Bedensel zararlardan kaynaklanan tazminat davalarında zamanaşımı süresinin hangi tarihte işlemeye başlayacağı konusunda içtihatların birleştirilmesine gidilmiş ancak Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 18.12.2023 tarihli ve 343 sayılı kararı ile her somut olayın niteliği ve olaya konu kazaya/zarara ilişkin düzenlenen tıbbi belgelerin özelliklerinin dikkate alınarak zamanaşımı başlangıç süresinin belirlendiği, bu belirlemeler yapılırken de bedensel zararın niteliği, illiyet bağı bulunmak koşuluyla değişim ve gelişim gösterip göstermediği, maluliyetin kesinleşip kesinleşmediği gibi hususların sonuca ulaşmada etkili olduğu, bedensel zararlarda zamanaşımı süresinin başlangıcı noktasında somut olayın niteliği ve zararın özelliğine göre değil de kişinin mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacak ve her bir olay için aynı yönde geçerli olacak şekilde soyut ve genel bir kural içeren bir karar alınamayacağı, esasen bu tür uyuşmazlıklarda uyuşmazlığın niteliğine göre zararın baştan belirlenemediği ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde etkin hukuki korunmanın sağlaması amacıyla belirsiz alacak davasına  konu edildiği ve bu düzenlemenin doğru, etkin ve yerinde uygulanılması durumunda ayrı bir düzenlemeye de gerek duyulmayacağı- Davacının 12.08.2005 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle maluliyet oranı ilk kez Kurum tarafından 12.06.2011 tarihinde iş göremezlik derecesinin %38,2 olarak tespit edildiği, öte yandan davacı tarafından 14.06.2011 tarihinde iş kazasının ve iş göremezlik geliri bağlanması gerektiğinin tespiti istemiyle açılan davada Mahkemece davalı Kurum yönünden davanın hukuki yarar yokluğundan, davalı şirket yönünden husumet yokluğundan reddine dair verilen kararın taraflarca temyiz edilmeksizin 14.08.2014 tarihinde kesinleştiği gözetildiğinde zararın kapsamı yani zararlandırıcı olayın değil bedensel zararın niteliği ve unsurlarının öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmenin mümkün olmadığı-Zararın öğrenilmesinin onun kapsamının değil, varlığının öğrenilmesi anlamında olduğu, zararın varlığı, niteliği ve esaslı unsurları hakkında bir dava açmaya, o davayı ciddi ve objektif bir şekilde desteklemeye, gerekçelerini göstermeye elverişli yeterli hâl ve şartların öğrenilmesinin, zararın öğrenilmiş sayılması için yeterli olduğu, davacının zararı kaza tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği, bu nedenle davacının zararı kaza tarihinde öğrendiğinin kabulü gerektiği, 29.05.2019 tarihli ve 2017/8 Esas, 2019/3 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararında kısmi davada ıslah ile arttırılan miktarlar bakımından dava dilekçesindeki faiz talebine bağlı olarak faize hükmedileceğinin belirtildiği, bu içtihadı birleştirme kararının gerekçesinin yol gösterici olduğu, bu karara göre ıslah ek dava olmayıp dava dilekçesindeki miktarın düzeltilmesi mahiyetinde olduğu, bu nedenle zamanaşımının dava tarihinde ıslah ile arttırılan miktar için de kesildiğinin kabulü gerektiği, direnme kararının bu farklı değişik gerekçe ile doğru olduğu ileri sürülmüş ise de bu görüşlerin Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince öz kaynak koruma oranın altına düştüğü ilk tarihten davacıya yapılan geç bildirim tarihine kadar geçen dönem zararından davalının sorumlu olacağı hususundaki değerlendirmesi yerinde ise de davacıya öz kaynak bildiriminin yapıldığı tarih ile hisselerin satıldığı tarih arasındaki dönem için davacının yeni alım işlemi yapılmasına izin vermediği, davacının borcun ödenmesi konusunda bilgilendirildiği, buna rağmen davacının ısrarla hesaptaki hisselerin satışını kesinlikle istemediği ve borcunu ödeyeceği beyanları karşısında bu dönem için davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği dikkate alınmaksızın yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Davacının 03.08.2019 tarihinde kiralananı tahliye ettiği, davacı tarafından imzalanan 07.08.2019 tarihli belgede kiralanandaki eksiklikler sıralanarak, eksikliklerin 30.09.2019 tarihine kadar giderileceğinin belirtildiği, tüm dosya kapsamı ve özellikle 07.08.2019 tarihli tutanak nazara alındığında davacının kiralanandan iradesi dışında zorla tahliye edildiği hususu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Yapımı tamamlanan baraj ve HES projesi kapsamında oluşan zararın tazmini istemi- Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; bahse konu köprü, yol ve menfezlerin, HES santrali çalışmaları sırasında gölette su seviyesinin yükselmesinden kaynaklı su altında kaldığı ve akabinde heyelan meydana geldiği hususunun denetime elverişli şekilde belirlendiği-
