HMK 448. maddesi uyarınca bu kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı, yetki itirazları hakkında 6100 s. HMK'nun yürürlüğe girmesinden önce red kararı verilmiş olduğundan o yöndeki işlemlerin artık tamamlanmış olacağı ve HMK'nun 17. maddesinin uygulama yeri bulunmadığı-
6101 sayılı TBK.’nun Yürürlüğü ve Uygulanma Şekli Hakkındaki Kanun 7. maddesine göre; TBK.’nun faize ilişkin 88 ve temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinin görülmekte olan davalarda da uygulanacağı-
Mahkemece “davacı tarafından verilen hizmet karşılığında kapalı fatura düzenlenmiş olmasının borcun ödendiğine karine teşkil ettiği, karinenin aksinin davacı tarafından ispat edilemediği, ispat yükünün davacıda olduğu, bu durumda davalıya yemin ihtaratı yapılması ve davalının bu ihtarat karşısında yemin teklif etmesinin geçersiz olduğu” gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş olmasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığı-
Davalı “müşterek borçlu müteselsil kefil” sıfatıyla, ödenmeyen kredi borcundan kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçlarından sorumludur. 09.07.2007 tarihli genel ticari kredi sözleşmesinde, kredi limitinin 10.000 TL., kefil olunan miktarın 12.500 TL olduğu dosya içeriğinden sabittir. Davalı “daha sonra alınan 50.000 TL’lik kredi limiti artırımı ve bu miktardan haberi olmadığını” savcılık beyanında da belirtmiştir. Hal böyle olunca, davalının ilk genel ticari kredi sözleşmesindeki miktardan, kefalet limiti ve kendi temerrüdünün hukuki sonuçları ile sorumlu olduğu gözetilmeden, davanın tümden reddedilmesinin bozmayı gerektireceği-
Taraflar arasındaki itirazın iptali davası-
Dava, faturadan kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Faturanın akdi ilişkiyi, mal teslimini ya da hizmet alımını tek başına kanıtlayamayacağı, davacı satıcının, davalıya mal teslimini usulüne uygun delillerle kanıtlamakla yükümlü olduğu, bu durumda ispat yükü üzerinde olan davacıdan bu yöndeki delileri sorulup tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesinin bozmayı gerektireceği-
Dava konusu borcun takipten önce ödendiği mahkeme tarafından saptanmış olması karşısında, ödemeye rağmen takip yapan davacının takibinde kötüniyetli olduğunun kabulü ile, davalı yararına kötüniyet tazminatına hükmetmek gerekeceği-
Süresinden sonra yapılan itiraz icra takibini durdurmayacağından ve somut olay bakımından süresinde yapılmış bir itirazdan söz edilemeyeceği için dava konusu icra takibi kesinleşmiştir. Dava şartlarının re’sen gözetilmesi gerektiğinden, somut olayda da dava şartı oluşmadığından, başka bir anlatımla kesinleşmiş icra takibine karşı dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığından, davanın bu nedenle reddi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektireceği-
Davacı, “dava konusu malların teslim edildiğine” dair sevk irsaliyeleri sunmuş, bu sevk irsaliyelerinde “teslim alan” kısımlarında isim ve imzanın bulunduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece, bu irsaliye ve faturalardaki imzalar konusunda davalı şirketin yetkili temsilcisinin isticvabı ile gerektiğinde irsaliye ve faturalarda imzaları bulunan kişilerin davalının yetkili temsilcisi veya çalışanı olup olmadığı araştırılıp, varılacak sonuca göre karar gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm oluşturulmasının bozmayı gerektireceği-
Ödeme makbuzunda “ödemenin senede mahsuben yapıldığı” yazılı olduğuna göre, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 101. maddesine göre, ödemenin takip konusu senede mahsuben yapıldığının kabulü gerekir. Davacının “ödemenin cari hesap borcuna mahsuben yapıldığına” dair iddiasını, usulüne uygun delille kanıtlaması gerekeceği-