Dava konusu taşınmaz, kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol niteliği ile bırakılmış olup; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 7/4. maddesine göre kadastro tutanağı düzenlenmeyen bu yerle ilgili olarak kadastroya tabi olması yolunda herhangi bir iddia vaki olmamış ve dava tarihine kadar geçen süre içerisinde hak arama yoluna başvurulmamıştır. Davanın, makul sürede açılmadığı ve dava konusu taşınmazın paftasında yol olarak gösterildiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıl geçmediği de dikkate alınarak asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Zarar henüz gerçekleşmemişse bir fiilin salt işlenmiş olmasının zamanaşımı sürelerinin başlaması için yeterli olmadığı- S.anın kullanılamaz hale getirilmesi nedeniyle kira kaybından kaynaklanan tazminat davası açıldığı,, daha sonra aynı nedenle farklı dönemlere ilişkin kira bedeli talep edildiği anlaşılmakla, lehine geçit hakkı kurulan ve imar uygulaması sonucu oluşan parsellerin malikleri olan davacılar, taşınmazlarının üzerinde bulunan geçit ve intifa hakkına konu olan sinemanın, aleyhine geçit hakkı kurulan davalıların maliki olduğu parselde kalan kısmının yıkılarak giriş kapısının örülmek suretiyle kullanımının imkansız hale getirilmesi nedeniyle zarara uğradıklarını iddia ederek, talep edilen tespit sonucu alınan bilirkişi raporunda belirlenen zarar bedelinin tazmini için maddi tazminat istem davayı açtıklarından mahkemece, davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle reddine karar verilmesinin hatalı olduğu, davacılar tarafından zararın halen devam ettiği ileri sürüldüğüne göre, zararın gerçekleşip gerçekleşmediği ve halen devam edip etmediği tespit edilmeden zamanaşımının gerçekleştiği kabul edilemeyeceği-
Davacıların miras payı oranında davanın tüm bağımsız bölümlere ilişkin olarak elatmanın önlenmesi isteği bakımından kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davanın taşınmaz malın aynına ilişkin olduğu ve konusunu oluşturan hakkın para ile değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu; böyle bir davada, HUMK’nun 413. ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 16. maddesi uyarınca dava değerinin ve buna göre alınacak harcın, elatılan yerin değeri ile talep edilen ecrimisil toplamından ibaret olacağı-
Başkasına ait taşınmazı iyiniyetli olarak elinde bulunduran kimsenin taşınmaza yapmış olduğu faydalı ve zaruri masrafları isteme hakkı olduğu, böyle bir talebin ayrı bir davaya konu edilmeksizin aynı dava içinde savunma yoluyla yapılmasının olanaklı olduğu, bu hususta davalıların taşınmazda hangi zorunlu ve faydalı masraflar yaptığının tespit edilmesi ve belirlenecek bedel mahkeme veznesine depo edildiği takdirde elatmanın önlenmesine karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davaların Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görüleceği-
Mahkemece, öncelikle davada ileri sürülen isteklerden el atmanın önlenmesi isteği ile ilgili olarak keşfen saptanan dava değeri üzerinden peşin harcın alınmasının, bu zorunluluk yerine getirildiği taktirde davaya devam edilmesinin gerekeceği-
E.tmanın önlenmesi,yıkım,tazminat-
Mahkemece elatmanın önlenmesi isteği bakımından çekişmeli taşınmazla ilgili olarak davacı tarafından bir değer belirtilmediği gözetilmek suretiyle, davacıya çekişme konusu taşınmaz malın değerinin sorularak açıklattırılması, değere itiraz edilmesi halinde keşfen değerin saptanması, belirlenecek değer üzerinden nispi tarifeye göre harcın tamamlatılması, ondan sonra işin esası incelenerek hükme bağlanması gerekirken, kabul edilen ecrimisil değeri üzerinden harç alınmakla yetinilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-