Murisin mirasçısı olmayıp, mirasçı olduğunu da iddia etmeyen davacı hazinenin "mirasçılık belgesinin iptali" istemine ilişkin açtığı davanın "aktif husumet yokluğu" nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği; davanın "hukuki yarar yokluğundan" reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu- Davacının "murisin ölüm tarihinin bulunmadığı, eş ve çocuk bilgisinin yer almadığı, mirasçısı bulunmaması durumunda mirasının Hazineye intikal edeceği, davanın Hazinenin mirasçılık iddiası nedeni ile açıldığı, sahte veraset ilâmlarına dayalı olarak yapılan tescil işlemleri nedeniyle Hazinenin yolsuz tescilden doğan zararları tazmin yükümlülüğünün bulunduğu, davaya konu olan veraset ilâmının, Hazine davaya dâhil edilmeksizin hasımsız olarak alındığı, iptale konu veraset ilâmı incelendiğinde yabancı uyrukluluk bulunmasına rağmen mirasçılık belgesinin sadece 7 gün içinde düzenlendiği, murisin mirasçıları Lübnan vatandaşı olduğundan bu ülke ile karşılıklılık bulunup bulunmadığı gibi hususların hiç tartışılmadan veraset ilâmı düzenlendiği" şeklindeki temyiz sebeplerinin yerinde görülmediği-
Tapunun beyanlar hanesine şerh işlendikten sonra bu şerhi tapuda görmesine rağmen taşınmazı devir alan davacının iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemeyeceği, hâl böyle olunca, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlar nedeniyle Türk Medenî Kanunu'nun 1007. maddesi uyarınca Devletin sorumluluğuna gidilebilmesi için gerçek bir zararın ve tapu işlemleriyle nedensellik bağının bulunmasının şart olduğu, tapu kütüğünde 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uygulamasına tabi olduğuna dair şerh bulunan ve fiziki sınırları sabit olup ilk tesis kadastrosundaki bariz yazım hatası nedeniyle kütükte yüzölçümü fiili durumunun yaklaşık on katı fazla gösterilen taşınmazı devralan kişinin yerinde basit bir gözlemle dahi anlaşılabilecek bu durumu bilecek konumda olması karşısında Türk Medenî Kanunu'nun 2. ve 1020. maddeleri uyarınca iyiniyetli sayılamayacağı, bu durumda doğan zararın sicilin hatalı tutulmasından kaynaklandığından ve nedensellik bağından söz edilemeyeceğinden tazminat davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Çekişmeli taşınmazın orman vasfında olduğu gerekçesiyle tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın TMK'nın 1007. maddesi uyarınca tazmini istemi- Kuru tarım arazisi niteliğine göre, İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünün değerlendirme tarihi itibarıyla resmî verileri de dikkate alınarak tespit edilecek münavebe sistemine göre dava konusu taşınmazın değerinin belirlenmesinin gerekip gerekmediği-
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesi ve zapta karşı tekeffül hükümlerine dayalı tazminat davası- Bozma kararına uyularak oluşturulan hüküm Özel Dairesince incelenmediğinden, bu hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için de dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
Asıl davada tapu kaydının iptali nedeniyle tazminat isteminin kabulüne dair verilen kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edildiği ve bozulduğu, bu süreçte açılan birleşen dava ile ek tazminat talep edildiği, ancak bozma öncesi asıl davada hükme esas alınan bilirkişi raporundaki miktarın davalı Hazine lehine usuli kazanılmış hak teşkil ettiği ve bu husus gözetilmeden bozma sonrası alınan rapor doğrultusunda birleşen davanın kabulüne karar verilmesinin aleyhe hüküm verme yasağına aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği-
Anayasanın 46/son hükmü gereğince ilamın kesinleşme tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz uygulanacağı hükmünün kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı tazminat taleplerine ilişkin olduğu- İlamın konusunu oluşturan kadastro çalışmaları sırasında tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı TMK’nın 1007. maddesi uyarınca açılan tazminat davalarında faize ilişkin bu hükmün uygulanmayacağı-
Dava konusunu HMK 125/2 uyarınca yargılama devam ederken devralan davacı şirketin tapuda devir işlemi sırasında, söz konusu taşınmazın bir bölümünün hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumda olduğu- Devletin, davacıya satın aldığı taşınmazın bir bölümünün uyuşmazlık konusu ve mevcut kaydın doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, dolayısıyla söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini TMK 1020 uyarınca davacının bilgisine sunmuş olduğu ve bu itibarla taşınmaza ait tapu kaydının bir bölümüne orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisi oluşmadığı- Davacının tapu kaydına orman şerhi konulması sebebiyle bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zarar açısından tapu sicili kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklı olarak Devlete karşı bir tazminat hakkının doğduğundan söz edilemeyeceği- "Yargılama sırasında dava konusunu devralan kişinin, davacının yerine geçip, onun hak ve yetkilerini kullanacağı, başka bir anlatımla HMK 125 gereğince dava konusu alacağı devralan kişinin esas itibariyle önceki malike halef olacağı, ayrıca somut olayda anılan şerhin tek başına taşınmaz üzerinde özel mülkiyeti sona erdiren bir işlevinin bulunmadığı, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağını kesecek ölçüde zarar görenin ağır kusurunun olmadığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
TMK.m.1007 uyarınca uğranılan zararın istemi ile açılan davada, dava konusu taşınmaza yakın bölgelerden ve yakın zaman içinde satışı yapılan benzer yüzölçümlü satışları bildirmeleri için imkan tanınması, lüzumu halinde resen emsal celbi yoluna gidilmesi, taşınmazın değerlendirme tarihi itibarıyla emsal alınacak taşınmazın ise satış tarihi itibarıyla imar ya da kadastro parselleri olup olmadığı ilgili Belediye Başkanlığı ve Tapu Müdürlüğünden sorulması, ayrıca dava konusu taşınmazın; imar planındaki konumu, emsallere ve değerini etkileyen merkezi yerlere olan uzaklığını da gösterir krokisi ve dava konusu taşınmaz ile emsal taşınmazların resen belirlenen vergi değerleri ve emsal taşınmazların satış akit tablosu getirtilerek dava konusu taşınmazın değerlendirmeye esas alınacak emsallere göre ayrı ayrı üstün ve eksik yönleri ve oranları açıklanmak suretiyle yapılacak karşılaştırma sonucu değerinin belirlenmesi bakımından yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu marifetiyle mahallinde keşif yapılarak alınacak rapor sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği-
Kök murisin taşınmazın edindikten sonra tapu kaydına orman tahdit sınırları içerisinde kaldığına dair şerh konulduğu ve sonrasında taşınmazın 1/3'er oranında hisseler ile mirasçılar davacı ile dava dışı şahıslara intikal ettiği, aynı gün davacının diğer hissedarların 2/3 oranındaki hissesini de satın alarak taşınmazda tam hisse ile malik olduğu uyuşmazlıkta, davacının dava dışı şahıslara ait hisseleri devraldığı işlem sırasında, söz konusu taşınmazın hukuken özel mülkiyete konu olamayacak yerlerden olduğunu bilecek durumda olduğu- Devlet, yeni malikin bilgisine "satın aldığı 2/3 payın uyuşmazlık konusu ve mevcut kayıtların doğruluğunun an itibarıyla tartışmalı olduğunu, söz konusu sicil kayıtlarını bu hâliyle değerlendirmesi gerektiğini" sunmuş olduğundan, taşınmaza ait tapu kaydına orman şerhi konulması nedeniyle oluşan zarar ile Devletin tapu sicilinin doğru tutulmamasından kaynaklanan zararlara ilişkin sorumluğu arasında bir sebep sonuç ilişkisinin oluşmamış olduğu- "Orman şerhli taşınmazdaki paylarını devretmemiş olsalardı, davacının kardeşleri olan diğer mirasçılara tazminat ödeme yükümlülüğünde olduğu kabul edilen Devletin sorumluluğunun somut olayda ortadan kalkacağının kabulünün mümkün olmayacağı, önceki malik açısından tazminata yönelik hakkın varlığı kabul edilirken, kötüniyetli olduğu kanıtlanamamış yeni malikin de bu haktan faydalanması gerektiği, zarar ile sorumluluk arasında illiyet bağını kesecek ölçüde zarar görenin ağır kusurunun olmadığı, aksi kabulün mülkiyet hakkının ihlâli niteliği taşıdığı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-