Davacının, kendisinin taraf olmadığı bono ve icra takibine ilişkin olarak menfi tespit davası açmasında aktif dava ehliyetinin bulunmadığı değerlendirilmeden ve davacının hukuki yararının olmadığından söz edilerek, 6100 s. HMK’nun 353/1-b-2 maddesi gereğince; sonucu itibariyle doğru olan, anılan kararın gerekçesinin "davacının taraf olmadığı bono ve icra takibine dayalı olarak menfi tespit davası açmasında aktif dava ehiyetinin bulunmadığı" şeklinde düzeltilerek, davanın HMK’nın 114/d ve 115. maddeleri uyarınca, usulden reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya uygun olduğu-
Menfi tespit davasının itirazın iptâli davasından sonra açılması halinde, itirazın iptâli davasında borçlunun borçlu bulunup bulunmadığı zorunlu olarak inceleneceğinden, bu halde borçlunun menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı kabul edilmekle birlikte, menfi tespit davası icra takibinden önce ya da sonra açılmış olsa dahi, icra takibine yapılan itiraz üzerine duran takibe devam edilebilmesi ve alacaklının cebri icra işlemlerini sürdürebilmesi için itirazın iptâli ya da alacak davası açmasının zorunlu olduğunu, bu durumun derdestlik oluşturmayacağı gibi menfi tespit davası sonucunda borçlunun davasının reddine karar verilmiş olması alacağın cebri icra işlemlerine devam etmesine olanak sağlamayacağından alacaklının menfi tespit davasından sonra dahi olsa itirazın iptâli ile alacak davası açmakta hukuki yararı bulunduğu-
Para alacağı ile para alacağına ilişkin olmayan taleplerin birlikte ileri sürülmesi halinde uyuşmazlığın çözümünün arabulucuya tabi olmadığı-
Kefil hakkında açılan icra takibine konu icra emri iptal edilmiş olsa da, kefilin menfi tespit davasını açmakta hukuki yararının olduğunu-
Mahkemelerin görevi kamu düzenine ilişkin olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114 ve 115. maddesi gereği dava şartlarından olduğundan yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerekeceği- Dava açıkça muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, TBK.19. (BK.18) maddesinden kaynaklanmakta olduğu, bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gözetilmeksizin aile mahkemesi sıfatıyla uyuşmazlığın esastan incelenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davacının temyize konu davasını, daha önce Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu ettiği 7.000,00 TL beden gücü kaybına dayalı yeniden tazminat isteminde bulunduğu, davacının bu talebinin Asliye Hukuk Mahkemesinin 01/12/2014 tarihinde onanarak kesinleşen kararıyla zımnen reddedildiği anlaşıldığından davanın kesin hüküm nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Dava tarihi itibariyle muvazaa nedeniyle tapu iptal ve tescil talebinde bulunmada hukuki yararı olan davacı lehine, yargılama sırasında kesinleşen boşanma davasının sonucuna göre mali haklara hükmedildiği anlaşıldığından, davacının davalı eşinden herhangi bir alacağının bulunmadığı, böylece davacının hukuki yararının ortadan kalktığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği- Doğrudan mülkiyet hakkını ilgilendiren eldeki elatmanın önlenmesi istemli davada dava hakkının, mutlak olarak mülkiyet hakkı sahibine ait olduğu- Dava tarihi itibariyle davaya konu taşınmaz davacı adına kayıtlı olduğuna ve birleşen davadaki muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil talebine ilişkin hukuki yarar ortadan kalktığına göre, asıl davadaki elatmanın önlenmesi talebinin kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Hakem kararının iptali istemi- Kanunda aksine bir düzenleme getirilmediği takdirde, yeni usul hükümlerinin tamamlanmış usul işlemlerine bir etkisi olmayacağı, önceki kanuna göre yapılmış ve tamamlanmış olan işlemler geçerliğini koruyacağı, buna karşın, tamamlanmamış usul işlemleri yeni kanun hükümlerine göre yapılacağı- 15/03/2018 tarihli 7101 s. K. ile 5235 s. K.'da yapılan değişiklikle Bölge Adliye Mahkemeleri, "hakem kararlarının iptali" davalarına ilk derece mahkemesi olarak bakacağından mahkemece Bölge Adliye Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle HMK. mad. 114/c ve 115/2 uyarınca mahkemenin görevine ilişkin dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Asli müdahale davası ile eldeki davanın konusu, sebebi ve taraflarının aynı olduğu, işbu davanın açıldığı tarihte asli müdahale davasının derdest olduğu ve henüz kesinleşmediği, derdestlik dava şartı olup yargılamanın her aşamasında resen göz önünde tutulması gerektiği, derdestlik nedeniyle davanın usulden reddi gerektiği-
Davacıya noksan dava harcının ikmali için süre verilmeden, mahkemece yazılı gerekçelerle davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-