Davalı bankanın ticari kredili müşterisi olan, davacı kurumun kesinti tarihi itibari ile davalı bankadan kullandığı kredi mevcut olup, alınan istihbarat ücretinin o tarihte kullanılmış bir kredi nedeni ile olmayıp müşterinin kredili limiti nedeni ile genel durumun takip amacıyla istihbarat işlemlerine ilişkin olduğu, kaldı ki; bu istihbarat işlemlerinin masraf gerektiren işlemler olduğu ve ne miktarda masraf sarf edildiğinin ortaya konamadığı, davacının bir kamu kurumu olduğu, davalı bankadan daha önceden kullandığı kredi sözleşmesi ve kredi limiti nedeni ile mali durumunun istihbarat çalışmaları gerekçesiyle masraf gerektiren bir işlem olduğu da ortaya konulmaksızın ücret tahsis edilmesinin hakkaniyete ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu-
Nafaka iradının, tarafların yaptıkları sözleşmeye (boşanma protokolüne) dayanması halinde bile indirilebileceği, tamamen kaldırılabileceği, ancak sözleşme (boşanma protoklü) ile kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın, yasada aranan şartlar gerçekleşmeden tamamen kaldırılmasını ya da indirilmesini istemenin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olacağı- Sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü üstlenen ya da karşı tarafın mali durumunun iyi olduğunu ve geçinmek için nafakaya ihtiyacı olmadığını bilen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması veya azaltılması yönünde talepte bulunmasının iyiniyet ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmayacağı, ancak karşılıklı sözleşmelerde, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa, sözleşme koşulları değişen koşullara uyarlanacağı kabul edildiğinden, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye (protokole) hakimin müdahalesinin gerekebileceği- Tarafların 12.07.2013 tarihli ilamı ile anlaşmalı olarak boşandıkları, "davalı için 500 TL yoksulluk ve müşterek çocuk için de 500 TL iştirak nafakasına" ve "protokolün onaylanmasına" karar verildiği, protokole uyarınca "davalı adına kayıtlı olan büfenin, okul kantini ve unlu mamul işletmesinin davacıda olacağı"nın kabul edildiği, vergi kaydı incelemesinde; davalı adına kayıtlı olan bir merkez ve iki şube işletmesinin 20.12.2013 tarihinde terk sebebiyle kapatıldığı, işletmelerin cüzi miktarda bağ-kur borcu olduğu, davacının gelirinde ciddi oranda azalma meydana geldiği, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının araştırılmasında; davacının iş buldukça şoför olarak günlüğü 20 TL'ye çalıştığı, 200 TL kira ödediği, tek yaşadığı, davalının ise asgari ücretle çalıştığı, akrabasının yanında kaldığı ve çocuğuna baktığı anlaşıldığından, mahkemece, boşanma kararından sonra davacının mal varlığında ve gelirindeki azalma karşısında, bunun kararlaştırılan nafaka miktarını ödemede ne ölçüde etkisi bulunduğu tartışılarak, başlangıçtaki denge gözetilerek sonucu dairesinde hüküm kurulması gerekirken "tarafların nafakaları protokol ile belirledikleri" gerekçesiyle "davanın reddine" karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davacının konut alımı için kredi aldığı, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 4077 sayılı Tüketici Korunması Hakkında Kanun'un 3, 10/B ve 21/3 maddelerine göre, konut kredisinin tüketici kredisi niteliğinde olduğunun kabulü ile davaya tüketici mahkemesince bakılması gerekirken, tüketici kredisinin ticari kredi olarak kabul edilmesi isabetli olmadığı - Kabule göre de sözleşmenin düzenlendiği tarih itibariyle 818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükte olduğu halde, uyuşmazlıkta uygulanma imkanı olmayan genel işlem şartları bakımından 6098 sayılı TBK'nın 20 ve 21. maddesinin uygulanmasının dahi doğru görülmediği-
Davalı banka tarafından, genel kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan nakit kredi ile ilgili olarak kom/mas tahsilat, limit talep tahsis ücreti adı altında davacıdan tahsil edilen tahsil edilen ücretin taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine, 5411 sayılı Bankalar Kanunu'nun 144. maddesine uygun olduğu-
Taraflar arasında bağıtlanan ticari kredi sözleşmesinin tarihleri gözönüne alındığında. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK. mad. 20 ve devamında düzenlenen genel işlem şartlarının somut olaya uygulanması olanağı bulunmadığından, işin esasına girilerek değerlendirme yapılıp sonuca göre karar verilmesi gerektiği-
Davacının davalı bankadan taşıt kredisi kullandığı ve bu kredinin teminatı olarak taşıt rehni kurulduğu, davacının taksitler halinde kredi borcunu ödedikten yaklaşık iki yıl sonra davalı bankadan kredi kartı aldığı ve kredi kartının kullanımından kaynaklanan borçlarını ödememesi üzerine hakkında banka tarafından taşıt kredisi ve rehin sözleşmesindeki “Müşteri, ... yazılı taşıtı/taşıtlarını gerek işbu taşıt kredisi sözleşmesinden, gerekse bankayla imzalamış olduğu başka sözleşmelerden ve/veya herhangi bir nedenden doğmuş doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere rehnettiğini, kabul ve taahhüt eder” hükmüne dayanılarak rehnin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibinde bulunulduğu, bunun üzerine davacı tarafından açılan menfi tespit ve rehnin kaldırılması talepli davada, taşıt kredisinden doğan borcunu ödeme ile sona erdiren davacı yönünden; fer’i nitelikte alacağa bağlı rehin hakkının da sona erdiğinin kabul edileceği- Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyle müzakere etmeden, tek taraflı olarak sözleşmeye koyduğu, tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyi niyet kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme koşulları haksız şart oluşturmakta olup, standart sözleşmelerde yer alan genel işlem şartlarından haksız olanlarının tüketici için bağlayıcı olmadığından, taşıt kredisi ve rehin sözleşmesine davalı banka tarafından karşı taraf ile müzakere edilmeden tek taraflı olarak sözleşmeye konulan maddenin; tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde iyiniyet kurallarına aykırı düşecek biçimde davacı tüketici aleyhine dengesizliğe yol açtığından, haksız şart niteliğinde olup davacı tüketici yönünden bağlayıcı sonuç doğurmayacağı-
Boşanma kararından sonra davacının mal varlığında ve gelirinde bir azalma olup olmadığı detaylı şekilde araştırılarak, azalma var ise bunun kararlaştırılan nafaka miktarını ödemede ne ölçüde etkisi bulunduğu tartışılarak, başlangıçtaki denge gözetilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekeceği-
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi de istenmesine rağmen bu konuda her hangi bir karar verilmemiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu- Davada sözleşmenin feshi istemine bağlı olarak davalı yana devredilen bölümün tapusunun iptali ile tescil talebi kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de tapusu iptal edilen bölümlerden bir tanesi davalılardan biri adına kayıtlı olduğundan, harç hesabı yapılırken bu hususun dikkate alınması gerektiği-
Tarafların gelir durumları, müşterek çocuğun yaşı, eğitim durumu ve genel ihtiyaçları doğrultusunda, anlaşmalı boşanma davasında protokol ile belirlenen iştirak nafakasının indirilmesinin hakkaniyete uygun bulunmadığı-
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 21/son maddesine göre sözleşmenin niteliğine ve özelliğine yabancı olan genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağı- İpotek akit tablosunda ipotek verenin ayrıca müteselsil kefil olduğuna ilişkin kaydın ipotek sözleşmesinin niteliğine ve özelliğine uygun olmadığı- Ancak ipotek 26.03.2008 tarihinde tesis edilmiş olup, tesis edildiği tarih itibariyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı- 6101 sayılı Yürürlük Kanunun 1. maddesi ve 7. maddesinin olayda uygulanma yeri bulunmadığından; davacı bankanın, ipotek akit tablosunda, ipotek limiti kadar müteselsil kefil olduğu belirtilen davalı aleyhine, takip tarihinde yürürlükte bulunan hükümlere göre takip yapabileceği-