Hüküm tarihi ile taraflara tebliğ tarihi arasında on yıldan fazla sürenin geçtiği, zaman bakımından uygulanması gereken mülga 818 sayılı Kanun'un 135 inci maddesi gereğince hükmün, verildiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrayacağı, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 11.04.1940 tarihli ve 1939/15 E., 1940/70 K. sayılı kararı uyarınca mahkemenin, verilen hükmü kendiliğinden değiştiremeyeceği, ilam zamanaşımına uğramış olsa bile temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça davayı tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedemeyeceği, bu itibarla mahkemece davalı şirketin ilam zamanaşımı itirazları gözetilerek yeniden hüküm kurulması için kararın bozulması gerekeceği-
Davacı tarafından, vekalet ücreti alacağına ilişkin olarak açılan kısmi dava ile eldeki davaya konu alacağın aynı hukukî ilişkiden doğmuş olduğu, kalan kısım için iş bu ek davanın açılmasının hukuken mümkün olduğu; kısmi davada Mahkemece, taleple bağlı kalınarak davanın kabulüne dair verilen kararın, temyiz incelemesi sonucu onanarak kesinleşmesiyle birlikte davacının azlinin haksız olduğunun da kesinleşmiş olmasına ve eldeki ek davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı anlaşıldığından kararın onanması gerektiği-
İlam zamanaşımına uğramış olsa bile temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça davayı tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedemeyeceği, bu durumda Mahkemece, bu ilkeler gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerektiği- Dava dilekçesi, davacı tarafça bildirilen ve ödeme emrinin tebliğ edildiği adrese değil doğrudan davalının mernis adresine tebligat zarfının üstüne mernis adresi olduğu belirtilerek tebliğ edildiği, şu halde, yapılan tebligatların usulsüz olup davalının savunma hakkının kısıtlandığı, bu nedenle taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Temyiz başvurusunun on yıllık zamanaşımı süresinden sonra yapılması nedeniyle hükmün zamanaşımına uğrayıp uğramadığı- Temyize konu hüküm tarihi ile kararın taraflara tebliğ tarihi arasında on yıldan fazla süre geçtiği- Zaman bakımından uygulanması gereken TBK m. 156/2 gereğince hükmün, verildiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrayacağı, bu sürede zamanaşımını kesen sebeplerin varlığı kanıtlanamazsa alacağa ilişkin mahkeme kararının zamanaşımına uğrayacağı-11.04.1940 T. 15/70 s. İBK uyarınca mahkemenin, verilen hükmü kendiliğinden değiştiremeyeceği-. İlam zamanaşımına uğramış olsa bile temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça davayı tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedemeyeceği, bu durumda mahkemece davalı vekilinin ilam zamanaşımı itirazları gözetilerek yeniden hüküm kurulması için kararın bozulması gerektiği-
İlam zamanaşımına uğradıktan sonra tebliğe çıkarılır ise, hüküm aleyhine olan tarafın, bunun üzerine temyiz yoluna başvurmak suretiyle hükmün yalnız ilamın zamanaşımına uğramış olması nedeniyle bozulmasını sağlayabileceği-
Hükmün verildiği tarihten itibaren on yıl geçmekle ilamın zamanaşımına uğradığı, davalının bu on yıllık sürenin geçmesinden sonra ilamın zamanaşımına uğradığını ileri sürerek hükmü temyiz etmiş olduğu gözetildiğinde, mahkemece, ilamın zamanaşımına uğradığı nazara alınarak yeniden hüküm kurulması gerekeceği-
Hüküm tarihi ile taraflara tebliğ tarihi arasında on yıldan fazla süre geçtiğinden ilamın zamanaşımına uğradığından tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
TBK.’nun 156. maddesi uyarınca zamanaşımının kesilmesiyle yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı- Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmışsa yeni sürenin on yıl olduğu aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilmiş ise de; dava konusu 'fark işçilik alacaklarının' bir senetle ikrar edilmediği, mahkeme veya hakem kararına da bağlanmadığı dikkate alındığında, sözü edilen kuralın somut uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmadığı- Zira 13.11.2014 tarihli yazı ve 21.02.2012 tarihli protokol uyarınca oluşturulan komisyon kararına göre belirlenen intibak derecesi kapsamında davaya konu ücret ve ücret dışı alacaklar belirlenebilir mahiyette olsa da açıkça borç miktarının gösterilmediği- Açıkça borç miktarının yer almadığı belgenin TBK.’nun 156. maddesinin 2. fıkrası anlamında senet olarak değerlendirilemeyeceği- Bu durumda dava konusu alacaklar için yeni sürenin, işçilik alacakları için öngörülen beş yıllık süre olması gerektiği- Sonuç itibariyle dava konusu fark işçilik alacaklarına uygulanması gereken zamanaşımı süresi beş yıl olup Milli Savunma Bakanlığının 13.11.2014 tarihli yazısı ikrar niteliğinde olduğundan zamanaşımı süresi bu yazı ile kesilmiş ve bu tarih itibariyle de yeni beş yıllık zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başladığı- Eldeki dava da 11.06.2019 tarihinde açıldığından beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı-
İlamlarda zamanaşımı süresinin on yıl olduğu- Hüküm tarihi ile ilamın taraflara tebliğ tarihi arasında on yıl geçtiğinden ilama bağlı borcun zamanaşımına uğramış olduğu-
İlam zamanaşımına uğramış olsa bile temyiz edilip Yargıtay tarafından bozulmadıkça davanın tekrar ele alıp zamanaşımı nedeniyle reddedilemeyeceği- Hükmün, verildiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrayacağı-
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • kayıt gösteriliyor