Temerrüt faizi alacağının iflas masasına kayıt ve kabulü istemine ilişkin davada, taraflar arasında mevcut akdi ilişkiye göre ............. TL asıl alacağın olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmadığından, keza, taraflar arasında usulüne uygun şekilde yapılmış bir cari hesap sözleşmesinin varlığı ve buna göre davacı yana faiz ödemesi yapıldığı ileri sürülüp kanıtlanmış olmadığından, bunun dışında asıl alacağa faiz yürütülebilmesi için borçlunun TBK'nın 117.(BK'nın 101.) maddesi uyarınca temerrüde düşürülmesi gerekeceği-
Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükünün, davalı alacaklıda olduğu, davalı alacaklının alacağının varlığını ve miktarını, takipten önce düzenlenmiş ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilecek nitelikte olan usulüne uygun, birbirini doğrulayan yazılı delillerle kanıtlaması gerekeceği, her zaman düzenlenmesi mümkün olan çek ve bononun, alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yeterli olmadığı, senetler ve çeklerin ancak tarafları ve onların cüz'i ve külli halefleri yönünden delil niteliğinde olup, temel ilişkinin ve kambiyo ilişkisinin dışında kalan davacı üçüncü kişi bakımından bu nitelikte bir ispat vasıtası olarak kabul edilemeyeceği, öte yandan, alacağın miktarına göre diğer tarafın açık muvafakati bulunmadığı sürece tanık dinlenemeyeceği ve tanık beyanına dayalı olarak hüküm kurulamayacağı, davalı alacaklının savunma ve delilleri çerçevesinde alacağın gerçek olup olmadığının tartışılması, davalı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkinin ve davalının alacağının doğum tarihinin değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece, bilirkişi aracılığıyla, öncelikle, davacının takibinin dayanağı olan faturaya dayalı alacağının doğum tarihinin, davalının takip tarihinden önce olup olmadığının belirlenmesi, davacının alacağının doğum tarihinin davalının takip tarihinden sonra olduğunun belirlenmesi halinde, davacı, davalıya karşı muvazaa iddiasında bulunamayacağından, davanın reddine karar verilmesi, aksi takdirde, muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü davalı alacaklıda olduğundan, uyuşmazlığın esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği- Talep ya da davacı taleplerinden biri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi ya da dava konusu talepten başka bir konuda karar verilmesi halinde, böyle bir kararı davacı temyiz etmese dahi aleyhine kesin hükmün oluşmayacağı ve davalı yararına usuli kazanılmış hak doğmayacağı-
Takip dosyasındaki alacağın dayanağı olan çeklerin her birinin en geç düzenlenebileceğinin kabulü gereken tarih olan bankaya ibraz tarihleri, ihtiyati haciz ve takip tarihlerinden önce olduğu, bu durumda davalı alacağının daha önce doğduğunun kabulü gerektiği, buna göre de, sonraki tarihte doğan davacı alacakları bakımından muvazaa yaratılamayacağı- Davalının alacaklı bulunduğu 2. ve 3. sıralarda yer alan icra dosyalarına ilişkin davanın ve birleşen davasının HMK'nın 114/1-h ve 115/2. maddeleri uyarınca hukuki yarara ilişkin dava şartı noksanlığından reddine karar verilmesi gerekirken, harcı yatırılarak açılmış olan davaların daha sonra birleştirilseler de esas itibariyle bağımsızlıklarını korudukları bu itibarla asıl ve birleşen davalardaki talepler hakkında ayrı ayrı hüküm tesis gerektiği- Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hükmün, sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğuracağı ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmünün kurulması gerekeceği- İtirazın sadece alacağın esasına yönelik olduğu, hem esasa, hem sıraya ilişkin olmadığı, şayet böyle olsaydı önce sıraya itirazın incelenmesi, bu itirazın yerinde görülmemesi halinde esasa ilişkin itirazın incelenmesi gerekeceği-
Kayıt kabul davası bozma ilamına uyularak-
Muvazaa nedenine dayalı sıra cetvelinin iptali istemini inceleme görevinin İİK. mad. 142/1 uyarınca "asliye hukuk mahkemesi"ne ait olduğu- Davacı alacaklıların alacak tutarları ve yargılama giderleri, davalıya ayrılan paydan daha az olduğundan, davacı alacaklıların alacaklarını karşılamaya yeteceği ve bu durumda mahkemece, asıl ve her bir birleşen dava yönünden, davalıya ayrılan payın ilgili dosyadaki yargılama giderleri ve vekalet ücreti dahil olmak üzere önce davacıya ait icra dosyalarına ödenmesi, artan kısım bulunması halinde davalıya bırakılmasına karar verilmesi gerektiği-
TMSF'nin düzenlediği sıra cetvelinin iptaline idari yargının karar verebileceği- Mahkemece, tüzel kişiliği haiz Fon tarafından İİK hükümlerinden yararlanılarak düzenlenen ve idari işlem niteliğinde bulunan sıra cetvelinin dava konusu edildiği, davalı müflis iflas idaresinin TMSF adına tasfiye yürüttüğü, gerçek hasmın TMSF olduğu, bu cetvelde davacının alacağı ile ilgili alınan kararın iptalini amaçlayan davacının alacağının bulunup bulunmadığı, alacağı varsa cetvelin davacı alacağı ile ilgili kısmının iptali ile ilgili inceleme yapıp karar vermenin adli Yargının görevi dahilinde olmadığı, anılan kararın iptali üzerine idarece yeni bir karar alınarak davacının alacağının cetvele kayıt ve kabulüne karar verileceği gözönünde bulundurulup, HMK. mad. 114/1-b ve 115/2. maddeleri uyarınca kayıt kabul davasının usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
İflasta sadece mülkiyet hakkının istihkak iddiasına konu olabileceği, mülkiyet dışındaki ayni haklara ilişkin istihkak iddialarının İİK. mad. 235 uyarınca sıra cetveline itiraz davası olarak ileri sürülebileceği-
Davacının iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak üzere açtığı işe iade davası sonucu verilen feshin geçersizliğine ve işe iadeye ilişkin kesinleşmiş kararın, dava dışı alt işverence uygulanmadığı iddiası ile boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatının tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine icra takibi başlatmış olup; asıl işveren davalı şirket tarafından bu takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptali davasının açılmasına göre, davalı şirket ile aralarında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmayan dava dışı altişveren şirketin iflas etmiş olması somut uyuşmazlığın kayıt kabul davası olarak değerlendirilmesi sonucunu doğurmayacağı- Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesinin hatalı olduğu- Tarafların ileri sürecekleri deliller toplanıp talep edilirse davanın alt işveren ya da alt işveren iflas etmişse iflas idaresine ihbarı ile esas hakkında karar verilmesi gerektiği- 
Alacağın doğumuna veya miktarına karşı değil de sıra cetvelindeki paylaştırmaya itirazların İcra Mahkemesinde çözüleceği- HMK.' nın yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonra açılan sıra cetveline itiraz davalarında Asliye Hukuk Mahkemesi' nin görevli olduğu-
Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükünün, davalı alacaklıda olduğu, davalı alacaklının alacağının varlığını ve miktarını, takipten önce düzenlenmiş ve üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilecek nitelikte olan usulüne uygun, birbirini doğrulayan yazılı delillerle kanıtlaması gerekeceği, her zaman düzenlenmesi mümkün olan çek ve bononun, alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yeterli olmadığı, senetler ve çeklerin ancak tarafları ve onların cüz'i ve külli halefleri yönünden delil niteliğinde olup, temel ilişkinin ve kambiyo ilişkisinin dışında kalan davacı üçüncü kişi bakımından bu nitelikte bir ispat vasıtası olarak kabul edilemeyeceği, alacağın miktarına göre diğer tarafın açık muvafakati bulunmadığı sürece tanık dinlenemeyeceği ve tanık beyanını dayalı olarak hüküm kurulamayacağı, davalı alacaklının savunma ve delilleri çerçevesinde alacağın gerçek olup olmadığının tartışılması, davalı ile borçlu arasındaki hukuki ilişkinin ve davalının alacağının doğum tarihinin değerlendirilmesi, sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği- Haciz yolu ile takiplerde düzenlenen sıra cetveline itiraz davalarında ise, davanın kabulü halinde kıyasen uygulanması gereken İİK'nın 235/3. maddesi uyarınca davalıya ayrılan payın, yargılama giderleri ve vekalet ücreti de dahil olmak üzere öncelikle davacıya ödenmesine, artan kısım bulunması halinde, davalıya bırakılmasına karar verilmesi, sıranın değiştirilmesine ya da iptaline ya da sıra cetvelinin iptaline karar verilmemesi gerekeceği, sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen hükmün, sadece davanın tarafları bakımından sonuç doğuracağı ve verilen kabul kararı ile durumun tespiti ile yetinilmeyip, eda hükmü kurulması gerekeceği-