ve "taraflar arasındaki uyuşmazlığın dava dilekçesindeki anlatıma göre inançlı işlem hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, davacı sonradan iade edileceği yönündeki inançlı işlem ilişkisine dair ispata yeterli delil sunamamışsa da davalının... dava dosyasında inşaattaki çalışmaları karşılığında bir dükkânın yarısının kendisine devredileceğini beyan ettiği, bu beyanın taşınmazın yarısı için inançlı işlemin ikrarı mahiyetinde olduğu gözetilerek karar verilmesi için direnme kararının farklı değişik gerekçe ile bozulması gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Uyuşmazlık; dosyadaki mevcut delil durumu itibariyle dava konusu taşınmazların davalıya devrinde davacı ve müteveffa kardeşinin aldatma yoluyla iradelerinin sakatlandığı ve bu suretle aynı devre dair aşırı yararlanma iddialarının ispatlanıp ispatlanamadığı noktasında toplanmaktadır..
Tapu iptal ve tescil davalarının taşınmazın kayıt maliki aleyhine açılmasının zorunlu olduğu, nitekim, eldeki davanın kayıt maliki olan davalı aleyhine açıldığı - Ancak, davanın niteliği gereği taşınmazın son maliki bakımından iddianın incelenebilmesi için, muvazaalı devrin tarafı olduğu ileri sürülen dava dışı arsa sahipleri ve davalı arasındaki hukuki ilişkinin muvazaaya dayalı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerektiği, TBK’nın 19. maddesine göre açılan davalarda son malike kadar devam eden işlemlerdeki tarafların tümünün davada taraf olması ve bu şahısların tümünün muvazaalı işlem yaptıklarının ispatlanmasının gerektiği - Hal böyle olunca, çekişme konusu taşınmazın muvazaalı olarak devredildiği ileri sürülen dava dışı arsa sahipleri ile....'ın davada usulüne uygun şekilde yer almasının sağlanması, ondan sonra davalı ve bu kişiler arasındaki temlikin muvazaaya dayalı olup olmadığının bu yönde ibraz edilen ve edilecek deliller değerlendirilerek açıklığa kavuşturulması, varılacak sonuç çerçevesinde karar verilmesi gerektiği - Birleşen dosyada ise davacı kooperatif ile davalı arsa sahipleri arasındaki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin tapuya şerh verilmediği, dolayısıyla davacının ayni hakkı bulunmayıp, sözleşme gereği şahsi hakkı bulunduğu - Şahsi hakkın ayni hakka karşı üstün tutulmasının mümkün olmadığı, kaldı ki davacı kooperatifin davaya konu C Bloktaki inşaatı tamamlama oranının %35 olduğu, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşme gereği davacının, davalı arsa sahibinden bu aşamada kendi üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmemesi sebebiyle sözleşmeden kaynaklanan edimleri yerine getirmesini talep etmesinin mümkün olmadığı-
Uyuşmazlık; davalı elektrik dağıtım şirketinin talebi ile aynı bölgedeki pek çok taşınmaz üzerinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesi çerçevesinde şerh oluşturulduğu anlaşılan olayda her bir malikin taşınmazları üzerindeki şerhin kaldırılmasını ayrı ayrı açılan davalar ile talep etmesinin AAÜT’nin 22 nci maddesi anlamında seri dava olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır..
Uyuşmazlık; davalı elektrik dağıtım şirketinin talebi ile aynı bölgedeki pek çok taşınmaz üzerinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesi çerçevesinde şerh oluşturulduğu anlaşılan olayda her bir malikin taşınmazları üzerindeki şerhin kaldırılmasını ayrı ayrı açılan davalar ile talep etmesinin AAÜT’nin 22 nci maddesi anlamında seri dava olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır..
Uyuşmazlık; davalı elektrik dağıtım şirketinin talebi ile aynı bölgedeki pek çok taşınmaz üzerinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesi çerçevesinde şerh oluşturulduğu anlaşılan olayda her bir malikin taşınmazları üzerindeki şerhin kaldırılmasını ayrı ayrı açılan davalar ile talep etmesinin AAÜT’nin 22 nci maddesi anlamında seri dava olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır..
Uyuşmazlık; davalı elektrik dağıtım şirketinin talebi ile aynı bölgedeki pek çok taşınmaz üzerinde 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 31/b maddesi çerçevesinde şerh oluşturulduğu anlaşılan olayda her bir malikin taşınmazları üzerindeki şerhin kaldırılmasını ayrı ayrı açılan davalar ile talep etmesinin AAÜT’nin 22 nci maddesi anlamında seri dava olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır..