Dava dilekçesi, bilirkişi raporu gibi herhangi bir belgeye atıf yapılarak hüküm kurulamayacağı, gerek tefhim edilen ve zabıtla belirlenen kararda, gerekse buna uygun düzenlenmesi zorunlu gerekçeli kararda hüküm altına alınan eşyanın cins, nitelik, miktar ve değerlerinin ayrı ayrı gösterilmesi ve taraflara yüklenen borç ile tanınan hakkın infazda güçlük çıkarmayacak biçimde belirtilmesi gerekeceği, bu yön gözetilmeden yazılı şekilde, hüküm altına alınan ziynet eşya bedeli miktarının gösterilmemesi suretiyle hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu-
Yargıtay uygulamalarında, dava konusu edilen bağımsız bölümde tapu maliki ile birlikte oturan veya bu bağımsız bölümden faydalanan kimselere karşı açılan davada, usul ekonomisi ve verilecek karardan hukuku etkilenecek olan tapu malikinin de davaya dahil edilip taraf teşkili sağlanması gerektiğinin kabul edildiği, adı gecen tapu malikinin de yöntemince davaya dahil edilmesi ve ondan sonra işin esasına girilip tüm delillerin toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın kabulünün doğru görülmediği, kabule göre de Mahkeme kararının hüküm kısmında, taşınmazdaki ana yapının onaylı mimari projesine aykırı olarak gerçekleştirilmiş bulunan değişikliğin projeye uygun eski haline getirilmesine ve eski hale getirme için 2 hafta süre verilmesine karar verilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmü gözardı edilerek, dava konusu edilen ve mahkemenin kararına dayanak yapılan bilirkişi raporunda saptanıp müdahalenin men'ine ve eski hale getirilmesine karar verilen hususların neler olduğu anılan kanun hükmü uyarınca kararın hüküm sonucu kısmında birer birer şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde açıkça yazılması gerektiği-
Taraflarca ileri sürülen istinaf sebeplerini ayrı ayrı incelenip, gerekçelendirilmeksizin soyut açıklama ile karar verilmesinin hatalı olduğu-
İİK m. 306/I uyarınca konkordatonun tasdiki kararında alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiği ve borçların hangi takvim çerçevesinde ödeneceğinin belirtilmesi gerektiği- Bölge Adliye Mahkemesince verilen tasdik kararında, her bir talep eden için ayrı ayrı tasdik edilen projelerde gösterilen vade sayısı, alacaklıların hangi ölçüde alacaklarından vazgeçtiklerine yer verilmeden ve ödeme takvimi yapılmaksızın verilen kararın infazının mümkün olmadığı- Tasdik edilen projenin faiz içermemesi, borçların ödenmesinin hem tasdik kararının kesinleşmesinden sonraya bırakılması hem de ödemelerin altmış ay gibi uzun vadeye yayılması dikkate alındığında, konkordato talebinden sonra mühlet hükümlerinin sağladığı hukuki korumadan faydalanan borçluların yeni bir süreden yararlandırılması yerinde olmadığı gibi tespit edilen ödeme süresi alacaklıları mağdur edecek ve konkordatonun amacı dışında finansman türü niteliğinde olacağı ve son kayyım raporu göz önüne alındığında tasdik edilen konkordatoya ilişkin ödemeler henüz başlamadığı hâlde talep eden şirketin zarar ettiği de görülmekle söz konusu projenin tasdikine karar verilmesi yerinde olmadığı- Talep edenlerin kaynaklarıyla orantılı olmayan, uzun ödeme süresi nedeniyle alacaklıların aleyhine olacak şekilde menfaat dengesini bozan tasdik talebinin her üç talep eden yönünden reddine karar verilmesi gerektiği-
İcra mahkemesince şikayet olunanın vekiline tefhim edilen kısa karar, HMK m. 297/2'ye uygun olduğundan, tefhim ile temyiz süresinin başlamış olacağı- Şikâyet olunan alacaklı vekili tarafından gerekçeli kararın kendisine tebliğinden sonra yeniden temyiz dilekçesi sunulmuşsa da şikâyet olunan alacaklı vekili, kararın kendisine tefhiminden itibaren on günlük temyiz süresi içinde icra mahkemesi kararını temyiz ettiğini ve gerekçeli kararı gördükten sonra ayrıntılı bir temyiz dilekçesi vereceğini belirten kısa bir temyiz dilekçesi sunmadığından daha sonra verilen temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabul edilemeyeceği- "HMK m. 321 uyarınca hükmün tüm unsurları ve gerekçesiyle açıklanmadığı hâllerde kanunun aradığı koşulları taşıyan bir bildirimin yapılmadığının kabul edilmesi gerektiği, kanun hükmünün de zorunlu nedenlerle bu bildirimin yapılmayabileceğini kabul ederek bu hâlde hüküm özetinin tutanağa yazdırılmasını yeterli gördüğü, ancak bu hâlde de kararın bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması zorunluluğunu getirdiği, bu zorunlulukla birlikte değerlendirildiğinde hükmün tüm unsurları ve gerekçesiyle birlikte açıklanmadığı hâllerde kısa sözlü bildirimin yetmediği ayrıca gerekçeli kararın tebliği yoluyla bildirim yapılması gerektiği, gerekçeli kararın geçerli bildiriminin de tebliğ olmasına göre kanun yolu süresinin bu tebliğden başlayacağının kanun hükmünün açık sonucu olduğu, İİK’nın 363. maddesindeki tefhim veya ibaresinden sonra yer verilen tebliğ sözcüğünü duruşmada bulunmayan tarafı kapsayan bir ibare olarak değil, duruşmada bulunup da kendisine kanunun aradığı şekle uygun tefhim yapılmayan tarafları da kapsayan bir ibare olarak kabul edilmesi gerektiği, somut olayda mahkemece tefhim edilen kısa kararda hüküm sonucunun tüm unsurlarının gösterilmediği ve kararın gerekçesinin de açıklanmadığı, bu durumda kanunun aradığı unsurları içeren bir tefhim bulunmadığından kararın taraflara tebliğ edilmesi ve kanun yolu süresinin de tebliğ tarihinden başlatılması ve temyiz dilekçesinin süresinde verildiğinin kabul edilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, kararın hatalı olduğu, şöyle ki, Mahkemenin önceki kararları bozulmakla önceki kararlar ortadan kalktığından, Mahkemece verilecek yeni kararda, HMK'nin 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyacak ve infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde, yargılama giderleri ile vekâlet ücreti yönünden de yeniden karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu-
Kurum işleminin iptali ve tespit davası- Usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte bir direnme kararının da bulunmadığı- Mahkemece dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında belirtildiği, açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı nitelikleri haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar ve hüküm fıkrası oluşturulması gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince kadının yoksulluk nafakası talebine yönelik kurulan gerekçede ".... Davacı-karşı davalı vekili dilekçeler aşaması geçtikten sonra verdiği 14.06.2024 tarihli dilekçesi ile yoksulluk nafakası talep etmiştir. Davacı-karşı davalı vekilinin dilekçesi ıslah dilekçesi mahiyetinde olmayıp talep dilekçesi niteliğinde olması nedeniyle talebinin değerlendirilme imkanı bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince davacı-karşı davalı tarafın yoksulluk nafakası talebinin reddi kararı hatalı olmuştur. Bu doğrultuda davacı-karşı davalının yoksulluk nafakası talebi yönünden verilen hükmün kaldırılmasına, davacı-karşı davalının yoksulluk nafakası talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına hükmetmek gerekmiştir..." dendiği, ancak hüküm kısmında "...Davacı-karşı davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin dilekçeler aşamasında usulüne uygun talebi olmaması, usulünce bu yönde ıslahı da bulunmadığından reddine..." karar verilerek yoksulluk nafakası yönünden gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı anlaşıldığından, kadının yoksulluk nafakası talebi yönünden gerekçe ve hüküm arasında çelişki yaratılmadan, 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine uygun biçimde, gerekli unsurları içeren bir karar verilmesi gerektiği-
Müteselsil kefil aleyhine başlatılan itirazın iptali davasında; alacağın banka kayıtlarına intikal tarihi yerine gerçek temerrüt tarihinin esas alınması gerektiği ve hüküm fıkrasında asıl alacak miktarının açıkça belirtilmemesinin infazda tereddüt yaratacağı-
Mahkemece verilen ilk kararda davacı lehine 200,00 TL alacağa hükmedildiği, bu kararın sadece davacı tarafından temyiz edildiği, söz konusu karar davalılar tarafından temyiz edilmediğinden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu halde , Mahkemece usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirdiği-