Hükmün verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle ilamın zamanaşımına uğradığı, davalının bu on yıllık sürenin geçmesinden sonra ilamın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiş olduğu gözetildiğinde, mahkemece, ilamın zamanaşımına uğradığı nazara alınarak yeniden hüküm kurulması gerektiği-
Somut olayda hasar talebi maddi hasarlı trafik kazasından kaynaklansa da, zararda suç teşkil eden eylemin TCK’nun 179. maddesinde öngörülen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçunu oluşturduğu ve takibe bağlı alacağın tabi olduğu zamanaşımı süresinin bu maddede öngörülen suç nedeniyle sekiz yıl olduğu, ceza zamanaşımı süresi dolmadığından davanın da zamanaşımına uğramadığı, mahkemece zamanaşımına ilişkin kurallar yerine hak düşürücü süreye ilişkin açıklamalar yapılmak suretiyle esasa yönelik olarak karar verilmiş olması doğru değil ise de; ceza zamanaşımı süresinin dolmadığı dikkate alındığında netice olarak esas yönünden inceleme yapılmasının doğru olduğu- Somut olay bakımından itiraz ile takip durduğundan zamanaşımı süresinin de durmuş olduğunun kabulünün gerektiği, eş söyleyişle borçlunun itirazı ile itirazın iptali davası arasında iki yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğinin kabulü ile alacaklıya tanınan bir yıllık hak düşürücü sürede itirazın iptali dava açma hakkını ortadan kaldırdığından bu süre içinde zamanaşımının işlemeyeceğinden direnme kararının bu gerekçelerle uygun bulunmasına karar verilmesi gerektiği yönünde görüşler ileri sürülmüş ise de Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
2330 sayılı Yasa uyarınca rücuen tazminat istemi-
Zamanaşımının alacak hakkını sona erdirmeyip, hakkı eksik borç haline dönüştüreceği ve alacağın dava edilebilme özelliğini özelliğini ortadan kaldırdığı-
Kısmi dava açılması halinde zamanaşımının yalnız alacağın kısmi dava konusu yapılan miktarı için kesileceği, ancak talep konusu yapılmayan geri kalan kısım bakımından ise zamanaşımı işlemeye devam edeceği- HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak kısmi dava şeklinde açılan eldeki davanın, HMK’nın yürürlüğe girmesiyle kendiliğinden belirsiz alacak davasına dönüşmeyeceği- Davacı tarafın ıslahla artırdığı miktar yönünden 6762 sayılı TTK’nın 1268’inci maddesinde öngörülen iki yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle bu kısma ilişkin istemin reddine karar verilmesi gerektiği- Bir usul işleminin, yargılama sırasında yapılmaya başlanıp, tamamlandıktan sonra, yeni bir usul kuralı yürürlüğe girerse, söz konusu işlem geçerliliğini koruyacağından, davanın açıldığı tarihte HUMK yürürlükte olup, davanın belirsiz alacak davasının açılasının mümkün olmadığı, bu durumda dava açılarak taraf usul işlemlerinden olan 'davanın açılması işleminin' tamamlanmış olduğu, yeni kanunla belirsiz alacak davası açılması mümkünse de bu taraf usul işleminin eski kanun döneminde mevcut olmadığı-
Mahkemece verilen hüküm tarihi ile taraflara tebliğ tarihi arasında on yıldan fazla süre geçtiğinden ve zaman bakımından uygulanması gereken mülga 818 s. BK. mad. 135/2 gereğince, hüküm, verildiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrayacağı belirtildiğinden, bu sürede zamanaşımını kesen sebeplerin varlığının kanıtlanamaması halinde alacağa ilişkin mahkeme kararının zamanaşımına uğrayacağı- Mahkeme, verilen hüküm kendiliğinden değiştiremeyeceğinden, verilen hüküm zamanaşımına uğramış olsa bile temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça, mahkemenin davayı tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedemeyeceği-
Ödemenin, ödeme tarihinden itibaren geriye doğru beş yıllık dönemde muaccel hale gelmiş alacak için işlemekte olan zamanaşımını kestiği ve yeniden işlemeye başlayacak zamanaşımı süresinin de beş yıl olduğu-
Asliye Hukuk Mahkemesince 29.07.2005 günü görevsizlik kararı verilmiş ve Yargıtay 13. Hukuk Dairesi bu kararı onamış olup, mahkeme kararına bağlanmış bir borcun söz konusu olmadığı ve bu nedenle ilam zamanaşımından söz etmenin mümkün olmadığı-
İlamlı icra takiplerinde zamanaşımı süresinin on sene olduğu-
Hüküm tarihi ile kararın taraflara tebliğ tarihi arasında on yıldan fazla süre geçtiği, hükmün verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle ilamın zamanaşımına uğradığı, davalının "bu on yıllık sürenin geçmesinden sonra ilamın zamanaşımına uğradığını" ileri sürerek hükmü temyiz etmiş olduğu gözetildiğinde, mahkemece "ilamın zamanaşımına uğradığı" nazara alınarak yeniden hüküm kurulması gerektiği- İlam zamanaşımına uğramış olsa bile, temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça davanın tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedilemeyeceği-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • kayıt gösteriliyor