Bozma kararı kapsamında kesinleşmiş yönlere ilişkin olup kesinleşen yönlere dair yeniden bir karar verilmesi mümkün olmadığı-
İstinaf dilekçesinin reddi başlıklı 6100 sayılı Kanun'un 346 ncı maddesi'nde, miktar yönünden kesin karara istinaf dilekçesinin reddi kararının İlk Derece Mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu düzenlendiğinden, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanun'un 341 inci maddesi uyarınca usulden reddi kararının doğru olmadığı- Davada marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat talep edildiğinden, aleyhine karar verilen davalının tazminata ilişkin istinaf isteminin değerlendirilmesi bakımından, tecavüzün tespiti ile maddi tazminat istemi arasında bağlılık ilişkisi bulunduğu gözetilerek davalının tüm istinaf isteminin incelenmesi gerekeceği, dolayısıyla 6100 sayılı Kanun'un 346 ncı maddesi uyarınca dosyanın tekrar İlk Derece Mahkemesine gönderilmesi sonuca etkili olmayıp usul ekonomisine de aykırı olduğu ve zaten İlk Derce Mahkemesince istinaf incelemesi için gönderilmiş olduğundan davalının maddi tazminat istemi yönünden de istinaf yoluna başvuruda bulunabileceğine göre Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin istinaf başvurusunun da incelenmesi için dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesi gerekeceği-
İzinsiz çıkartılan maden bedelinin tahsili istemi-
Davalı şirket hakkında düzenlenen Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığının, .......... Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediğinin, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğunun, kâr ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğunun, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediğinin, kanun dışı yollardan para toplandığının belirtildiği, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında ............ Asliye Ceza Mahkemesinin ............ E. sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK'ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verildiği, ............ Ceza Dairesinin .............. tarihli ilamı ile onandığı, ............... Asliye Ceza Mahkemesinin ................. E. sayılı dosyasında SPK'dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açıldığı, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararlarının ............. Ceza Dairesinin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı, ayrıca usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiğinin anlaşıldığı, ................ Asliye Ceza Mahkemesinin ............ sayılı dosyasında ise davalı şirket yöneticileri hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan İsviçre Federal Soruşturma Hakimliğince yapılan ihbar üzerine kamu davası açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalı şirket yöneticilerinin İsviçre'de bulunan ................ Group A.G.'ye ait paraları davalı şirkete ve .............. Grubu şirketlerine aktardıklarından bahisle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan netice itibarıyla 5 yıl hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası verildiği, kararın temyiz edildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının .............. tarihli tebliğnamesine göre hükmün onanmasının talep edildiği ancak Yargıtay ............ Ceza Dairesinin sayılı bozma ilamı ile tüm sanıklar hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verildiği ve kararın bu şekilde kesinleştiği anlaşıldığından, davalıların eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu, süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunulduğu, işbu davada zamanaşımı yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak bulunmadığı, cezanın üst sınırına göre ceza zamanaşımı süresinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 104 üncü maddesinin ikinci fıkraları uyarınca 5 yıl, uzamış zamanaşımı süresinin ise 7,5 yıl olduğu, davacının 2000 yılında şirkete para yatırdığı buna karşın eldeki davanın 2013 yılında 7,5 yıllık zamanaşımı süresinden sonra açıldığı gözetilerek mahkemece davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerekeceği-
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; davalının tüzel kişi temsilcisi olduğu Bugün Gazetesi'nin 01.12.2014 tarihli nüshasının 13 üncü sayfasında yayınlanan "Önce Sabah- ATV'nin yolsuzluğunu çözün" başlıklı haber nedeniyle davacıların kişilik haklarının saldırıya uğradığı iddiası ile manevi tazminat ve kararın yayınlanması istemine ilişkindir...
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararların temyiz edilemeyeceği, temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde temyiz dilekçesinin reddine karar verilmesi gerektiği- Davalı yönünden davacı tarafından temyize konu edilen miktar 20.000,00 TL olup, Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından verilen kararların kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL'nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin davalıya yönelik temyiz dilekçesinin miktar nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği- Haberin toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu ve davacının kişilik haklarına saldırı amacı taşımadığı, kaldı ki basının, okuyucunun dikkatini habere çekmek amacı ile çarpıcı başlık ve ifadeler kullanmasının bir gazetecilik tekniği olması karşısında, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğundan da söz edilemeyeceği; basının, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumlu olduğu, Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında da benimsendiği gibi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ve toplumun ilerlemesi, bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade özgürlüğü, sadece kabul gören veya zararsız yahut kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil, aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli olup, yine pek çok kararında ifade özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya hatta kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini kabul ettiği, haberde kullanılan söz ve ifadelerin, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturmayacağı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığının anlaşılmasına göre, karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin davalı ... Gazetecilik A.Ş.'ye yönelik temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği-
Davalıya ait araçların köy yollarına verdiği zararın tazmini istemi- Taraflar arasında yapılan Protokolde, “onaylı detay projelerde belirtilen petrol boru hattının Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tesislerini geçişi esnasında boru hattı ile kesişme noktalarındaki mevcut yapılar, hattın geçirilmesini müteakip eski haline getirilecektir" düzenlemesinin yer aldığı, dosyadaki ibranamenin davacının iddiasına konu ağır tonajlı araçların geçişi sırasında köy yollarına verilen zararı kapsamadığı, bir başka ifade ile ibraname ile atıf yapılan protokolde davalı tarafından petrol boru hatlarının yapılması esnasında davacıya ait yapılarla kesişim noktalarındaki verilen zarara ilişkin olduğu, bozma öncesinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporları ile davacı idare zararının 141.262,60 TL. olarak belirlendiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü gerektiği-
4. HD. 13.05.2024 T. E: 2261, K: 4611
4. HD. 09.05.2024 T. E: 2023/11344, K: 4537
Davacı kuruma ait duvarların ve tel kafeslerin yeni olmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda duvarların ve tel kafeslerin yeniden yapım bedeli hesaplanırken yıpranma payının değerlendirilmediği, davacı kurumun yeni bir duvar ve tel kafes yaptıracağı varsayılarak maliyet hesabı yapıldığına göre; mevcut duvar ve tel kafeslerin yaşı ve teknik özellikleri gözetilerek hesaplanan tazminattan yıpranma payının düşülmesi gerektiği, öte yandan tazminat miktarının zarar hesabının dava tarihindeki veriler ve birim fiyatları yerine olay tarihindeki veri ve birim fiyatları esas alınmak suretiyle gerçek zarar ilkesine uygun şekilde belirlenmesi gerektiği-