Sözleşme konusu cihazın, teknik şartnamede belirtilen koşullarda tesliminin mümkün olmadığı, zira bu özelliklere sahip bir cihazın dünya çapında bulunmadığı, dolayısıyla konusu imkansız olan sözleşmenin kesin hükümsüz olduğu, davacının ticaret şirketi olduğu ve bu nedenle ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü altında olduğu, davalı idarenin ise uzmanlık gerektiren bir alanda kamu adına faaliyet yürüttüğü, bu yüzden taraflardan her ikisinin de sözleşmenin geçerliliğine etki edebilecek ve faaliyet alanlarını ilgilendiren hususlarda öngörü sahibi olmaları gerektiği- Bu itibarla, her ne kadar ortada kesin hükümsüz bir sözleşme olsa da tarafların sözleşme görüşmeleri kapsamında oluşan zarardan sorumluluklarının tespiti için yapılan değerlendirmede; sözleşmenin imzalanması ve teknik şartnamenin düzenlenmesi sırasında tarafların hava ve su soğutmalı cihazın üretiminin bulunup bulunmadığı hususunda gerekli özeni göstermediği, davalı idare tarafından sözleşme hükümlerine uygun davranılmadığı, davacının imkansızlığa rağmen bunu ileri sürmeyerek işe devam ettiği ve bilirkişi raporu ile birlikte tüm bu hususlar değerlendirildiğinde, tarafların eşit kusurlu olduklarına göre kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmesi gerektiği-
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin süresinde yer teslimi yapılmaması ve erken sonlandırılması sebebiyle mahrum kalınan kârın tazmini istemine ilişkindir...
Taraflar arasında yat imalatında kullanılacak izolasyon malzemesinin davalı tarafça tedarik edilerek davacıya teslim edilmesi konusunda iki ayrı sözleşme yapıldığı, sözleşmede kararlaştırılan götürü bedelin davacı alıcı tarafından davalıya ödendiği, ancak davalı tarafça davacıya sözleşme kapsamında teslim edilen ürünlerin bir kısmının eksik, bir kısmının ayıplı olup, bir kısmının da 6098 sayılı Kanun'un 112 nci maddesinde belirtildiği şekilde klas kuruluşlarınca kabulü mümkün olmayacak şekilde orijinal olmayan ürünler teslim edildiği, yani kötü ifanın söz konusu olduğu, gerek tespit dosyasında aldırılan bilirkişi raporu, gerekse keşfen düzenlenen bilirkişi raporunda belirttiği üzere ayıplı, kusurlu ve eksik malların ve orijinal olmayan malların parasal tutarının 31.000,00 euro olduğu anlaşılmakla, davacının sonuç olarak müspet zarar kapsamında bu tutarı ve 1.600,00 euro cezai şart alacağını davalıdan talep etmekte haklı olduğu, yine davacının 6098 sayılı Kanun'un 112 nci maddesi uyarınca orijinal olmayan ürünlerin yeniden tedariki için yapmış olduğu masraflar nedeniyle 10.000 euro tazminat talebinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 31.000,00 euronun temerrüt tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 1.600,00 euro cezai şart alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının euro cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, davacının fazlaya dair isteminin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Uyuşmazlık, tazminat istemine ilişkindir...
Uyuşmazlık; kira sözleşmesinde kararlaştırıldığı üzere, kiralananın Gurmemarket konseptinde işletilmemesinin ciro düşüklüğüne sebebiyet vermesinden kaynaklı oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir...
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil, bu mümkün görülmezse tazminat istemi- Satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı anda imkansızlıklar bulunmadığı, satış vaadi sözleşmesi borçlusu mirasçılarının taşınmazı dava dışı üçüncü kişiye sattıkları ve bu tarih itibariyle sözleşmenin ifa olanağının kalmadığı- Davacının resmi biçimde yapılan ve geçerli olan satış vaadi sözleşmesine göre ifanın imkansız hale geldiği gündeki taşınmazın rayiç değerini talep hakkının olduğu-