2.parti mal bedeli olarak gönderildiği belirtilen sürastarya (demuraj) bedelinin sözleşme gereklerinin tam olarak yerine getirilmesi durumunda davacı tarafından kabullenilerek ödenmesi koşula bağlı olup sözleşme gerekleri dışına çıkıldığına göre, anılan koşul gerçekleşmediğinden belirtilen bedelin sorumlusunun davalı olduğu-
TTK.nun 588.maddesi (şimdi; Yeni TTK. mad. 676) gereğince, tahrifatlı olmamak koşuluyla senette rakam veya yazı ile yazılı bedel arasında bir fark varsa yazı ile yazılan bedele itibar olunur; ancak somut olayda takip dayanağı senedin, rakamla yazılı olan bölümünde bir düzeltme (tahrifat) mevcut olduğundan ve de bu düzeltme ayrıca HUMK.nun 298.maddesince tasdik edilmediğinden yazı ile yazılan bölüme bu gibi halde itibar edilemeyeceği-
Ayıp ihbarına ilişkin yasal sürelerin geçmesinden çok sonra, davacı satıcı şirketin, alıcı davalı şirkete, makinelerdeki ayıpların varlığını kabul ettiğini açıkça gösterecek ve bunların giderilmesini taahhüt ettiğini ortaya koyacak nitelikte bir çok yazı gönderdiğinin anlaşılması durumunda, artık, satıcının ayıp ihbarının süresi içerisinde olmadığı gerekçesiyle, bu ayıplar nedeniyle tekeffülünün bulunmadığını ileri süremeyeceği, böyle bir iddianın MK’nun 2. maddesindeki iyiniyet kurallarına da aykırı düşeceği– .
Kumaşlardaki ayıp iddiası davalı yanca ileri sürülüp savunulduğuna göre bu savunmayı kanıtlama yükünün davacı yükleniciye değil davalı iş sahibine düşeceği-
4369 sayılı yasanın 21.maddesi ile değiştirilerek 29 Temmuz 1998 tarihli resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren, 6183 sayılı yasanın değişik 35.maddesine göre “limited şirket ortakları şirketten tahsil imkanı bulunmayan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumlu olurlar ve bu kanun hükümleri gereğince takibe tabi tutulurlar” hükmü gereğince davacının sorumluluğunun hisse oranında olacağı-(NOT: 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. Maddesi’nin (5) ve (6). Fıkralar, Anayasa Mahkemesi’nin 19.03.2015 T. VE E: 2014/144, K: 2015/29 Sayılı Kararı İle İptal Edilmiştir.)
Davacının şirket yönetim kurulundan istifasının anılan madde hükmünde (yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 80. maddesinin sondan bir önceki fıkrasıdır) yer alan “haklı sebepler” kavramı içinde kabul edilmesi gerektiğinden, davacının üst düzey yöneticiliğinden istifa ettiği 22.06.1992 tarihine kadar ki prim ve gecikme zammı borcundan sorumlu olup, sonrasından sorumlu tutulamayacağı-
Uygulamada HUMK.nun 43/II.maddesi, kaynak kanun olan Neuchatel Kanunu gibi yorumlanarak “benzer dava nedeni” bulunması halinde seçimlik (ihtiyari) dava arkadaşlığının söz konusu olacağı ve TTK.nun 342.maddesi gözönünde tutulduğunda müdürler ve diğer çalışanlar hakkındaki davaların da aradaki bağlantı nedeniyle Ticaret Mahkemesinde birleştirilip görülmesinin mümkün olacağı-
Tespit, kurum işleminin iptali davasından dolayı yapılan yargılamada davacının çalıştığı konut yapı kooperatifiyle ilgili olarak kooperatif tüzüğü getirtilerek kooperatifte müdür atanıp atanmadığı araştırılmalı, varsa kooperatif müdürü ile birlikte yönetim kurulu üyeleri tanık sıfatıyla dinlenerek davacının hizmet ve mesaisinin tamamen kooperatif hizmetine hasredip hasretmediği, kendisine ücret ödenip ödenmediği, bu tespitini istediği dönemde başka çalışmasının olup olmadığı kooperatif defter ve muhasebe kayıtları da getirtilerek incelenmeli, etraflıca soruşturma yapıldıktan sonra ulaşılacak sonuca göre sigortalılık koşullarının bulunup bulunmadığı değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesinin gerekeceği-
Davacı davasında, fazla ödenen 13500 markın istirdadına ilişkin bir talepte bulunmamış olup; davacının talebi, salt sözleşmenin feshi ile, ödenenin istirdadına ilişkin olduğundan talep dışına çıkarılamayacağına ve sözleşmenin feshi isteği reddedilmiş olduğuna göre bu kalem isteğin de reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Davalı kooperatifin, icra takibine itiraz etmeyerek takibe konu bonodan dolayı borçlu olduğu hususuna kesinlik kazandırdığı, keşideci kooperatifin davaya konu bonodan dolayı borçlu olmadığını savunmuş bulunmasına göre ispat yükü kendisine ait olup bu hususu usulüne uygun olarak ispatlaması gerekeceği, her ne kadar davalı kooperatif kayıtları üzerinde yapılan incelemede senedin ve senet mukabilinde alınan malın kaydına rastlanmamış ise de, kayıtların usulüne uygun tutulmadığı bilirkişi incelemesi ile belirlenmiş olup, bu usulsüzlükten davalı kooperatifin yararlanmasının mümkün olamayacağı, o halde mahkemece davalı kooperatife bonodan dolayı borçlu olmadığı konusunda ispat yükü yüklenerek hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken ispat yükünün yanlış yöneltilmesi ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesinin doğru olmayacağı-
